(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّلِينَ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ

ve in kānū le yeḳūlūne / lev enne ǐndenā ƶikran mine l-evvelīne / le kunnā ǐbāde (a)llahi l-muḣleSīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاِنْve inve elbette
2كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinonlar
3لَيَقُولُونَle yeḳūlūneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleşöyle diyorlardı
1لَوْleveğer olsaydı
2اَنَّennekuşkusuz
3عِنْدَنَاǐndenāع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.yanımızda
4ذِكْرًاƶikranذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermekbir uyarı
5مِنَmine
6الْاَوَّلِينَl-evvelīneا و لilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıçöncekilerden
1لَكُنَّاle kunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinelbette biz olurduk
2عِبَادَǐbādeع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkulları
3اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
4الْمُخْلَصِينَl-muḣleSīneخ ل صSaf/hakiki/karışımsız/berrak olmak, güvende/emniyette/utanç veya zorluk ya da yıkımdan uzak olmak, insanların yanından çekilmek/ayrılmak, gelmek/yaklaşmak/ulaşmak, bir şeyi berrak veya saf yapmak, açıklamak/izah etmek/yorumlamak, birisiyle karşılıklı saflıkla davranmak, saf ve samimi olmak, bir şeyi veya kişiyi tamamen kendine mal etmek, saf ve samimi şekilde inanmak (ikiyüzlülükten uzak).halis

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve kâfirler, gerçekten de diyorlardı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve kâfirler, gerçekten de diyorlardı.

Adem Uğur

Putperestler şöyle diyorlardı.

Ahmed Hulusi

Muhakkak ki (o müşrikler) şöyle de diyorlardı:

Ahmet Tekin

Müşrikler kesinkes diyorlardı.

Ahmet Varol

Gerçi onlar kesin bir şekilde (şöyle) diyorlardı:

Ali Bulaç

Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:

Ali Fikri Yavuz

Doğrusu (Peygamberin gelmesinden önce Mekke halkı) şöyle diyorlardı:

Ali Rıza Safa

Aslında, şöyle diyorlardı:

Bayraktar Bayraklı

- Müşrikler, "Öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!" diyorlardı.

Bekir Sadak

(167-16) 9 Putperestler: «Oncekilerde oldugu gibi bizde de bir kitap olsaydi, Allah'in O'na icten baglanan kullari olurduk» derlerdi.

Celal Yıldırım

(167-168-169) Her ne kadar müşrikler, «yanımızda öncekilerden kalma bir kitap bulunsaydı, elbette bizler, Allah'ın hâlis kullarından olurduk» dlyorlardıysa da,

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

O putperestler hep şöyle derlerdi:

Diyanet İşleri

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

Diyanet İşleri (eski)

(167-169) Putperestler: 'Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk' derlerdi.

Diyanet Vakfi

(167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(167-169) (Müşrikler) şöyle diyorlardı: «Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve gerçek (şu ki, daha) önce şöyle diyorlardı:

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve gerçek, evvel şöyle diyorlardır:

Erhan Aktaş

Eğer diyecek olurlarsa:

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Eğer diyecek olurlarsa:

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Müşrikler, diyorlardı ki:

Fizilal-il Kuran

Putperestler şöyle diyorlardı.

Gültekin Onan

Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:

Hamdi Döndüren

Allah’a ortak koşanlar şöyle diyorlardı:

Hasan Basri Çantay

Hakıykat (müşrikler evvelce) şu kat'i sözü söylüyorlardı

Hasib Asutay

Ve (o müşrikler) diyorlardı ki:

Hayrat Neşriyat

(167-169) Ve (o müşrikler) doğrusu diyorlardı ki: 'Eğer şübhesiz bizim yanımızda(da) öncekiler(e verilenler)den bir kitab olsaydı, (biz de) elbette Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları olurduk.'

İbni Kesir

Onlar her ne kadar şöyle diyor idiyseler de;

Mehmet Okuyan

(Müşrikler) şöyle diyorlardı:

Muhammed Esed

Gerçek şu ki, o (hakikati inkar ede)nler her zaman şöyle derler:

Mustafa İslamoğlu

Ama bir de ısrarla şöyle diyenler var:

Ömer Nasuhi Bilmen

(167-169) Ve elbette ki, (kâfirler, evvelce) diyorlardı ki: «Eğer bizim yanımızda evvelkilerden bir kitap bulunmuş olsa idi. Elbette ki, biz Allah'ın ihlâsa nâil olmuş kullarından olur idik.»

Ömer Öngüt

Onlar diyorlardı ki:

Suat Yıldırım

(167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah’a ibadet eden halis kullarından olurduk."

Süleyman Ateş

Gerçi o(ortak koşa)nlar şöyle diyorlardı:

Süleymaniye Vakfı

Bunlar hep şöyle derlerdi:

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunlar daha önce şunu da söylerlerdi:

Şaban Piriş

Onlar, şöyle diyorlardı:

Tefhim-ul Kuran

Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:

Ümit Şimşek

Onlar ise şöyle deyip duruyorlardı:

Yaşar Nuri Öztürk

O inkarcılar şunu da söylüyorlardı:

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Müşriklər deyirdilər:

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Məkkə müşrikləri) təʼkidlə belə deyirdilər:

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Vor deiner Entsendung pflegten sie zu sagen:

Almanca — Der Edle Quran

Und sie pflegten zu sagen:

Almanca — Muhammad Zaidan

Und sie pflegten doch zu sagen:

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Notwithstanding that before the Prophet's mission there were those* who habited in falsehood and expressed their thoughts in words, thus:

Abdul Haleem

[The disbelievers] used to say,

Abdullah Yusuf Ali

And there were those who said,

Abul A'la Maududi

They used to say before:

Aisha Bewley

They used to say,

Al-Hilali & Khan

And indeed they (Arab pagans) used to say:

Ali Quli Qarai

Indeed they used to say,

Amatul Rahman Omar

And surely, these (infidels) used to say,

Arthur John Arberry

What though they would say,

Bijan Moeinian

The Disbelievers used to say:

E. Henry Palmer

And yet they say,

Edip-Layth

They used to say,

George Sale

The infidels said,

Hamid S. Aziz

And there are those who used to say,

Mahmoud Ghali

And decidedly they (i. e., the disbelievers) indeed used to say,

Marmaduke Pickthall

And indeed they used to say:

Mohamed Ahmed - Samira

They used to say:

Muhammad Asad

AND, INDEED, they [who deny the truth] have always been wont to say,

Mustafa Khattab

They certainly used to say,

Progressive Muslims

And they used to Say:

Sahih International

And indeed, the disbelievers used to say,

Sam Gerrans

And they say:

Shabbir Ahmed

And indeed the disbelievers used to say,

Syed Vickar Ahamed

And indeed they (the pagan Arabs) used to say,

Taqi Usmani

And they (the pagans) used to say,

The Monotheist Group

And they used to say:

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Même sʹils disaient:

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Her çiqas wan digot…

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zeiden steeds:

Hollandaca — Salomo Keyzer

De ongeloovigen zeiden:

Hollandaca — Siregar

En zij (de ongelovigen) zullen zeker zeggen:

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

А ведь они [мекканские многобожники] (до того, как Аллах отправил к ним пророка) упорно говорили:

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

FÖRR HÖRDES ofta de (som förnekar sanningen) säga: