(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْرًا اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ وَاِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ

ve ƶ-ƶāriyāti ƶerven / fe l-Hāmilāti viḳran / fe l-cāriyāti yusran / fe l-muḳassimāti emran / innemā tūǎdūne le Sādiḳun / ve inne d-dīne le vāḳiǔn

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَالذَّارِيَاتِve ƶ-ƶāriyātiذ ر وSaçmak (tohum), dağıtmak, kökünden sökmek, düşmek, kapmak/alıp götürmek, yükseltmek veya uçurmak, (toz) kaldırmak rüzgar, elemek suretiyle ayıklamak veya seçmek, samanı (tahıldan) üflemek, elemek, ayıklamak, acele etmek.kaldıran(rüzgar)lara andolsun
2ذَرْوًاƶervenذ ر وSaçmak (tohum), dağıtmak, kökünden sökmek, düşmek, kapmak/alıp götürmek, yükseltmek veya uçurmak, (toz) kaldırmak rüzgar, elemek suretiyle ayıklamak veya seçmek, samanı (tahıldan) üflemek, elemek, ayıklamak, acele etmek.savurup
1فَالْحَامِلَاتِfe l-Hāmilātiح م لTaşımak, yüklenmek, sırtlamak, götürmek, iletmek, göstermek/sergilemek, bir şeyi sırtında veya başında taşımak, yük taşımak, hamile kalmak veya çocuk sahibi olmak (kadın), iftira veya dedikodu yaymak, birine binmesi için hayvan vermek, birini yük hayvanına bindirmek, öfke göstermek veya sergilemek, kendini yormak veya zorlamak, sorumluluk üstlenmek, birini bir şey yapmaya teşvik etmek, bir şey üretmek veya ortaya koymak [ağacın meyve vermesi gibi], bir şeyi anlatmak ve yazmak [özellikle bilim ve bilgi konuları], bir şeyi taşımak veya yapmak, iftira yükünü taşımak, suç isnat etmekyüklü (bulut)lara andolsun
2وِقْرًاviḳranو ق رKulakta ağır olmak, sağır olmak, kulakta ağırlık, nazik olmak, merhametli olmak, saygın olmakağır
1فَالْجَارِيَاتِfe l-cāriyātiج ر يAkmak, hızlıca koşmak, bir yol izlemek, meydana gelmek veya oluşmak, bir şeye yönelmek veya amaçlamak, sürekli veya kalıcı olmak, bir vekil veya görevli temsilci göndermek.akıp gidenlere andolsun
2يُسْرًاyusranي س رYumuşak/uysal/yönetilebilir/kolay/itaatkar/liberal olmak, miktar olarak azalmak/değersiz olmak, soldan gelmek, parçalara/bölümlere ayırmak, kolaylaştırmak/pürüzsüzleştirmek, uyarlamak/uyum sağlamak, kumar oklarıyla oynamak (el meysiri), risk içeren bir bahis oyunu.kolayca
1فَالْمُقَسِّمَاتِfe l-muḳassimātiق س مBölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.taksim edenlere andolsun
2اَمْرًاemranا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakiş(ler)i
1اِنَّمَاinnemāgerçekten
2تُوعَدُونَtūǎdūneو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)size va'dedilen
3لَصَادِقٌle Sādiḳunص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.mutlaka doğrudur
1وَاِنَّve inneve muhakkak
2الدِّينَd-dīneد ي نİtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin etmek, onu yönetmek/idare etmek, ona sahip olmak, bir şeye alışmak/adet edinmek, tasdik/onaylama, ölüm (herkesin ödemek zorunda olduğu bir borç olduğu için), belirli bir yasa/kanun, sistem, adet/alışkanlık/iş, bir davranış/hareket tarzı/yolu, geri ödeme/tazminat.ceza
3لَوَاقِعٌle vāḳiǔnو ق عDüşmek, başına gelmek, meydana gelmek, uygun olmak, olmak, gerçekleşmek, tespit etmek.olacaktır

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Andolsun tozutup savuranlara.

Abdulkadir Gölpınarlı

Andolsun tozutup savuranlara.

Adem Uğur

Tozdurup savuranlara,

Ahmed Hulusi

Andolsun o tozutup savuranlara.

Ahmet Tekin

Nesilleri devam ettiren kadınlara, dişilere, tozlaşmayı sağlayan rüzgârlara andolsun.

Ahmet Varol

Savurup atan (rüzgar)lara,

Ali Bulaç

Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,

Ali Fikri Yavuz

O tozutub savuran rüzgârlara,

Ali Rıza Safa

Yemin olsun; Tozutarak Savuranlara!

Bayraktar Bayraklı

- Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca akanlara, iş bölümü yapanlara yemin olsun ki, size vaad edilen kesinlikle gerçekleşecektir; ceza da kesinlikle olacaktır.

Bekir Sadak

(1-6) Esip savuran ruzgarlara, yagmur yuklu bulutlara, kolayca suzulen gemiler ve isleri yoneten meleklere and olsun ki, size soz verilen kiyametin kopmasi suphesiz gercektir. Odesme gunu gelecektir.

Celal Yıldırım

Tozup savuranlara,

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

1-2-3-4-5-6. Savurdukça savuranlara, yükü taşıyanlara, kolaylıkla akıp gidenlere, işleri taksim edenlere andolsun ki size vaad edilen şey kesinlikle doğrudur ve son yargılama mutlaka gerçekleşecektir.

Diyanet İşleri

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Diyanet İşleri (eski)

(1-6) Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Diyanet Vakfi

(1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O tozdurup savuranlara,

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O tozdurup savuranlara.

Elmalılı Hamdi Yazır

O tozdurup savuranlara

Erhan Aktaş

Esip savuranlara,

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Esip savuranlara,

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Esip savuranlara,

Fizilal-il Kuran

Esip savuranlara.

Gültekin Onan

Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara,

Hamdi Döndüren

Yemin olsun, savurup kaldıran rüzgârlara,

Hasan Basri Çantay

Tozutup savuran (rüzgar) lar,

Hasib Asutay

Tozdurup savuran (rüzgâr)lara,

Hayrat Neşriyat

Yemîn olsun zâriyât’a (o tozutup savuran rüzgârlara)!

İbni Kesir

Esip savuranlara.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun: Esip savuranlara,

Muhammed Esed

Düşün rüzgarları, tozları sağa sola savuran,

Mustafa İslamoğlu

İndiği yerden toz kaldırarak (hidayeti gönüllere) saçan;

Ömer Nasuhi Bilmen

Savurup dağıtan rüzgarlara andolsun ki,

Ömer Öngüt

Savurdukça savuranlara andolsun!

Suat Yıldırım

O tozutup savuran (rüzgârlara)

Süleyman Ateş

Savurup kaldıranlara,

Süleymaniye Vakfı

Yükseldikçe yükselenlere,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Zirveye tırmananlar

Şaban Piriş

Savurup tozutan rüzgarlara andolsun!

Tefhim-ul Kuran

Tozu dumana katıp savuran (rüzgâr)lara.

Ümit Şimşek

And olsun tozutup savuranlara.

Yaşar Nuri Öztürk

O tozutup savuranlara/o kırıp un ufak edenlere,

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

And olsun toz-torpağı ətrafa səpələyənlərə!

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Bei den die Wolken treibenden Winden,

Almanca — Der Edle Quran

Bei den heftig Zerstreuenden,

Almanca — M. A. Rassoul

Bei den heftig aufwirbelnden (Winden)

English (26)

Abdel Khalek Himmat

By the air in motion with any degree of force perceptible to the senses, conveying physical phenomena and distributing them over the universe.

Abdul Haleem

By those [winds] that scatter far and wide,

Abdullah Yusuf Ali

By the (Winds) that scatter broadcast;

Abul A'la Maududi

By the winds which scatter dust,

Aisha Bewley

By the scatterers scattering,

Al-Hilali & Khan

By (the winds) that scatter dust.

Ali Quli Qarai

By the scattering [winds] that scatter [the clouds];

Amatul Rahman Omar

I call to witness those (beings) who went forth to scatter (the Qur'ânic teachings) far and wide with a true scattering,

Arthur John Arberry

By the swift scatterers

Bijan Moeinian

Your Lord swears by the blowing winds.

E. Henry Palmer

By the scatterers who scatter!

Edip-Layth

By the atoms that scatter.

George Sale

By the winds dispersing and scattering the dust;

Hamid S. Aziz

(I swear) By the wind that scatters far and wide,

Mahmoud Ghali

And (by) the winnowers with (swift) winnowing.

Marmaduke Pickthall

By those that winnow with a winnowing

Mohamed Ahmed - Samira

I CALL TO witness those who scatter (dust) by dispersing,

Muhammad Asad

CONSIDER the winds that scatter the dust far and wide,

Mustafa Khattab

By the winds scattering ˹dust˺,

Progressive Muslims

By the winds that blow.

Sahih International

By those [winds] scattering [dust] dispersing

Sam Gerrans

By those scattering, dispersing,

Shabbir Ahmed

Consider those who scatter broadcast. (Individuals and communities that spread the Divine Word.)

Syed Vickar Ahamed

By (the winds) that scatter (around) the dust;

Taqi Usmani

By those (winds) that scatter dust,

The Monotheist Group

By the winds that blow.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Par les vents qui éparpillent!

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be, bi bayên belavker…

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Bij de heftig opjagenden,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Bij de winden, die het stof verspreiden en verstrooien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Я, Аллах) клянусь (ветрами) рассеивающими!

Rusça — Osmanov

Клянусь ветрами, рассеивающими прах,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

VID (vindarna) som virvlar upp (damm och vissna löv);