ض ر ر (ĐRR)
D-r-r
يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ : Allah’tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere tapar (22/Hac 12); يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ : Kendisine zararı faydasından daha yakın olana tapar (22/Hac 13). Bu iki âyetin ilkinde, bilerek ve isteyerek meydana gelen zarar ve menfaat kastedilmektedir. Âyet, Allah’ın dışında tapılan şeyin cansız bir varlık olduğu için ne zarar ne de menfaati kastedemeyeceğine işaret eder. İkinci âyette ise, Allah’ın dışında tapılan ilâhtan yardım dilemekten ve ona tapmaktan kaynaklanan şey kastedilmektedir; onun kastıyla kendisinden meydana gelen değil.
ضَرَّاء /Sıkıntı/Darlık kelimesi سَرَّاء ve نَعْمَاء /mutluluk/bolluk kelimelerin karşıtıdır; ضَرّ /Zarar kelimesinin karşıtı ise نَفْع /fayda kelimesidir. Allah buyurur ki: وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ : Eğer kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona bir mutluluk tattırırsak (11/Hûd 10); وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آَلِهَةً لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا : Müşrikler Allah’ı bir yana bırakarak hiç bir şey yaratamayan kendileri birer yaratık olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda dokunduramayan; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltmeye güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler (25/Furkân 3).
Kişinin gözünü yitirmesinden kinâye olarak رَجُلٌ ضَرِيرٌ denir. ضَرِيرُ الْوَادِي : Suyun zarar verdiği vadi kenarı. ضَرِير : Zarara uğrayan. قَدْ ضَارَرْتُهُ : Ona zarar verdim. Allah buyurur ki: وَلاَ تُضَارُّوهُنَّ : Onlara zarar vermeyin (65/Talâk 6); وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ : Ne yazana ne de şahitlik edene zarar verilmesin (2/Bakara 282). Âyette geçen لاَ يُضَآرَّ fiili, fâile müsned/malûm olabilir; sanki şöyle denmiştir: لاَيُضَارِرْ . Söz konusu fiil meçhul de olabilir; bu durumda da لاَ يُضَارَرْ takdirinde olur. Yani onu tanıklığa çağırmakla sanatından ve kazancından alıkonmakla zarara uğratılmasın.
لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا : Hiçbir anne, çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın (2/Bakara 233) âyetinde geçen لاَ تُضَآرَّ fiili merfû okunduğunda; onun lafzı haber, fakat anlamı emirdir. Meftûh okunduğunda ise emirdir. Allah buyurur ki: وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا : Haklarını ihlâl edip zarar vermek için boşanan kadınları alıkoymayın (2/Bakara 231).
ضَرَّة kelimesinin asıl anlamı, zarar veren eylemdir. Aynı adamın nikâhı altında olan iki kadından her birine ضَرَّة denir. Çünkü insanlar, her bir kumanın diğerine zarar verdiğine inanırlar. Onların bu bakış açısından dolayı Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: لاَ تَسْأَلِ الْمَرْأَةُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَكْفِئَ مَا فِي صَحْفَتِهَا : Bir kadın, kız kardeşinin kabındakini almak için onun boşanmasını talep etmesin.
ضِرَار : Kuma ile evlenmek. رَجُلٌ مُضِرٌّ : İki ve daha fazla eş sahibi adam. اِمْرَأَةٌ مُضِرٌّ : Kuması olan kadın. اِضْطِرَار : İnsanı kendisine zarar verecek şeye zorlamaktır. Örfte ise; insanı hoşlanmadığı şeye zorlamak anlamındadır. Bu da iki kısma ayrılır:
1- Haricî bir sebepten dolayı olan zorlama: Boyun eğerek bir şeyi yapıncaya kadar dövülen veya tehdit edilen veya hoşlanmadığı şeyleri yapmaya zorlanan insan gibi. Bu anlamda Allah buyurur ki: وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ : İnkâr edeni az bir müddet geçindirir, sonra onu cehennem azabına zorlarım (2/Bakara 126); نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ : Onları biraz yaşatırız, sonra ağır bir azaba zorlarız (31/Lokmân 24).
2- Dâhilî bir nedenden dolayı olan zorlama: Bu da ya kendindeki bir gücün zorlamasıyla olur ki, onu defetmekle/yerine getirmemekle kişi ölmez: Şiddetli bir şekilde içki içmeyi veya kumar oynamayı arzulayan kişi gibi. Ya da onu defetmekle kişinin öleceği bir gücün zorlamasıyla olur: Aşırı bir şekilde acıkıp da bir leşi yemek zorunda kalan kişi gibi. Şu âyetler bu anlamdadır: إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ : Allah size sadece leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın etini kesinlikle haram kıldı. Fakat darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bu etlerden yemek günâh değildir (2/Bakara 173); فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ : Açlıktan darda kalan, günâha kaymaksızın (yasak etlerden) yiyebilir (5/Mâide 3).
أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ : Ya da kendisine dua ettiği zaman darda kalana icabet eden, içinde olduğu sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Ne kadar da az düşünüyorsunuz (27/Neml 62) âyeti her iki zorlama çeşidini de kapsamaktadır.
Zarurî olan şey de üç kısma ayrılır:
1- İsteyerek değil, zorlama ile olan: Şiddetle esen rüzgârın salladığı ağaç gibi.
2- Onsuz yaşanmayan şey: Bedenin varlığını koruma konusunda insan için zorunlu olan gıda gibi.
3- Aksi imkânsız olan şey: Örneğin şöyle demek gibi: Aynı cismin aynı anda iki ayrı yerde olması zarurî olarak imkânsızdır.
Bazılarına göre ضَرَّة kelimesi; parmak kökü, meme kökü ve kuyruktan sarkan yağ anlamlarına gelir.