Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

fe ƶerhum yeḣūDū ve yel'ǎbū Hattā yulāḳū yevmehumu elleƶī yūǎdūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَذَرْهُمْfe ƶerhumو ذ رTerk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmekbırak onları
2يَخُوضُواyeḣūDūخ و ضYüzmek/yürümek/geçmek/girmek, bir şeyi diğerine getirmek, bir şeye nüfuz etmek veya yolunu zorlamak, bir şeyin içine dalmak, hata yapmak, yanlış/boş söyleme girmek, içeceği veya şarabı karıştırıp çalkalamak, bir iş hakkında yanlış veya uygunsuz şekilde davranmak.dalsınlar
3وَيَلْعَبُواve yel'ǎbūل ع بOyalanmak, eğlenmek, vakit geçirmek, şakalaşmak, boş zaman geçirmek, amaçsızca oyun oynamak, saçmalamak, aptalca davranmakve oynasınlar
4حَتّٰىHattākadar
5يُلَاقُواyulāḳūل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.kavuşuncaya
6يَوْمَهُمُyevmehumuي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecigünlerine
7الَّذِيelleƶī
8يُوعَدُونَyūǎdūneو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)kendilerine vadedilen

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Bırak onları, vaadedilen güne ulaşıncaya dek didinip oynasınlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Bırak onları, vaadedilen güne ulaşıncaya dek didinip oynasınlar.

Adem Uğur

Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.

Ahmed Hulusi

Bırak onları, vadolundukları sürece kavuşuncaya kadar (dünyalarına) dalsınlar ve oynasınlar!

Ahmet Tekin

Onları kendi hallerine bırak. Tehdit edildikleri günle karşılaşıncaya kadar, bâtıla dalıp, bilgisizce ileri geri konuşarak oynasınlar.

Ahmet Varol

Artık sen onları bırak, vaadedildikleri günlerine kavuşuncaya kadar dalsın ve oynasınlar.

Ali Bulaç

Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.

Ali Fikri Yavuz

Şimdi bırak onları (bâtıl inançlarına) dalsınlar, oynaya dursunlar; tâ vaad edildikleri (kıyamet) günlerine kavuşuncaya kadar...

Ali Rıza Safa

Artık, onlara aldırış etme. Kendilerine sözü verilen güne kavuşuncaya dek, aymazlık içinde oyalansınlar.

Bayraktar Bayraklı

Uyarıldıkları güne kavuşuncaya kadar bırak onları; eğlenceye dalsınlar, oynasınlar!

Bekir Sadak

Birak onlari, kendilerine soz verilen gune kavusana kadar, dalsinlar, oynasinlar.

Celal Yıldırım

Bırak onları, (tehdîd anlamında) va'd olundukları günlerine kavuşuncaya kadar (inkâr ve azgınlıklarına) dalıp oynasınlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Geleceği kendilerine söylenen günlerine ulaşıncaya kadar bırak onları dünyaya dalıp eğlensinler!

Diyanet İşleri

Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

Diyanet İşleri (eski)

Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.

Diyanet Vakfi

Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Şimdi bırak onları dalsınlar, oynaya dursunlar, va'dolunduklan günleri (gelip) çatasıya kadar!

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar

Erhan Aktaş

Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

Fizilal-il Kuran

Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oyalansınlar!

Gültekin Onan

Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

Hamdi Döndüren

Sen, onları kendi başlarına bırak da, tehdit olundukları günlerine kavuşuncaya kadar, boş konuşmalarına dalsınlar, oyalanıp dursunlar!

Hasan Basri Çantay

(Şimdilik) sen bırak onları, (baatılın içine) dalsınlar, (dünyalarında) oynaya dursunlar. Nihayet (azab ile) tehdid edilmekde oldukları günlerine kavuşdurulacaklardır.

Hasib Asutay

(Resulüm!) Bırak onları kendilerine söz verilen günlerine (24) kavuşuncaya kadar (bâtıla) dalsınlar, oynayadursunlar. (24. Kıyamet gününe.)

Hayrat Neşriyat

O hâlde bırak onları, tehdîd edilegeldikleri günlerine kavuşuncaya kadar (bâtıla)dalsınlar, oynasınlar!

İbni Kesir

Bırak onları, kendilerine vaadedilen güne ulaşıncaya kadar dalsınlar, oyalanıp dursunlar.

Mehmet Okuyan

Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.

Muhammed Esed

Onları bırak da vaad edilen (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar beyhude konuşmalarla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynayıp dursunlar!

Mustafa İslamoğlu

Artık onları bırak, geleceği vaad olunan günlerine kavuşuncaya kadar lafazanlıkla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynamayı sürdürsünler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık onları bırak, (beyhûde işlere) dalsınlar ve oyalanadursunlar. O vaadolundukları günlerine mülâki olacaklarına değin.

Ömer Öngüt

Bırak onları! Kendilerine vâdedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynayıp dursunlar.

Suat Yıldırım

Kendilerine bildirilen o hesap gününe kavuşuncaya kadar, onları kendi hallerine bırak, batıllarına dalsınlar, varsın oyalansınlar.

Süleyman Ateş

Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

Süleymaniye Vakfı

Artık onları bırak da tehdit edildikleri günle yüzleşinceye dek boş işlere dalsın, oynayıp dursunlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onları kendi hallerine bırak, boş işlere dalsınlar da tehdit edildikleri azap günüyle yüzleştirilinceye dek oyalanıp dursunlar.

Şaban Piriş

Bırak onları, kendilerine vaat edilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.

Tefhim-ul Kuran

Artık sen onları bırak; onlar vadedilen kendi günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.

Ümit Şimşek

Bırak onları, dalsınlar, eğlensinler, vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar.

Yaşar Nuri Öztürk

Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler; oynayıp oyalansınlar!

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onları burax, qoy vəd olunduqları günə qovuşanadək batil işlərə dalsınlar və bir müddət əylənsinlər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ya Peyğəmbər!) Qoy onlar vəʼd olunduqları günə (qiyamət gününə) qovuşana qədər (bihudə işlərə) qurşanaraq (dünyada özləri üçün) oynayıb əylənsinlər!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Laß sie hadern und spielen, wie es ihnen gelüstet, bis der Tag, der ihnen angedroht ist, sie plötzlich ereilt.

Almanca — Der Edle Quran

So lasse sie schweifende Gespräche führen und ihr Spiel treiben, bis sie ihrem Tag begegnen, der ihnen angedroht ist.

Almanca — M. A. Rassoul

So laß sie sich in eitler Rede ergehen und sich vergnügen, bis sie ihrem Tag begegnen, der ihnen angedroht wird.

Almanca — Muhammad Zaidan

Also laß sie sich unterhalten und Unfug treiben, bis sie ihren Tag treffen, der ihnen angedroht wird.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Let them drown themselves O Muhammad in the nonsensical and in vanities and engage in amusement which is the happiness of those who cannot think, until the encounter with the Day they have been promised.

Abdul Haleem

Leave them to wade in deeper and play about, until they face the Day they have been promised.

Abdullah Yusuf Ali

So leave them to babble and play (with vanities) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.

Abul A'la Maududi

So leave them alone to indulge in their vanities and to frolic about until they encounter that Day of theirs against which they have been warned.

Aisha Bewley

So leave them to plunge and play around until they meet their Day which they are promised.

Al-Hilali & Khan

So leave them (alone) to speak nonsense and play until they meet the Day of theirs which they have been promised.

Ali Quli Qarai

So leave them to gossip and play until they encounter their day which they are promised.

Amatul Rahman Omar

So leave them alone to indulge in vain talk and to keep themselves occupied with unreal things until they meet their time (of punishment) which they have been promised.

Arthur John Arberry

Then leave them alone to plunge and play, until they encounter that day of theirs which they are promised.

Bijan Moeinian

Let them be amused by their fabrications till they see the Day which is waiting them.

E. Henry Palmer

But leave them to ponder and to play until they meet that day of theirs which they are promised.

Edip-Layth

So leave them to speak nonsense and play until they meet their day, which they have been promised.

George Sale

Wherefore let them wade in their vanity, and divert themselves, until they arrive at their day with which they have been threatened.

Hamid S. Aziz

So leave them flounder in false discourses and sporting until they meet their Day which they are promised.

Mahmoud Ghali

So leave them out to wade (i. e., to become absorbed in) and play until they meet the Day which they are promised.

Marmaduke Pickthall

So let them flounder (in their talk) and play until they meet the Day which they are promised.

Mohamed Ahmed - Samira

Leave them to their vain discoursing and horse-play till they come to meet their promised day (of reckoning).

Muhammad Asad

But leave them to indulge in idle talk and play [with words] until they face that [Judgment] Day of theirs which they have been promised:

Mustafa Khattab

So let them indulge ˹in falsehood˺ and amuse ˹themselves˺ until they face their Day, which they have been warned of.

Progressive Muslims

So leave them to speak nonsense and play until they meet their Day, which they have been promised.

Sahih International

So leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised.

Sam Gerrans

So leave thou them alone to discourse vainly and play until they meet their day which they are promised.

Shabbir Ahmed

So let them chatter and play until they meet their Day which they have been promised.

Syed Vickar Ahamed

So leave them (alone) to talk aimlessly and play (with petty things) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.

Taqi Usmani

So, let them indulge (in their fallacy) and play, until they face their Day that they are promised.

The Monotheist Group

So leave them to speak nonsense and play until they meet their Day which they have been promised.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Laisse-les donc sʹenfoncer dans leur fausseté et sʹamuser jusquʹà ce quʹils rencontrent le jour qui leur est promis.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Tu wan di rewşa wan de bihêle, bila xwe di pûçiyê de berdin û bi dinyaya xwe dilxweş bibin, heyanî ku pêrgî wê roja ku soza wê ji wan re hatiye dayîn bên.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Laat hen maar kletsen en schertsen totdat zij hun dag tegenkomen die hun wordt aangezegd.

Hollandaca — Siregar

Laat hen in hun dwaling blijven en spelen totdat zij hun Dag ontmoeten die hun is aangezegd.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

Оставь же (о, Посланник) их [этих измышляющих на Аллаха ложь] погружаться (в своих ложных доводах) и забавляться (в этом мире), пока они не встретят свой день [день наказания], который им обещан (и это будет либо уже и в этом мире, либо в Вечной жизни).