Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.

كَمَا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ

ke mā eḣraceke rabbuke min beytike bi l-Haḳḳi ve inne ferīḳan mine l-mu'minīne le kārihūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1كَمَاke māgibi
2اَخْرَجَكَeḣracekeخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakseni çıkardığı
3رَبُّكَrabbukeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbinin
4مِنْmin-den/dan
5بَيْتِكَbeytikeب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiirYapı'n
6بِالْحَقِّbi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçek'le
7وَاِنَّve inneve Kİ
8فَرِيقًاferīḳanف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.bir kısmı
9مِنَmine-den
10الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanmü'minler-
11لَكَارِهُونَle kārihūneك ر هZor bulmak, hoşlanmamak, onaylamamak, tiksinti duymak, isteksiz olmak, tiksinmek, nefret etmek, iğrenmek, nefret etmek, isteksiz olmakbundan hoşlanmıyordu

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Nasıl ki Rabbin, seni hak uğruna evinden çıkarmıştı ve şüphe yok ki inananların bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Nasıl ki Rabbin, seni hak uğruna evinden çıkarmıştı ve şüphe yok ki inananların bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.

Adem Uğur

(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.

Ahmed Hulusi

Nitekim Rabbin seni, Hakk'ı yaşatarak (duygusallıktan değil) evinden çıkardığında, gerçekten iman edenlerden bir bölümü bundan hoşlanmıyorlardı.

Ahmet Tekin

Bedir ganimetlerinin dağıtımı sırasındaki ashabın tavrı, Rabbinin seni hak uğrunda, sorumluluğun gereği haklı bir gerekçe ile, hikmete dayalı olarak evinden, şehrinden Bedir’e doğru yola çıkardığı andaki tavırlarına benziyor. Mü’minlerden bir grup senin bu tutumundan hiç hoşlanmamıştı.

Ahmet Varol

Nitekim Rabbin seni hak üzere evinden çıkardığı zaman da mü'minlerden bir grup isteksizdi. [1]

Ali Bulaç

Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi.

Ali Fikri Yavuz

Ganimetlerin taksiminden bazı kimselerin hoşlanmayışı, Rabbin seni hak uğrunda (savaş için) evinden çıkardığı hale benzer. Çünkü müminlerden bir topluluk muhakkak ki (Savaşa çıkmak) istemiyorlardı.

Ali Rıza Safa

Efendin, seni, evinden gerçek için çıkardığında, inananların arasından bir küme bundan hoşlanmamıştı.

Bayraktar Bayraklı

Hani, müminlerden bir grup tamamen isteksiz olmasına rağmen Rabbin seni hak uğruna öz yurdundan çıkartmıştı.

Bekir Sadak

Nitekim, Rabbin seni hak ugrunda evinden savas icin cikarmisti, oysa muslumanlarin bir takimi bundan hoslanmamisti.

Celal Yıldırım

Nitekim Rabbin seni hak uğrunda (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı da mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamış, isteksizlik göstermişlerdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Nitekim müminlerden bir kısmı isteksiz oldukları halde rabbin seni, doğru bir kararla evinden savaşa çıkarmıştı.

Diyanet İşleri

Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.

Diyanet İşleri (eski)

Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.

Diyanet Vakfi

(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Nitekim Rabbin seni hak uğruna savaşmak için evinden çıkardı. Oysa mü'minlerden bir kısmı ise istemiyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nasıl ki: rabbın seni hakk uğruna evinden çıkardı ve mü'minlerden bir kısmı ise istemiyorlardı

Erhan Aktaş

Keza, Rabb'in Hakk uğruna seni evinden çıkardı. Oysa Mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Keza, Rabb'in hakk uğruna seni evinden çıkardı. Oysa Mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Keza, Rabb'in hakk uğruna seni evinden çıkardı. Oysa mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.

Fizilal-il Kuran

(Ganimetlerin bölüşümü sırasında karşılaştığın bu hoşnutsuzluk) tıpkı mü'minlerin bir kesimi istemediği halde Rabbinin seni hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmasına benzer.

Gültekin Onan

Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında inançlılardan bir grup isteksizdi.

Hamdi Döndüren

Nitekim Rabbin seni, gerçek uğrunda evinden çıkardığı zaman, mü’minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamışlardı!

Hasan Basri Çantay

("Bedir" ganimetlerinin taksiminden ba'zıları nasıl hoşlanmadılarsa) Rabbin seni hak uğrunda evinden (harbe) çıkardığı zaman da (hal böyle idi.) Çünkü mü'minlerden bir zümre muhakkak ki isteksizdirler.

Hasib Asutay

Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak için) evinden çıkarmıştı. Müminlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.

Hayrat Neşriyat

(Onların ganîmetler hakkındaki ihtilâfı) şu hâle benzer ki, Rabbin seni evinden hak uğruna (da'vân adına) çıkarmıştı da, (sâdece kervan için çıkıp, bir cihad emriyle karşılaşınca) doğrusu mü’minlerden bir kısmı (buna) gerçekten isteksizlerdi.

İbni Kesir

Nitekim Rabbın; seni evinden hak uğruna çıkarmıştı. Halbuki mü'minlerden bir zümre bundan hoşlanmamışlardı.

Mehmet Okuyan

Nitekim müminlerden bir grup istemediği hâlde, Rabbin seni bir amaç uğrunda (Bedir Savaşı için) evinden çıkarmıştı.

Muhammed Esed

Sanki Rabbin seni, inananlardan bazıları buna karşı oldukları halde, hak yolunda (savaşmak üzere) evinden çıkarmış gibi,

Mustafa İslamoğlu

Tıpkı, Rabbin seni hakikat yoluna (savaşmak için) evinden çıkardığında inananlardan kimileri bundan nasıl hoşlanmadılarsa;

Ömer Nasuhi Bilmen

Nasıl ki, Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir kısmı ise şüphe yok ki, bunu hoş görmüyorlardı.

Ömer Öngüt

Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı. Oysa müminlerden bir kısmı bundan hoşlanmamış, isteksizlik göstermişti.

Suat Yıldırım

(5-6) Nitekim pek yerinde ve gerekli bir iş için Rabbin seni evinden çıkardığı zaman da, müminlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı. Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, onlar bu hususta seninle münakaşa ediyorlardı; sanki göz göre göre ölüme sevk ediliyorlardı.

Süleyman Ateş

(Ganimetlerin bölüştürülmesinde bazı kimselerin hoşnutsuzluk göstermesi, daha önce, Bedir Savaşı'na çıkmanı hoş görmeyenlerin durumuna benzer). Nitekim hak uğruna (savaşa gitmek için) Rabbin seni, evinden çıkardığı zaman, mü'minlerden birtakımı, bundan hoşlanmıyordu.

Süleymaniye Vakfı

Nitekim (enfal konusunda olduğu gibi) Rabbin, gerçekleşen o şey sebebiyle seni evinden çıkardığı sırada bile müminlerin bir kesimi tam bir hoşnutsuzluk içinde idiler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Rabbinin seni gerçek bir sebeple evinden çıkardığı gün, inanıp güvenenlerin bir kısmı tam bir hoşnutsuzluk içindeydiler.

Şaban Piriş

Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığı zaman da; mü'minlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı.

Tefhim-ul Kuran

Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi.

Ümit Şimşek

Rabbin seni evinden hak ile çıkardığında, mü'minlerden bir kısmı bunu hoş karşılamıyordu.

Yaşar Nuri Öztürk

Bildiğin gibi, Rabbin seni hak uğruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Rəbbin səni bu minvalla haqq-ədalət uğrunda Bədrə getmək üçün evindən çıxartdı. Halbuki bu, möminlərdən bir dəstənin xoşuna gəlmirdi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Qənimətlərin bölüşdürülməsi üsulundan bəʼzilərinin narazı qalması) möʼminlərdən bir dəstənin (Bədr vuruşuna getmək) xoşuna gəlmədiyi halda, Rəbbinin səni haqq (cihad) uğrunda öz evindən çıxartmasına bənzər! (Bəʼzi möʼminlər müsəlmanların sayca az, qüvvətcə zəif olduqları üçün Bədr müharibəsinə getməyi Peyğəmbər əleyhissəlama məsləhət görməmiş, özləri də orada iştirak etmək istəməmişdilər. Lakin Peyğəmbər onların sözünə baxmayıb yaxın əshabələri ilə vuruşa yollanmış və düşməni məğlub edərək xeyli qənimət əldə etmişdi. Qənimətin bölünməsi haqqında cürbəcür təkliflər irəli sürülmüş, nəhayət Peyğəmbər bu barədə öz fikrini demişdi. Bu fikir əvvəlcə bəʼzilərinin xoşuna gəlməmiş, sonra onun düzgünlüyü başa düşülüb hamılıqla qəbul edilmişdi. Beləliklə, hər iki halda – həm müharibəyə getməkdə, həm də qənimətlərin bölünməsi üsulunda Peyğəmbər əleyhissəlamın haqlı olduğu sübuta yetmişdi).

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Gott führte dich einst um der Wahrheit willen aus deinem Haus hinaus, während es einigen Gläubigen zuwiderlief.

Almanca — Der Edle Quran

So wie dein Herr dich aus deinem Haus hinausziehen ließ mit der Wahrheit, während es einer Gruppe der Gläubigen wahrlich zuwider war,

Almanca — M. A. Rassoul

Dies (genauso), wie dein Herr dich in gerechter Weise aus deinem Hause führte, während ein Teil der Gläubigen abgeneigt war.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

The spoils of war precipitated diversity of opinion, exactly as did your contemplated expedition when Allah, your Creator, induced you O Muhammad to leave your home on a mission of truth authorizing war of belief against disbelief. Some of those who conformed to Islam did not have fighting in their minds and were hesitant to join battle, declaring their aversion.

Abdul Haleem

For it was your Lord who made you [Prophet] venture from your home for a true purpose––though a group of the believers disliked it

Abdullah Yusuf Ali

Just as thy Lord ordered thee out of thy house in truth, even though a party among the Believers disliked it,

Abul A'la Maududi

(Now with regard to the spoils the same situation exists as when) your Lord brought you forth from your home in a righteous cause while a party among the believers were much averse to it.

Aisha Bewley

Just as your Lord brought you out from your house with truth, even though a group of the muminun disliked it,

Al-Hilali & Khan

As your Lord caused you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) to go out from your home with the truth; and verily, a party among the believers disliked it,

Ali Quli Qarai

As your Lord brought you out from your home with a just cause, a part of the faithful were indeed reluctant.

Amatul Rahman Omar

(This reward is) because your Lord brought you forth from your house (for the Battle of Badr) for a righteous purpose, even though a party of the believers considered it very difficult.

Arthur John Arberry

As thy Lord brought thee forth from thy house with the truth, and a part of the believers were averse to it,

Bijan Moeinian

Recall how your Lord ordered you to leave your home for a mission of truth and how some believers resented it.

E. Henry Palmer

As thy Lord caused thee to go forth from thy house with the truth, although a sect of the believers were averse therefrom.

Edip-Layth

As your Lord made you go out from your home with the truth, but a party from among those who acknowledge opposed this.

George Sale

This is because thy Lord has brought thee forth from thy house for a righteous purpose while a party of the believers were quite averse to it.

Hamid S. Aziz

Even as your Lord caused you to go forth from your house with the Truth, a sect of the believers were averse to it.

Mahmoud Ghali

As also as your Lord brought you (The prophet) out of your home with the truth, and surely a group of the believers indeed are hating that.

Marmaduke Pickthall

Even as thy Lord caused thee (Muhammad) to go forth from thy home with the Truth, and lo! a party of the believers were averse (to it).

Mohamed Ahmed - Samira

As your Lord sent you from your home (to fight) for the true cause, a section of the faithful were averse,

Muhammad Asad

EVEN AS thy Sustainer brought thee forth from thy home [to fight] in the cause of the truth, although some of the believers were averse to it,

Mustafa Khattab

Similarly, when your Lord brought you ˹O Prophet˺ out of your home for a just cause, a group of believers was totally against it.

Progressive Muslims

As your Lord made you go out from your home with the truth, but a party from among the believers disliked this.

Sahih International

[It is] just as when your Lord brought you out of your home [for the battle of Badr] in truth, while indeed, a party among the believers were unwilling,

Sam Gerrans

Like as thy Lord brought thee forth from thy house in truth; and a faction among the believers was averse,

Shabbir Ahmed

(When the time came to defend the Ideological State of Madinah), your Lord commanded you (O Prophet) to go forth from your home with the conviction that the Truth was on your side. And some of the believers were reluctant.

Syed Vickar Ahamed

Just like your Lord commands you to go away from your house in (the way of) truth, and surely, some of the believers disliked it,

Taqi Usmani

It is like when your Lord made you leave your home for the sake of truth, while a group from the believers were averse to it;

The Monotheist Group

As your Lord made you go out from your home with the truth, but a party from among the believers disliked this.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

De même, cʹest au nom de la vérité que ton Seigneur tʹa fait sortir de ta demeure, malgré la répulsion dʹune partie des croyants.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Resûlê min! (Çawa ku parvekirina xenimê (pêşî) bi wan xweş nebû) Xwedayê te ku bi heqî te ji mala te derxistiye her wisa ew jî bi birek bawermend nexweş bû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zoals jouw Heer jou met de waarheid jouw huis liet uitgaan en dat terwijl het een groep van de gelovigen tegenstond.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Toen uw Heer u van uw huis wegvoerde, met waarheid, en een deel der geloovigen afkeerig van uwe leiding waren.

Hollandaca — Siregar

Zoals jouw Heer jou met de Waarheid uit jouw huis heeft doen gaan, (zo verdeelt Hij ook met de Waarheid de oorlogsbuit). En voorwaar, een groep van de gelovigen heeft ef een afkeer van.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Верующие были в разногласиях относительно раздела трофеев,) подобно тому, как (были в разногласиях относительно необходимости выхода в сражение при Бадре, когда) вывел тебя (о, Пророк) Господь твой из дома твоего (в Медине) с истиной [ты будучи на истине] (на встречу с многобожниками), а часть верующих очень не желала (сражаться),

Rusça — Osmanov

[С дележом добычи обстоит так,] как [обстояло], когда твой Господь велел тебе выступить в поход во имя истины, хотя некоторые из верующих были против этого

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

LIKSOM några bland de troende inte ville (följa dig) när din Herre med sann (vägledning) ledde dig att lämna ditt hem (för att gå ut till strid),