(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ

yevme yeḣrucūne mine l-ecdāṧi sirāǎn keennehum ilā nuSubin yūfiDūne / ḣāşiǎten ebSāruhum terheḳuhum ƶilletun ƶālike l-yevmu elleƶī kānū yūǎdūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَوْمَyevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecio gün
2يَخْرُجُونَyeḣrucūneخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçıkarlar
3مِنَmine-den
4الْاَجْدَاثِl-ecdāṧiج د ثKendine bir mezar veya türbe yapmak; bir mezar veya türbe.kabirler-
5سِرَاعًاsirāǎnس ر عHızlı olmak, çabuk olmak, acele etmek, süratli olmak, koşmak, seri olmak, çabukluk göstermek, ivedi davranmakhızlı hızlı
6كَاَنَّهُمْkeennehumonlar gibidirler
7اِلٰىilādoğru
8نُصُبٍnuSubinن ص بSabitlemek, yükseltmek/kurmak/tesis etmek, düşmanlık/husumetle hareket etmek, bir şeyi yere koymak, yorgun/bitkin, zorluk/sıkıntı/üzüntü çekmek, nasiba - özen göstermek, çalışmak/emek vermek, ısrarlı olmak.dikilenlere (putlara)
9يُوفِضُونَyūfiDūneو ف ضAcele etmek/koşmakkoşuyorlar
1خَاشِعَةًḣāşiǎtenخ ش عAlçakgönüllü/mütevazı/itaatkar olmak, sessiz ve alçak olmak, gözleri veya sesi kısmak, batış yerinde batmak/neredeyse kaybolmak, tutulmak/uzaklaşmak, zayıflamak, solmak/kurumak, davranışta veya seste veya gözlerde alçakgönüllülük taklidi yapmak, bir şeyi fırlatmak, başı ve vücudu eğmek, korkak olmak.korkulu
2اَبْصَارُهُمْebSāruhumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgözleri
3تَرْهَقُهُمْterheḳuhumر ه قYakından takip etmek, kaplamak, aptal olmak, yalan söylemek, yaramaz olmak, dinsiz olmak, acele etmek, yakalamak, ulaşmak, yaklaşmak, yayılmak. Rahaqa - ezmek, acı çektirmek, kötü uygulamalara yönelmek. Rahqun - aptallık, baskı, kötü eğilim. Arhaqa - zor bir görev yüklemek, sıkıntılarla ve zorluklarla üzmek.onları bürümüş
4ذِلَّةٌƶilletunذ ل لAlçak olmak, aşağı sarkmak, bir şeyin en alt kısmı, sessiz/sakin, nazik, alçaltmak, kolay, itaatkar, uysal, tabi olmak, mütevazı, tevazu, önemsiz, şefkatten kaynaklanan teslimiyet kanatları, merhametle davranmakalçaklık
5ذٰلِكَƶālikeişte budur
6الْيَوْمُl-yevmuي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecigün
7الَّذِيelleƶī
8كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolan
9يُوعَدُونَyūǎdūneو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)onlara va'dedilmiş

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Gözleri yerde, üstlerine aşağılık çökmüş; işte onlara vaadedilen gün, bugündür.

Abdulkadir Gölpınarlı

Gözleri yerde, üstlerine aşağılık çökmüş; işte onlara vaadedilen gün, bugündür.

Adem Uğur

Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!

Ahmed Hulusi

Gözleri dehşetten önlerine eğik, kendilerini de bir zillet kaplamış oldukları halde. . . İşte bu, vadolundukları o süreçtir!

Ahmet Tekin

Gözleri korku ve saygıyla dolu, işarete bile güçleri yetmiyecek bir durumda, düşkün haldeyken, kendilerini bir zillet saracak. İşte onların devamlı tehdit edildiği gün, o gündür.

Ahmet Varol

Gözleri düşkün bir halde. Kendilerini de zillet bürür. İşte bu, onlara vaadedilen gündür.

Ali Bulaç

Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.

Ali Fikri Yavuz

Gözleri (zillet içinde) düşkün bir halde, kendilerini bir horluk kaplayacak. İşte bugün, o (azabla) vaad edildikleri kıyamet günüdür.

Ali Rıza Safa

Bakışları düşmüş; onları bir aşağılanma kaplamıştır. İşte bu, onlara sözü verilen gündür.

Bayraktar Bayraklı

- O gün, gözleri önlerine eğik, kendilerini zillet kaplamış bir durumda, sanki bir hedefe doğru koşuyorlarmış gibi kabirlerinden hızla çıkarlar. İşte uyarıldıkları gün bu gündür.

Bekir Sadak

(43-44) Kabirlerden cabuk cabuk cikacaklari gun, gozleri donmus, yuzlerini zillet burumus olarak sanki dikili taslara dogru kosarlar. Iste bu, onlara soz verilmis olan gundur. *

Celal Yıldırım

Gözleri korkudan alçalıp düşük bir haldedir, zillet kendilerini saracak ; işte bu, Va'dolundukları gündür.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. İşte başlarına geleceği konusunda uyarıldıkları gün o gündür.

Diyanet İşleri

(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.

Diyanet İşleri (eski)

(43-44) Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.

Diyanet Vakfi

(43-44) O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Gözleri düşkün, kendilerini bir zillet saracak da saracak. Odur işte onların vadolunup durdukları gün!

Elmalılı Hamdi Yazır

Gözleri düşgün, kendilerini bir zillet saracak da saracak, o işte onların va'dolunup durdukları gün

Erhan Aktaş

Gözlerinde korku, kendilerini zillet bürümüş halde. İşte bu, onların uyarıldıkları gündür.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Gözlerinde korku, kendilerini zillet bürümüş halde. İşte bu, onların uyarıldıkları gündür.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gözlerinde korku, kendilerini zillet bürümüş halde. İşte bu, onların uyarıldıkları gündür.

Fizilal-il Kuran

Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara vaadedilen gün, bugündür.

Gültekin Onan

Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.

Hamdi Döndüren

Gözleri düşük, yüzlerini zillet kaplamış bir durumda. İşte bu, onların tehdit edile geldikleri gündür!

Hasan Basri Çantay

gözleri horlukla aşağıda, kendilerini bir zillet (ve hakaaret) kaplamış olarak. İşte bu, onların tehdid edilegeldikleri gündür.

Hasib Asutay

Gözleri düşkün, kendilerine zillet bürümüş bir halde. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür.

Hayrat Neşriyat

Gözleri öne düşmüş bir hâlde kendilerini bir zillet kaplar. İşte bu, tehdîd olunup durdukları gündür!

İbni Kesir

Gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak. İşte bu; onlara vaad olunan gündür.

Mehmet Okuyan

O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde mezarlar(ın)dan hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür!

Muhammed Esed

gözleri düşmüş, zillete duçar bir vaziyette; işte onlara defalarca haber verilen Gün...

Mustafa İslamoğlu

gözleri yıkılmış, zillete bürünmüş bir halde: işte bu, onların daha önce defalarca tehdit edildikleri gündür.

Ömer Nasuhi Bilmen

Gözleri düşkün olduğu halde kendilerini bir zillet kaplayacaktır, işte o, onların tehdid olunmuş oldukları gündür.

Ömer Öngüt

Gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak. İşte bu, onlara vaad olunan gündür.

Suat Yıldırım

Gözleri yerde, kendilerini baştan aşağı bir zillet kaplamış durumdadır. İşte kendilerine vâd edilen gün, bugündür.

Süleyman Ateş

Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür.

Süleymaniye Vakfı

bakışları öne eğik, aşağılanmışlık her yanlarını sarmış halde (çıkacaklar). İşte tehdit edildikleri gün o gündür.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

saygıyla önlerine bakarlar, alçaklık her yanlarını sarar. İşte tehdit edildikleri gün o gündür.

Şaban Piriş

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüş. İşte bu, onlara söz verilen gündür!

Tefhim-ul Kuran

Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük,' yüzlerini de bir zillet sarıp kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.

Ümit Şimşek

Gözleri baygın düşmüş, kendilerini zillet kaplamıştır. İşte onlara vaad edilen gün budur.

Yaşar Nuri Öztürk

Gözleri yere eğik; bir zillet kuşatmıştır onları. İşte bu gündür onlara vaat edilmiş olan.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O gün onların baxışları yerə dikiləcək, özlərini də zillət bürüyəcəkdir. Budur onların xəbərdar edildikləri Gün!

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onların gözləri zəlilcəsinə yerə dikiləcək, özlərini də zillət bürüyəcəkdir. Bu onlara vəʼd olunmuş həmin qiyamət günüdür!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

mit niedergeschlagenen Blicken. Schmach wird auf ihnen lasten. Das ist der Tag, der ihnen angedroht wurde.

Almanca — Der Edle Quran

mit demütigen Blicken, bedeckt mit Erniedrigung. Das ist der Tag, der ihnen immer wieder angedroht wurde.

Almanca — M. A. Rassoul

Ihre Augen werden niedergeschlagen sein; Schmach wird sie bedecken. Das ist der Tag, der ihnen angedroht wird.

Almanca — Muhammad Zaidan

Ihre Blicke sind (vor Ehrfurcht) gesenkt, und Demütigung überkommt sie. Dies ist der Tag, der ihnen immer angedroht wurde.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Drooping their heads in disgrace, gazing in humility and covered with ignominy in requital of their past behaviour and their ignominious role. This is the Day which they have been promised.

Abdul Haleem

eyes downcast and covered in shame: that is the Day of which they were warned.

Abdullah Yusuf Ali

Their eyes lowered in dejection,- ignominy covering them (all over)! such is the Day the which they are promised!

Abul A'la Maududi

Their eyes will be downcast and disgrace will overwhelm them. Such is the Day that they were promised.

Aisha Bewley

eyes downcast, darkened by debasement, that will be the Day which they were promised.

Al-Hilali & Khan

With their eyes lowered in fear and humility, ignominy covering them (all over)! That is the Day which they were promised!

Ali Quli Qarai

with a humbled look [in their eyes], overcast by abasement. That is the day they had been promised.

Amatul Rahman Omar

Their eyes will be downcast and shameful; humiliation will be overwhelming them. Such shall be the punishment of the day with which they are being threatened.

Arthur John Arberry

humbled their eyes, overspreading them abasement. That is the day which they were promised.

Bijan Moeinian

But instead of their gods they will meet their Lord and their eyes will be downcast of shame when they realize that the Day of Judgment is a reality as they were promised.

E. Henry Palmer

with their looks abashed; meanness shall cover them! That is the day which they were promised!

Edip-Layth

Their eyes are cast down, with shame covering them. This is the day which they were promised.

George Sale

Their looks shall be downcast; ignominy shall attend them. This is the day with which they have been threatened.

Hamid S. Aziz

Their eyes cast down; disgrace shall overtake them; that is the Day which they were promised.

Mahmoud Ghali

Submissive will be their be holdings (i. e., gazes).They will be oppressed by humbleness. That is the Day which they were promised.

Marmaduke Pickthall

With eyes aghast, abasement stupefying them: Such is the Day which they are promised.

Mohamed Ahmed - Samira

Eyes lowered, shame attending. That is the day they have been promised!

Muhammad Asad

with downcast eyes, with ignominy overwhelming them: that Day which they were promised again and…

Mustafa Khattab

with eyes downcast, utterly covered with disgrace. That is the Day they have ˹always˺ been warned of.

Progressive Muslims

Their eyes are cast down, with shame covering them. This is the Day which they were promised.

Sahih International

Their eyes humbled, humiliation will cover them. That is the Day which they had been promised.

Sam Gerrans

Their eyes humbled, humiliation covering them. That is the day which they are promised.

Shabbir Ahmed

With their eyes subdued in shame, humiliation overwhelming them. Such is the Day which they were promised again and again.

Syed Vickar Ahamed

With their eyes lowered in sadness— Fear and shame covering them (all over)! That is the Day that they were promised!

Taqi Usmani

with their eyes downcast, enveloped by ignominy. That is the Day, which they were being promised.

The Monotheist Group

Their eyes are cast down, with shame covering them. This is the Day which they were promised.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

leurs yeux seront abaissés, lʹavilissement les couvrira. Cʹest cela le jour dont on les menaçait!

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wê rojê ser û çavên wan bitirs û riswa ne. Ha ev e, ew roja ku li dinyayê pê dihatin tirsandin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

terwijl zij met hun deemoedige blikken met vernedering overdekt worden. Dat is de dag die hun was aangezegd.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Hunne blikken zullen nedergeslagen zijn, en schande zal hen volgen. Dit is de dag, waarmede zij bedreigd zijn geworden.

Hollandaca — Siregar

Hun blikken angstig teneergeslagen, overladen met vernedering. Dit is de Dag die jullie werd aangezegd.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

с поникшими (от страха) взорами, постигло их (сильное) унижение (от наказания Аллаха). Это будет тот день, который был им обещан (в земной жизни)!

Rusça — Osmanov

с потупленными взорами, охваченные унижением. Это и есть тот день, который им обещан!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

stirrande i marken, nedtyngda av skam. Detta är den Dag om vars ankomst de gång på gång har varskotts.