Nisa Suresi 100. Ayet — Elfaz
Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah'a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükafatı Allah'a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
1وَمَنْve menher kimİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
2يُهَاجِرْyuhācirhicret eder/göçerMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · Mufâ'ale Bâbıه ج رTerk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr - kötü davranış, utanç verici eylem, saçma konuşma.
3فِيfī-ndaHarf-i Cer
5اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
6يَجِدْyecidbulurMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak
7فِيfī-nde/ndaHarf-i Cer
8الْاَرْضِl-erDiarz/yeryüzüMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
9مُرَاغَمًاmurāğamensığınakİsimر غ مHoşlanmamak, birini isteksizce davranmaya zorlamak. Toprak, toz. İstenen şey. Sığınak veya kaçış yeri, kişinin taşındığı veya transfer edildiği yer: veya kişinin gittiği veya uzaklaştığı yol, takip edilecek geniş yol, kale, sık ziyaret edilen yer, hisar, tahkim edilmiş yer, sığınaklarla dolu toprak.
12وَمَنْve menher kimBağlaç+Şart Edatı
13يَخْرُجْyeḣrucçıkarMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmak
14مِنْmin-den/danHarf-i Cer
15بَيْتِهِbeytihiyapısın-İsim+Zamirب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir
16مُهَاجِرًاmuhācirangöçürülmüş/çıkarılmışİsimه ج رTerk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr - kötü davranış, utanç verici eylem, saçma konuşma.
17اِلَىilāHarf-i Cer
18اللّٰهِ(a)llahiAllah'aLafza-i Celal
19وَرَسُولِهِve rasūlihive ElçisineBağlaç+İsim+Zamirر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
20ثُمَّṧummesonra, ayrıcaBağlaç
21يُدْرِكْهُyudrikhukendisine yetişirseMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıد ر كTakip etmek, izlemek, yakından takip etmek.
22الْمَوْتُl-mevtuölümMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansız
23فَقَدْfe ḳadmuhakkakSonuç Edatı+Kesinlik Edatı
24وَقَعَveḳaǎdüşerMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibو ق عDüşmek, başına gelmek, meydana gelmek, uygun olmak, olmak, gerçekleşmek, tespit etmek.
25اَجْرُهُecruhuonun mükafatıİsim+Zamirا ج رödül/tazminat/karşılık, hizmet için ücret/ödeme/maaş, kar
26عَلَىǎlāHarf-i Cer
27اللّٰهِ(a)llahiAllah'aLafza-i Celal
28وَكَانَve kāneveİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
29اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
30غَفُورًاğafūranüstünü örtendirİsimغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek