Mü'minun Suresi 41. Ayet — Elfaz
Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
1فَاَخَذَتْهُمُfe eḣaƶethumuderken onları yakaladıİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
2الصَّيْحَةُS-SayHatuo korkunç sesMarife (Belirlilik Takısı)+İsimص ي حBağırmak/haykırmak, gürültü yapmak. Sayhatun - yıldırım, çığlık, patlama, korkunç ve güçlü gürültü.
3بِالْحَقِّbi l-HaḳḳigerçektenHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmek
4فَجَعَلْنَاهُمْfe ceǎlnāhumve onları getirdikBağlaç+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
5غُثَاءًğuṧā'ensel süprüntüsü halineİsimغ ث وYüzeyde köpük oluşturmak, üste çıkmak, suyun yüzeyinde köpük birikmek, sel suyunun taşıdığı çer çöp, köpük
6فَبُعْدًاfe buǎ'denuzak olsunİsti'nafiye Edatı+İsimب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme
7لِلْقَوْمِli l-ḳavmikavimHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
8الظَّالِمِينَZ-Zālimīneo zalimMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak