"Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.

اٰتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اٰتُونِٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا

ātūnī zubera l-Hadīdi Hattā iƶā sāvā beyne S-Sadefeyni ḳāle nfuḣū Hattā iƶā ceǎlehu nāran ḳāle ātūnī ufriğ ǎleyhi ḳiTran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اٰتُونِيātūnīا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekbana verin
2زُبَرَzuberaز ب رKuyuyu kaplamak, iç duvar, bir parçanın diğerinin üzerine inşası, kontrol etmek/kısıtlamak/yasaklamak, engellenmek/alıkonulmak/tutulmak, iyi/ustalıkla/sağlam yazmak, okumak/ezberden okumak, büyük/cesur/yiğit olmak (insan), ortaya çıkmak, taşlar, anlayış/kısıtlama/akıl, yazılı bir şey, mezmurlar, Davut'un Kitabı, Musa/Davut/Muhammed'in kitapları birlikte, demir parçası, örs, sırtın üst kısmı, güçlü/iri, siyah çamurkütleleri
3الْحَدِيدِl-Hadīdiح د دBir sınır belirlemek, (bir şeyi) tanımlamak, (bir suçluyu) cezalandırmak, engellemek, geri itmek, geri atmak, keskinleştirmek. Engellemek/önlemek/kısıtlamak, mahrum bırakmak veya alıkoymak veya yasaklamak/men etmek, yasaklamak, geri püskürtmek/uzaklaştırmak/önlemek, ceza veya ceza vermek, bir şeyi diğerinden işaret veya not ile ayırt etmek veya ayırmak, bir bıçağı bilemek veya keskinleştirmek, bir kişiye veya şeye keskin veya dikkatli veya özenle bakmak, hitabet veya zeka veya anlayış veya öfke açısından keskin [veya etkili] olmak.demir
4حَتّٰٓىHattāo kadar ki
5اِذَاiƶā
6سَاوٰىsāvāس و يdüzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviyeaynı seviyeye getirince
7بَيْنَbeyneب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinarasını
8الصَّدَفَيْنِS-Sadefeyniص د فUzaklaşmak, yan tarafa çekilmek, engellemek, önlemek, yasaklamak, men etmek. Sadaf - bariyer, engel, tıkanıklık, engel, kısıtlama, önleme, kesinti, sınırlama, yasaklama, kontrol, dağın dik yamacı.iki dağ yakasının
9قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
10انْفُخُواnfuḣūن ف خAğızla üflemek, nefes almak.üfleyin!
11حَتّٰٓىHattānihayet
12اِذَاiƶā
13جَعَلَهُceǎlehuج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakonu sokunca
14نَارًاnāranن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmakbir ateş haline
15قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
16اٰتُونِٓيātūnīا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekverin bana
17اُفْرِغْufriğف ر غBoş olmak, boşalmak, bir şeyi bitirmek, vazgeçmek, meşgul olmamak, diğer şeylerden uzak durmakdökeyim
18عَلَيْهِǎleyhiüzerine
19قِطْرًاḳiTranق ط رDamlamak, damıtmak (sıvı). Taqattara - yana düşmek. Taqatara - yan yana yürümek. Aqtar (qutrun'un çoğulu) - taraflar, bölgeler. Qitran - erimiş bakır, sıvı zift.erimiş katran

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Siz bana demir parçaları getirin. Dağların iki tarafı birbirine müsâvî olunca üfleyin dedi. Onu ateş haline sokunca da getirin de dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim.

Abdulkadir Gölpınarlı

Siz bana demir parçaları getirin. Dağların iki tarafı birbirine müsâvî olunca üfleyin dedi. Onu ateş haline sokunca da getirin de dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim.

Adem Uğur

Bana, demir kütleleri getirin. Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): "Üfleyin (körükleyin)!" dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi.

Ahmed Hulusi

Bana demir kütleleri getirin. . . Nihayet iki taraf arasını eşitleyince: "Nefhedin = körükleyin" dedi. . . Ta ki onu (demiri) kor haline getirince, "Getirin bana, üzerine eritilmiş bakır dökeyim" dedi.

Ahmet Tekin

'Bana demir kütükleri getirin.' Demir kütükler, iki dağın zirvesiyle aynı seviyeye geldiği vakit: 'Körükleyin' dedi. Demiri kor haline getirince: 'Getirin bana, üzerine bir miktar bakır eriyiği dökeyim.' dedi.

Ahmet Varol

Bana demir kütleleri getirin.' İki dağ yakasının arası denkleşince: 'Körükleyin' dedi. Onu ateş haline getirdiğinde de: 'Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim' dedi.

Ali Bulaç

"Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."

Ali Fikri Yavuz

Bana demir pikleri getirin, (dağların) tam iki ucu denkleştiği vakit körükleyin” dedi. Nihayet demiri bir ateş hâline koyduğu vakit: “-Getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim.” dedi.

Ali Rıza Safa

"Bana, demir kütleleri getirin!" İki dağın arasını aynı düzeye getirince, "Körükleyin!" dedi. Ateş durumuna getirince de şöyle dedi: "Bana, erimiş bakır getirin; bunun üstüne dökeceğim!"

Bayraktar Bayraklı

"Bana demir kütleleri getirin!" Kütleler iki dağın arasını doldurunca,"Körükleyin!" dedi. Demirler akkor haline gelince, "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

Bekir Sadak

(95-96) «ORabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gucunuzle yardim edin de sizinle onlarin arasina saglam bir sed yapayim.» Bana demir kutleleri getirin» dedi. Bunlar iki dagin arasini doldurunca: «Korukleyin» dedi. Demirler akkor haline gelince; «Bana erimis bakir getirin de uzerine dokeyim» dedi.

Celal Yıldırım

Bana demir kütleleri getirin». Bununla iki dağ arasını (doldurup eşit duruma gelince) Zülkarneyn, «körükleyin !» diye emretti. Sonunda demirler ateş haline gelince, «bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim» dedi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bana, demir kütleleri getirin.” Nihayet (vadiyi demirle doldurup) iki dağın arasını aynı seviyeye getirince, “Ateşi körükleyin!” dedi. Artık onu kor haline getirdiği vakit, “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim” dedi.

Diyanet İşleri

"Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.

Diyanet İşleri (eski)

(95-96) 'Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin' dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: 'Körükleyin' dedi. Demirler akkor haline gelince; 'Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim' dedi.

Diyanet Vakfi

«Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): «Üfleyin (körükleyin)!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim» dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: «Ateş yakıp körükleyin» dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. «Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim» dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bana demir kütleleri getirin. İki ucu denkleştirdiği vakit: "Körükleyin!" dedi. Demiri bir ateş haline getirince: "Getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim!" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bana demir kütleleri getirin, tam iki ucu denkleştirdiği vakit körükleyin dedi, tam onu bir ateş haline koyduğu vakit getirin bana dedi: üzerine erimiş bakır dökeyim

Erhan Aktaş

"Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.

Fizilal-il Kuran

Bana demir parçaları getiriniz. Getirdikleri demir parçalarının oluşturduğu yığını yanlardaki setlerin tepeleri ile aynı düzeye çıkarınca adamlara «körükleri çalıştırınız» dedi. Demir yığınını ateş haline getirince «Bana biraz erimiş bakır getiriniz de üzerine dökeyim» dedi.

Gültekin Onan

"Bana demir kütleleri getirin"; iki dağın arası eşit düzeye gelince "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim."

Hamdi Döndüren

“Bana demir kütleleri getirin!” İki dağın arasını aynı düzeye getirince, “Körükleyin!” dedi. Sonunda demir kor haline gelince de, “Bana, erimiş bakır getirin, üzerine dökeyim!” dedi.

Hasan Basri Çantay

"Bana demir kütleleri getirin". (O karşılıklı iki dağın) iki yanı tam denkleşdiği vakit "üfleyin" dedi. Nihayet onu (demiri) bir ateş haaline koyduğu zaman da "Getirin bana, dedi, üstüne erimiş bakır dökeyim".

Hasib Asutay

'Bana demir kütlelerini getirin.' Nihâyet dağın iki yanı arasını eşit düzeye getirince (vadiyi doldurunca), 'Üfleyin' dedi. (27) Artık onu (demiri) bir kor haline sokunca, 'Getirin bana üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim ' dedi. (27. Etrafına körükler ve odunlar koyup 'körükleyin' dedi.)

Hayrat Neşriyat

'Bana demir kütleleri getirin!' (dedi). İki dağ arası (bunlarla dolup) aynı seviyeye geldiği zaman: 'Körükleyin!' dedi. Nihâyet onu (o demir kütlelerini) kor hâline getirince: 'Getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim!' dedi.

İbni Kesir

Bana demir kütleleri getirin. Bunlar iki dağın arasını doldurunca; körükleyin, dedi. Nihayet o, bir ateş haline gelince; bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

Mehmet Okuyan

Bana demir kütleleri getirin!” Sonunda dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince “Üfleyin (körükleyin)!” demişti. Onu kor hâline sokunca da “Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim.” demişti.

Muhammed Esed

"Bana demir külçeleri getirin!" derken, demir (külçelerini) yığıp, iki yar arasındaki boşluğa doldurunca (onlara) "(Bir ocak kurun ve) körükleyin!" dedi. Nihayet, (demir iyice) kor haline gelince, "Bana ergimiş bakır getirin bunun üzerine dökeyim" dedi.

Mustafa İslamoğlu

(şimdi) bana demir plakalar getirin!" Nihayet iki dik yamaç arasındaki (boşluk) doldurulup düz hale gelince onlara "Körükleyin!" dedi. Sonunda demir akkor halini alınca, "Onun üzerine dökmek için bana ergimiş bakır getirin!" dedi.

Ömer Nasuhi Bilmen

«Bana demir parçaları getirin,» iki dağın arası bir seviyeye gelince «körükleyin,» dedi. Onu ateş haline koyduğu zaman da «getirin bana,» dedi, «Üzerine erimiş bakır dökeyim.»

Ömer Öngüt

“Bana demir kütleleri getirin!” Nihayet bunlar iki dağın arasını doldurup aynı seviyeye gelince: “Körükleyin!” dedi. Sonunda o demirleri kor haline getirdiğinde: “Getirin şimdi bana, üzerine erimiş bakır dökeyim!” dedi.

Suat Yıldırım

"Demir kütleleri getirin bana!" Zülkarneyn iki dağın arasını demir kütleleriyle doldurtup dağlarla aynı seviyeye getirince: "Körükleyin!" dedi. Tam onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim." dedi.

Süleyman Ateş

"Bana demir kütleleri getirin." (Zu'l-Karneyn) iki dağın arasını (demir kütleleriyle doldurtup dağlarla) aynı seviyeye getirince: "Üfleyin!" dedi. Nihayet o(demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca "Getirin bana, üzerine erimiş katran dökeyim," dedi.

Süleymaniye Vakfı

Bana demir kütleleri getirin." İki seddin etekleri arası dolup düzlenince "Körükleyin!" dedi. Demiri kora çevirince "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim." dedi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bana demir parçaları getirin." İki yakası eşitlenince "Ateşi körükleyin" dedi. Demiri ateşe çevirince "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.

Şaban Piriş

(95-96) -Rabbimin bana verdikleri, sizinkinden daha hayırlıdır. Bana gücünüzle yardım edin, bana demir kütleleri getirin de sizinle onlar arasına sağlam bir duvar yapayım, dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: -Körükleyin, dedi. Sonunda onu ateş haline getirdi. -Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim, dedi.

Tefhim-ul Kuran

«Bana demir kütleleri getirin,» iki dağın arası eşit düzeye gelince, «Körükleyin» dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: «Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.»

Ümit Şimşek

'Bana demir kütleleri getirin.' İki dağın arasını demir kütleleriyle düzleyince, 'Şimdi körükleyin' dedi. Onu ateş haline getirince de 'Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim' dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

"Bana demir kütleleri getirin!" İki ucu tam denkleştirince, "Körükleyin!" dedi. Onu ateş haline koyunca da "Getirin bana, üzerine erimiş bakır/katran dökeyim!" diye seslendi.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Mənə dəmir parçaları gətirin!” Nəhayət, dağın iki yamacı arasını dəmir parçaları ilə doldurduqda: “Körükləyin!”– dedi. Dəmir közərən kimi: “Gətirin mənə, onun üstünə ərimiş mis töküm!”– dedi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Mənə dəmir parçaları gətirin!″ (Onlar gətirdilər). O (Zülqərneyn) iki dağın arasını (dəmir parçaları ilə doldurub) bərabərləşdirən kimi: ″(Körükləri) üfürün!″ – dedi. (Onlar körükləri üfürdülər). (Zülqərneyn dəmiri) od halına salınca: ″Mənə ərimiş mis gətirin, onun üstünə tökün!″ dedi. (Dəmir və mis bir-birinə qarışdı, ərimiş mis divarın dəliklərini doldurdu və beləliklə, möhkəm bir sədd əmələ gəldi).

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Holt mir Eisenblöcke herbei! Als er den Damm so hoch gebaut hatte, daß er zwischen beiden Berghängen gleichmäßig verlief, sagte er ihnen: ʺBlast! Facht das Feuer an!ʺ Als er Feuer gemacht hatte, so daß das Metall schmolz, sprach er: ʺHolt es her, damit ich geschmolzenes Kupfer auf den Damm gieße!ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Bringt mir Eisenstücke.ʺ Als er die Kluft zwischen den beiden Bollwerken ausgefüllt hatte, sagte er: ʺBlast!ʺ Als er es (das Eisen) feurig gemacht hatte, sagte er: ʺBringt mir geschmolzenes Kupfer, ich will es darüber gießen!ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Bringt mir Eisenstücke!ʺ Als er dann (die Lücke) zwischen den beiden Wallabhängen auf gleicher Höhe zuschütten ließ, sagte er: ʺBlast!ʺ Als er dann es (das Eisen) erhitzte, sagte er: ʺBringt mir geschmolzenes Kupfer, das ich darüber gieße!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Bring me blocks or sheets of iron", he said, "to fill up the space between the two natural barriers", then he said to them "Now you may subject it to fire and use your bellows to make it red hot, and when it softened he asked them for molten brass to pour on the iron to weld in solid mass".

Abdul Haleem

bring me lumps of iron!’ and then, when he had filled the gap between the two mountainsides [he said], ‘Work your bellows!’ and then, when he had made it glow like fire, he said, ‘Bring me molten metal to pour over it!’

Abdullah Yusuf Ali

"Bring me blocks of iron." At length, when he had filled up the space between the two steep mountain-sides, He said, "Blow (with your bellows)" Then, when he had made it (red) as fire, he said: "Bring me, that I may pour over it, molten lead."

Abul A'la Maududi

Bring me ingots of iron." Then after he had filled up the space between the two mountain-sides, he said: "(Light a fire) and ply bellows." When he had made it (red like) fire, he said: "Bring me molten copper which I may pour on it."

Aisha Bewley

Bring me ingots of iron!’ Then, when he had made it level between the two high mountain-sides, he said,‘Blow!’ and when he had made it a red hot fire, he said, ‘Bring me molten brass to pour over it. ’

Al-Hilali & Khan

"Give me pieces (blocks) of iron;" then, when he had filled up the gap between the two mountain-cliffs, he said: "Blow;" then when he had made them (red as) fire, he said: "Bring me molten copper to pour over them."

Ali Quli Qarai

Bring me pieces of iron!’ When he had levelled up between the flanks, he said, ‘Blow!’ When he had turned it into fire, he said, ‘Bring me molten copper to pour over it. ’

Amatul Rahman Omar

(Then he said, ) `Bring me ingots of iron. ' (So that when all was provided for and) he had filled the space between the two barriers, he said, `Now blow (with your bellows).' (They blew) till when he had made it (- the ignots red hot as) fire, he said, `Bring me molten copper that I may pour (it) thereon.'

Arthur John Arberry

Bring me ingots of iron!' Until, when he had made all level between the two cliffs, he said, 'Blow!' Until, when he had made it a fire, he said, 'Bring me, that I may pour molten brass on it. '

Bijan Moeinian

"Now bring me masses of iron, blow heat on it till it turns red and then pour melted copper on top of it. "

E. Henry Palmer

'Bring me pigs of iron until they fill up the space between the two mountain sides. ' Said he, 'Blow until it makes it a fire.' Said he, 'Bring me, that I may pour over it, molten brass.'

Edip-Layth

"Bring me iron ore." Until he leveled between the two walls, he said, "Blow," until he made it a furnace, he said, "Bring me tar so I can pour it over."

George Sale

Bring me iron in large pieces, until it fill up the space between the two sides of these mountains. And he said to the workmen, blow with your bellows, until it make the iron red hot as fire. And he said further, bring me molten brass, that I may pour upon it.

Hamid S. Aziz

He said, "The power my Lord hath established me in is better than tribute; help me, therefore, with strength (labour), and I will set a barrier between you and them.

Mahmoud Ghali

Bring me ingots of iron. " Until, when he had leveled up between the two cliffs, he said, "Blow!" Until, when he made it a fire, he said, "Bring me, that I may pour out molten brass on it."

Marmaduke Pickthall

Give me pieces of iron - till, when he had levelled up (the gap) between the cliffs, he said: Blow! - till, when he had made it a fire, he said: Bring me molten copper to pour thereon.

Mohamed Ahmed - Samira

Bring me ingots of iron, " (which they did) until the space between two mountain sides was filled up. "Blow your bellows," he said; (and they blew) until it was red hot. "Bring me molten brass," he said, "that I may pour over it."

Muhammad Asad

Bring me ingots of iron!" Then, after he had [piled up the iron and] filled the gap between the two mountain-sides, he said: "[Light a fire and] ply your bellows!" At length, when he had made it [glow like] fire, he commanded: "Bring me molten copper which I may pour upon it. "

Mustafa Khattab

Bring me blocks of iron!" Then, when he had filled up ˹the gap˺ between the two mountains, he ordered, "Blow!” When the iron became red hot, he said, “Bring me molten copper to pour over it.”

Progressive Muslims

"Bring me iron ore. " Until he levelled between the two walls, he said: "Blow," until he made it a furnace, he said: "Bring me tar so I can pour it over."

Sahih International

Bring me sheets of iron" - until, when he had leveled [them] between the two mountain walls, he said, "Blow [with bellows]," until when he had made it [like] fire, he said, "Bring me, that I may pour over it molten copper. "

Sam Gerrans

“Give me sheets of iron.” When he had made level between the two openings, he said: “Blow.” When he had made it a fire, he said: “Bring me to pour thereon molten brass.”

Shabbir Ahmed

"Bring me pieces of iron. " (His engineers worked their skills using dirt and molten iron and filled the gap between the mountains). When he had filled up the space between the two steep mountainsides, he said, "(Light a fire and) blow with your bellows!" When it was red hot, he said, "Bring me molten copper and tar to pour over it."

Syed Vickar Ahamed

"Bring me blocks of iron;" At length, when he had filled the space between the two steep mountain-sides, he said, "Blow (with your bellows into the fire. )" Then, when he had made them (red) as fire; He said: "Bring me the molten lead, that I may pour over them."

Taqi Usmani

Bring me big pieces of iron." (They proceeded accordingly) until when he leveled up (the gap) between the two cliffs, he said, "Blow.” (They complied) until when he made it (like) fire, he said, “Bring me molten copper, and I will pour it upon this.”

The Monotheist Group

"Bring me iron ore." Until he leveled between the two walls, he said: "Blow," until he made it a furnace, he said: "Bring me tar so I can pour it over."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Apportez-moi des blocs de ferʺ. Puis, lorsquʹil en eut comblé lʹespace entre les deux montagnes, il dit: ʺSoufflez!ʺ Puis, lorsquʹil lʹeut rendu une fournaise, il dit: ʺApportez-moi du cuivre fondu, que je le déverse dessusʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Parçeyên hesin ji min re bînin, (parçeyên hesin danîn ser hev) heta navbera herdu çiyan misêwayî hev bû. (Zulqerneyn ji wan re) got: Pif bikinê (û agir geş bikin! Wan jî agir xweş kir) heta ku hesin bû agir. (Zulqerneyn) got: Ji min re sifrê heliyayî bînin da ku birêjim serê.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Brengt mij brokken ijzer.ʺ En toen hij het dan tussen beide hellingen even hoog had opgestapeld zei hij: ʺBlaast!ʺ En toen hij er dan een vuur van gemaakt had zei hij: ʺBrengt mij gesmolten koper om eroverheen te gieten.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Brengt mij groote stukken ijzer, tot de ruimte tusschen de beide zijden van deze bergen gevuld is. En hij zeide tot de werklieden: Blaast het vuur met uwe blaasbalgen, tot daardoor het ijzer rood en heet als vuur worde. En hij zeide daarna: Brengt mij gesmolten koper, opdat ik het er op werpe.

Hollandaca — Siregar

Brengt mij brokken ijzer.ʺ Totdat, toen hij (de ruimte) tussen de twee hellingen gevuld had, hij zei: ʺBlaast.ʺ Totdat, toen het roodgloeiend werd, hij zei: ʺBrengt mij gesmolten ijzer om het eroverheen te gieten.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Принесите мне куски железа (и укладывайте их вместе с дровами и углем в этом месте)». А когда он сравнял между двумя склонами [заполнил пространство между ними], сказал: «Раздувайте (огонь)!» А когда он превратил его [железо] в огонь [когда все железо было охвачено огнем], сказал: «Принесите мне, я вылью на это [на стену] расплавленную медь».

Rusça — Osmanov

Возите ко мне железные балкиʺ... Когда он заполнил ими пространство между двумя склонами, он приказал: ʺРаздувайтеʺ. Когда же [балки расплавились] и превратились в огонь, он распорядился: ʺНесите мне расплавленную медь, я вылью ее на расплавленное железоʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Forsla (nu) hit järn i block och tackor!ʺ När han hade fyllt utrymmet mellan bergväggarna (med järnet), sade han: ʺ(Tänd eldar och) låt blåsbälgarna arbeta!ʺ Och när han fått (järnet) att glöda, begärde han: ʺFör hit smält koppar, som jag skall gjuta över (skyddsmuren)!ʺ