Meryem Suresi 39. Ayet — Elfaz
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
1وَاَنْذِرْهُمْve enƶirhumonları uyarBağlaç+Emir Fiil+ZamirEmir · Müfred Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.
3الْحَسْرَةِl-HasratihasretMarife (Belirlilik Takısı)+İsimح س رYorulmak, yorgun düşmek, bıkmak, yetersiz kalmak. Bir şeyi çıkarmak/sökmek/soymak/sıyırmak, soymak, süpürmek, batıp kaybolmak, alçak veya çekilmiş olmak, yorgun olmak, donuk veya sönük olmak, üzüntü veya keder veya pişmanlık ifade etmek, birini küçümsemek, birini rahatsız etmek veya sinirlendirmek, birini uzaklaştırmak, birinin üzüntü veya pişmanlık yaşamasına veya düşmesine neden olmak, tüy dökmek (kuşlar), yorgunluktan düşmek veya dökülmek, bir şeyi açığa çıkarmak, kaldırılmak veya temizlenmek.
4اِذْiƶo zamanZaman Zarfı
5قُضِيَḳuDiyehükmedilirMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق ض يTamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmak
6الْاَمْرُl-emruişeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
7وَهُمْve humonlarHaliye Edatı+Zamir
8فِيfīiçinde ikenHarf-i Cer
9غَفْلَةٍğafletingafletİsimغ ف لDikkatsiz, unutkan, ihmalkar, gafil, kasıtlı olarak ihmal eden veya bırakan veya uzaklaşan
10وَهُمْve humve onlarBağlaç+Zamir
11لَاlāHarf-i Nefi
12يُؤْمِنُونَyu'minūneiman etmezlerkenMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman