Münafikun Suresi 7. Ayet — Elfaz
Onlar, "Allah Resulü'nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler" diyenlerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar.
1هُمُhumuonlarZamir
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3يَقُولُونَyeḳūlūnediyorlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
4لَاlāNehiy Edatı (Olumsuzluk Edatı)
5تُنْفِقُواtunfiḳūbir şey vermeyinMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
6عَلٰىǎlāHarf-i Cer
7مَنْmenbulunanlaraİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
8عِنْدَǐndeyanındaMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
9رَسُولِrasūliresuluİsimر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
10اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
11حَتّٰىHattāHarf-i Cer
12يَنْفَضُّواyenfeDDūdağılıp gitsinlerMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İnfi'âl Bâbıف ض ضKırmak/delmek/yok etmek, ayırmak/dağıtmak/saçmak/dağıtmak, parçalamak, gümüş, geniş/bol/büyük/cömert yapmak, dağınık haldeki az sayıda insan, felaket/talihsizlik
13وَلِلّٰهِve li (a)llahiAllah'ındırİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+Lafza-i Celal
15السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
16وَالْاَرْضِve l-erDive yerinBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
17وَلٰكِنَّve lākinnefakatİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
18الْمُنَافِقِينَl-munāfiḳīnemünafıklarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.
19لَاlāHarf-i Nefi
20يَفْقَهُونَyefḳahūneanlamazlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibف ق هİlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak.