Enfal Suresi 42. Ayet — Elfaz
Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1اِذْiƶo vakitZaman Zarfı
2اَنْتُمْentumsizZamir
3بِالْعُدْوَةِbi l-ǔdvetivadininHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimع د وgeçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek
4الدُّنْيَاd-dunyāyakın kenarında idinizMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatد ن وYakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak
5وَهُمْve humve onlar daBağlaç+Zamir
6بِالْعُدْوَةِbi l-ǔdvetivadininHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimع د وgeçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek
7الْقُصْوٰىl-ḳuSvāuzak kenarında idilerMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatق ص وUzak, uzakta, uzağa gitmek. Kusva - daha uzak, daha ileride.
8وَالرَّكْبُve r-rakbuve kervan daBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimر ك بBinmek, gemiye binmek, üzerine çıkmak, taşınmak, gemiye binmek, denizde seyahat etmek, yolda yürümek, (bir hata) yapmak. Rakbun - kervan. Rukban (rakib'in çoğulu) - binen kişi, binmiş olan. Rikab - develer. Rakub - bir hayvanın binmek için kullanılması. Mutarakibun - yığın halinde, birbiri üzerine binmiş, sık büyüyen, küme üstüne küme, katman katman. Tarkabunna - geçmek, yükselmek, yukarı çıkmak.
9اَسْفَلَesfeledaha aşağıda idiMekan Zarfıس ف لAlçak olmak, aşağı olmak, aşağıya inmek, aşağıda bulunmak, düşmek, alçalmak, bayağılaşmak
10مِنْكُمْminkumsizdenHarf-i Cer+Zamir
11وَلَوْve levve eğerİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
12تَوَاعَدْتُمْtevāǎdtumsözleşmiş olsaydınız dahiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatab · Tefâ'ul Bâbıو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)
13لَاخْتَلَفْتُمْle ḣteleftumbuluşamazdınızLam-ı Te'kid+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatab · İfti'âl Bâbıخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememek
14فِيfīHarf-i Cer
15الْمِيعَادِl-mīǎādisözleştiğiniz vakitteMarife (Belirlilik Takısı)+İsimو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)
16وَلٰكِنْve lākinfakat buİsti'nafiye Edatı+İstidrak Edatı
17لِيَقْضِيَli yeḳDiyeyerine getirmesi içindirTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibق ض يTamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmak
18اللّٰهُ(a)llahuAllah'ınLafza-i Celal
20كَانَkāneMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
21مَفْعُولًاmef'ǔlenyapılması gerekenİsimف ع لbir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum
22لِيَهْلِكَli yehlikehelak olsun diyeTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibه ل كÖlmek, yok olmak, ziyan olmak, kaybolmak, yıkılmak, bozulmak.
23مَنْmenkimseİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
24هَلَكَhelekehelak olanMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibه ل كÖlmek, yok olmak, ziyan olmak, kaybolmak, yıkılmak, bozulmak.
25عَنْǎnHarf-i Cer
26بَيِّنَةٍbeyyinetinaçık delilleİsimب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
27وَيَحْيٰىve yeHyāve yaşasın diyeBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmek
28مَنْmenkimse (de)İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
29حَيَّHayyeyaşayanMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmek
30عَنْǎnHarf-i Cer
31بَيِّنَةٍbeyyinetinaçık delilleİsimب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
32وَاِنَّve inneçünküİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
33اللّٰهَ(a)llaheAllahLafza-i Celal
34لَسَمِيعٌle semīǔnişitendirLam-ı Te'kid+İsimس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
35عَلِيمٌǎlīmunbilendirSıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname