Tevbe Suresi 98. Ayet — Elfaz
Bedevilerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belalar gelmesini beklerler. Kötü belalar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1وَمِنَve mineveBağlaç+Harf-i Cer
2الْاَعْرَابِl-eǎ'rābibedevi AraplardanMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ر بsaf, açık, sade, yalın, pürüzsüz, hatadan-kusurdan uzak, berrak su; farklı-ayırt edici, fasih, açıklayıcı konuşmak, fesahat; tutkulu, aşk dolu, neşeli, hayat dolu, coşkulu akan nehir; Arap, Arapça, Araplaşmak
3مَنْmenkimi var kiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
4يَتَّخِذُyetteḣiƶusayarMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
5مَاmāşeyiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6يُنْفِقُyunfiḳuverdiğiMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
8وَيَتَرَبَّصُve yeterabbeSuve gözetlerBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · Tefa''ul Bâbıر ب صBeklemek, pusuya yatmak, yapışmak, fırsat kollamak, bir beklenti, bir şeyden vazgeçmek, bir şeyi gözetlemek, birinin başına gelmek, bekleyen kişi, alıkoyan kişi veya pahalı zamanı bekleyerek buğday gibi şeyleri toplayan ve tutan kişi.
9بِكُمُbikumusizeHarf-i Cer+Zamir
10الدَّوَائِرَd-devāirabelalar gelmesiniMarife (Belirlilik Takısı)+İsimد و رDönmek, devretmek, dolaşmak
11عَلَيْهِمْǎleyhimonlarınHarf-i Cer+Zamir
13السَّوْءِs-sev'ikötüMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس و اeşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek
14وَاللّٰهُve(a)llahuAllahBağlaç+Lafza-i Celal
15سَمِيعٌsemīǔnişitendirSıfatس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
16عَلِيمٌǎlīmunbilendirSıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname