(32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

فَقَالَ اِنِّٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ رُدُّوهَا عَلَيَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ

fe ḳāle innī eHbebtu Hubbe l-ḣayri ǎn ƶikri rabbī Hattā tevārat bi l-Hicābi / ruddūhā ǎleyye fe Tafiḳa mesHen bi s-sūḳi ve l-'eǎ'nāḳi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَقَالَfe ḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
2اِنِّٓيinnīmuhakkak ben
3اَحْبَبْتُeHbebtuح ب بSevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, bir şeyi (su veya içecekle) doldurmak/doyurmak, pıhtılaşmak/pıhtı oluşturmak, sivilce/kabarcık/küçük püstüllerle ortaya çıkmak. Sevmek, hoşlanmak, dilemek.tercih ettim
4حُبَّHubbeح ب بSevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, bir şeyi (su veya içecekle) doldurmak/doyurmak, pıhtılaşmak/pıhtı oluşturmak, sivilce/kabarcık/küçük püstüllerle ortaya çıkmak. Sevmek, hoşlanmak, dilemek.sevgisini
5الْخَيْرِl-ḣayriخ ي رİyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak, ideal olmak (gerçek veya potansiyel fayda göstermek), her durumda ve herkes tarafından arzu edilmek, rütbe veya kalite veya itibar açısından yüksek olmak, başka bir kişi veya şeyden daha iyi olmak, şeylerin veya insanların en iyisi olmak, cömert olmak (cömertliğe sahip olmak ve göstermek), asalet veya üstünlüğe sahip olmak, durum veya koşul açısından yüksek olmak.mal
6عَنْǎn-tan (ötürü)
7ذِكْرِƶikriذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermekanmak-
8رَبِّيrabbīر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimi
9حَتّٰىHattānihayet
10تَوَارَتْtevāratو ر يAteş yakmak/üretmek, dolaylı/belirsiz şekilde ima etmek, bir şeyi kastederken başka bir şeyi kastetmiş gibi yapmak, saklamak/gizlemek/örtmek, gizleyen/örten bir şeyin arkasında, yardımcı/takipçi.(atlar) gizlendi
11بِالْحِجَابِbi l-Hicābiح ج بEngelleme/önleme/engelleyen/gizleyen/örten/koruyan/araya giren, saklamak, soyutlamak, bir şeyi örtmek/gizlemek/saklamak/gizlemek, iki şey arasına girmek.perde ile
1رُدُّوهَاruddūhāر د دGeri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek, karşılık vermek, cevaplamak. Maraddun - dönülen yer. Mardud - eski haline getirilmiş, önlenmiş. İrtadda (8. fiil) - geri dönmek, tekrar dönmek, iade edilmek. Taradda (5. fiil) - tedirgin olmak, ileri geri hareket etmek.getirin onları
2عَلَيَّǎleyyebana
3فَطَفِقَfe Tafiḳaط ف قBir şey yapmaya başlamak, bir şey yapmayı üstlenmek, girişmek, başlatmak/öncülük etmek, kesintisiz devam etmeksonra başladı
4مَسْحًاmesHenم س حSilmek, sürmek, çekmek, mesh etmek, okşamak, dokunmak, temizlemek, yağlamak, ölçmek, ölçüp biçmek, araştırmakokşamağa
5بِالسُّوقِbi s-sūḳiس و قPazara sürmek, sevk etmek, götürmek, yöneltmek, ayak diretmek, sürüklemek, arabayla gitmek, yönlendirmek, araç kullanmak, araba sürmekbacaklarını
6وَالْاَعْنَاقِve l-'eǎ'nāḳiع ن قUzun boyunlu olmak, boyunda incelme olmak. Kucaklaşmak. Boyun, insan topluluğu, ağaç gövdesi, yaprak veya meyve sapı, insanların başları veya şefleri, büyük kişiler anlamlarına gelir. 17:29'da mecazi bir ifade olarak 'yapma' anlamında kullanılmıştır.ve boyunlarını

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Getirin onları bana demişti, atlar getirilince de onların ayaklarını, boyunlarını okşamaya, yelelerini taramaya koyulmuştu.

Abdulkadir Gölpınarlı

Getirin onları bana demişti, atlar getirilince de onların ayaklarını, boyunlarını okşamaya, yelelerini taramaya koyulmuştu.

Adem Uğur

(32-33) Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Ahmed Hulusi

"Onları bana geri getirin" (dedi Süleyman). . . (Atların) bacaklarını ve boyunlarını (bu defa müşahede ile) mesh etmeye başladı.

Ahmet Tekin

Süleyman : 'Onları tekrar yanıma getirin' diye emretti. Atlar gelince onların bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Ahmet Varol

'Onları bana geri getirin' dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. [6]

Ali Bulaç

"Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Ali Fikri Yavuz

(Bunun üzerine, atlar kendisini meşgul edib ibadetten alıkoyduklarından onları Allah için kurban etmeye kasd etti ve şöyle dedi): “- Onları bana geri getirin.” Artık ayaklarını ve boyunlarını kesib kurban etmeğe başladı.

Ali Rıza Safa

"Onları, bana geri getirin!" Sonra, bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Bayraktar Bayraklı

"Onları bana tekrar getiriniz" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını ovmaya başladı.

Bekir Sadak

(32-33) Suleyman: «Dogrusu ben bu iyi mallari, Rabbimi anmayi sagladiklari, icin severim» demisti. Kosup, toz perdesi arkasinda kaybolduklari zaman: «Artik yeter, onlari bana geri getirin» dedi. Bacaklarini ve boyunlarini sivazlamaya baslamisti.

Celal Yıldırım

Sonra onları bana çevirin, demiş ve onların bacaklarını, boyunlarını okşamaya başlamıştı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(Daha sonra) “Onları bana geri getirin” dedi; bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı

Diyanet İşleri

(32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Diyanet İşleri (eski)

(32-33) Süleyman: 'Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim' demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: 'onları bana getirin' dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Diyanet Vakfi

(32-33) Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«Geri getirin onları bana!» dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

"Geri getirin onları bana" dedi ve tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Geri getirin onları bana, tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeğe başladı

Erhan Aktaş

"Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh etmeye başladı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh etmeye başladı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını sevgiyle okşamaya başladı.

Fizilal-il Kuran

Süleyman, «Atları bana getirin» dedi. Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Gültekin Onan

"Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Hamdi Döndüren

“Onları bana getirin!” (dedi. Atların) Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Hasan Basri Çantay

(Dedi ki:) "Onları bana döndürün". Hemen ayaklarını, boyunlarını okşamıya, taramıya başladı.

Hasib Asutay

'Onları (9) bana getirin' dedi. Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. (9. Atları.)

Hayrat Neşriyat

(Süleymân seyislerine:) 'Onları bana geri getirin!' (dedi.) Sonra (onlara sevgisinden) bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

İbni Kesir

Onları bana geri getirin, dedi, bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Mehmet Okuyan

(Sonra) “Onları (atları) tekrar bana getirin!” demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Muhammed Esed

"Onları bana getirin!" (diye emretti) ve bacakları ile boyunlarını (şefkatle) sıvazlamaya başladı.

Mustafa İslamoğlu

(Ardından) "Onları bana getirin!" (diyerek) başladı bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya.

Ömer Nasuhi Bilmen

Dedi ki: «Onları bana iade ediniz.» Hemen bacaklarını ve boyunlarını silip okşadı.

Ömer Öngüt

"Onları bana getirin!" (dedi). Bacaklarını ve boynunu okşamaya başladı.

Suat Yıldırım

(32-33) Onlarla ilgilenip "Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri severim." dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek onları seyredip durdu. Sonra: "Onları tekrar bana getirin!" deyip bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Süleyman Ateş

"Onları bana getirin" (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı.

Süleymaniye Vakfı

"Onları bana tekrar getirin" dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

"Onları bana tekrar getirin" dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Şaban Piriş

Onları bana getirin, demiş, getirilince de ayaklarını ve boyunlarını okşamıştı.

Tefhim-ul Kuran

«Onları bana geri getirin» (dedi). Sonra da (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Ümit Şimşek

'Onları bana getirin' dedi. Sonra onların boyunlarını ve bacaklarını okşadı.

Yaşar Nuri Öztürk

"Geri getirin bana onları!" dedi. Bacaklarını, boyunlarını sıvazlamaya başladı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Süleyman: “Onları yanıma qaytarın!”– dedi. O, atların qıçlarını və boyunlarını vurmağa başladı.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Süleyman dedi:) ″Onları (atları) mənə qaytarın!″ (Atlar qaytarılıb gətirildikdən sonra) onların qıçlarını və boyunlarını sığallamağa başladı. (Yaxud onu ibadətdən yayındırdıqları üçün onları qurban kəsib fəqir-füqəraya payladı).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

ʺBringt sie mir wieder zurück!ʺ Dann streichelte er sie an den Beinen und am Hals.

Almanca — Der Edle Quran

Bringt sie mir wieder her.ʺ Da begann er, ihnen die Beine und den Hals zu zerhauen.

Almanca — M. A. Rassoul

ʺBringt sie zu mir zurück.ʺ Dann begann er über (ihre) Beine und Hälse zu streichen.

Almanca — Muhammad Zaidan

ʺBringt sie mir zurück!ʺ Dann begann er sie über die Beine und die Hälse zu streicheln.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

There did Sulayman give orders, thus: "Bring them back to me, "he said". and he kept patting them on the necks passing his hand over the forenegs expressing fondness and endearment.

Abdul Haleem

‘Bring them back!’ [he said] and started to stroke their legs and necks.

Abdullah Yusuf Ali

"Bring them back to me." then began he to pass his hand over (their) legs and their necks.

Abul A'la Maududi

(he ordered): "Bring these horses back to me," and then he began to gently stroke their shanks and necks.

Aisha Bewley

Return them to me!’ And he set about slashing through their shanks and necks.

Al-Hilali & Khan

Then he said "Bring them (horses) back to me." Then he began to pass his hand over their legs and their necks (till the end of the display).

Ali Quli Qarai

‘Bring it back for me!’ Then he [and others] began to wipe [their] legs and necks.

Amatul Rahman Omar

(He said, ) `Bring them back to me. ' Then (as they were brought) he began to stroke their hind legs and necks (with kindness).

Arthur John Arberry

Return them to me!' And he began to stroke their shanks and necks.

Bijan Moeinian

Then [When he finished worshipping God, ] he said: "Bring them back to me [to bid farewell]" and he rubbed their legs and necks [some say he sacrificed them to show that he likes God more than his most favorite belongings. ]

E. Henry Palmer

bring them back to me;' and he began to sever their legs and necks.

Edip-Layth

"Send them back." He then rubbed their legs and necks.

George Sale

Bring the horses back unto me. And when they were brought back, he began to cut off their legs and their necks.

Hamid S. Aziz

(Then he said, ) "Bring them back to me"; and he began to slash (or stroke) their legs and necks.

Mahmoud Ghali

"Turn them back to me!" Then he took to striking (Or: slashing) their shanks and necks.

Marmaduke Pickthall

(Then he said): Bring them back to me, and fell to slashing (with his sword their) legs and necks.

Mohamed Ahmed - Samira

"Bring them back to me, " and he began to rub and stroke their shanks and necks.

Muhammad Asad

"Bring them back unto me!"- and would [lovingly] stroke their legs and their necks.

Mustafa Khattab

˹He ordered,˺ "Bring them back to me!" Then he began to rub down their legs and necks.[1] 

Progressive Muslims

"Send them back. " He then rubbed their legs and necks.

Sahih International

[He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks.

Sam Gerrans

“Return them to me!” Then he began to rub down their legs and necks.

Shabbir Ahmed

"Bring them back unto me!" - and would lovingly stroke their legs and their necks.

Syed Vickar Ahamed

(Then, he said:) "Bring them (the horses) back to me. " Then he began to pass his hand over (their) legs and their necks.

Taqi Usmani

(Then he said,) "Bring them back to me" - and he started passing his hands over the shanks and the necks (of the horses).

The Monotheist Group

"Send them back." He then rubbed their legs and necks.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ramenez-les moi.ʺ Alors il se mit à leur couper les pattes et les cous.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Ji ber vê yekê got) Wan ji min re bînin û (ji bo Xwedê) dest bi jêkirina pî û stûyên wan kir.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Brengt ze naar mij terug. Toen begon hij ze over de benen en de halzen te strijken.

Hollandaca — Siregar

Brengt ze naar mij terug.ʺ Daarna begon bij (de paarden) over de benen en de halzen te stirijken.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

Верните коней ко мне!ʺ [Когда их пригнали,] он стал подрезать им поджилки и рубить головы.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

För dem tillbaka till mig! Och då (de åter fördes fram till honom) strök han dem (med handen) över ben och manke.