Muhammed Suresi 38. Ayet — Elfaz
İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.
1هَاأَنْتُمْhā entumişte sizinNida Edatı+Zamir
2هٰٓؤُ۬لَٓاءِhā'ulā'ionlarsınız kiİşaret Zamiri
3تُدْعَوْنَtud'ǎvneçağrılıyorsunuzMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek
4لِتُنْفِقُواli tunfiḳūinfak etmeyeTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
5فِيfīHarf-i Cer
7اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
8فَمِنْكُمْfe minkumama içinizdenİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+Zamir
9مَنْmenkimisiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10يَبْخَلُyebḣalucimrilik ediyorMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibب خ لCimri, eli sıkı, pinti veya aç gözlü olma, esirgemek.
11وَمَنْve menve kimseBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
12يَبْخَلْyebḣalcimrilik edenMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibب خ لCimri, eli sıkı, pinti veya aç gözlü olma, esirgemek.
13فَاِنَّمَاfe innemāşüphesizİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb+Engel Eki
14يَبْخَلُyebḣalucimrilik etmiş olurMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibب خ لCimri, eli sıkı, pinti veya aç gözlü olma, esirgemek.
15عَنْǎnkarşıHarf-i Cer
16نَفْسِهِnefsihikendi nefsineİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
17وَاللّٰهُve(a)llahuve AllahBağlaç+Lafza-i Celal
18الْغَنِيُّl-ğaniyyuzengindirMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatغ ن يİhtiyaçlardan özgür, istekleri olmayan, yeterlilik veya zenginlik durumunda olan; ikamet etti, yaşadı; gelişti, kendine yeten, şarkı söyledi/ilahi okudu; övdü, hicvetti
19وَاَنْتُمُve entumuve sizlerHaliye Edatı+Zamir
20الْفُقَرَاءُl-fuḳarā'ufakirsinizMarife (Belirlilik Takısı)+İsimف ق رFakir/yoksul/muhtaç olmak, ihtiyaç duymak, yoksulluk. Sırt kırıcı felaketle alt üst etmek, omurgada ağrı hissetmek.
21وَاِنْve inve eğerBağlaç+Şart Edatı
22تَتَوَلَّوْاtetevellevyüz çevirecek olursanızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · Tefa''ul Bâbıو ل يyakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak
23يَسْتَبْدِلْyestebdilyerinize getirirMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İstif'âl Bâbıب د لDeğiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme.
24قَوْمًاḳavmenbir toplumİsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
25غَيْرَكُمْğayrakumsizden başkaİsim+Zamirغ ي رgetirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek; dışında (münhasıran), hariç, olmadan; yalan; [a manãs] başkasının sözde hakkı olan şeye katılımından hoşlanmama; küçümseme şüphesinden kaçınmak için kutsal veya dokunulmaz olana özen gösterme; Müslüman bir hükümette özgür gayrimüslim tebaanın tanınma simgesi; devesinin eşyalarını üzerinden çıkarıp onu rahatlatmak ve kolaylaştırmak isteyen kişi. mughiraat - akıncılar.
26ثُمَّṧummesonra, ayrıcaBağlaç
27لَاlāHarf-i Nefi
28يَكُونُواyekūnūonlar olmazlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
29اَمْثَالَكُمْemṧālekumsizin gibiİsim+Zamirم ث لDik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya iyi bir durumda olmak, iyileşmeye yakın olmak, bir emre veya komutaya itaat etmek/uymak, benzemek, benzerlik veya eşdeğer olmak.