Maide Suresi 117. Ayet — Elfaz
"Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin."
1مَاmāHarf-i Nefi
2قُلْتُḳultuben söylemedimMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3لَهُمْlehumonlaraHarf-i Cer+Zamir
4اِلَّاillābaşkaİstisna Edatı
5مَاmāşeydenİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6اَمَرْتَنِيemertenībana emrettiğinMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
7بِهِbihionuHarf-i Cer+Zamir
8اَنِeniTefsiriye Edatı
9اعْبُدُواǎ'budūkulluk edinEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek
10اللّٰهَ(a)llaheAllah'aLafza-i Celal
11رَبِّيrabbībenim Rabbimİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
12وَرَبَّكُمْve rabbekumve sizin Rabbiniz olanBağlaç+İsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
13وَكُنْتُve kuntuidimBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
14عَلَيْهِمْǎleyhimonlar üzerineHarf-i Cer+Zamir
16مَاmāMasdar Harfi
17دُمْتُdumtuolduğum süreceMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeد و مDevam etmek, dayanmak, ısrar etmek, kalmak, sebat etmek, sürmek, hareketsiz durmak, hayatta kalmak.
18فِيهِمْfīhimonların içindeHarf-i Cer+Zamir
19فَلَمَّاfe lemmāfakatİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
20تَوَفَّيْتَنِيteveffeytenīsen beni vefat ettirinceMazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatab · Tefa''ul Bâbıو ف يSona ermek, sözünü tutmak, taahhüdünü yerine getirmek, borcunu ödemek, verdiği sözü tutmak. Tawaffa - ölmek. Wafaat - ölüm.
21كُنْتَkuntesen oldunMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
22اَنْتَentesenZamir
23الرَّقِيبَr-raḳībegözetleyenMarife (Belirlilik Takısı)+İsimر ق بKorumak, gözlemlemek, izlemek, saygı duymak, dikkate almak, beklemek, boynundan bağlamak, uyarmak, korkmak, kontrol etmek. Raqib - muhafız, gözlemci, gözcü. Yataraqqab - gözlemleme, bekleme, etrafı kollama, izleme. Riqab - boyun, köle, savaş esiri, efendisi veya vasisi ile özgürlüğü için anlaşma yapmış esir, bu nedenle firriqab ifadesi kölelerin veya esirlerin fidye ile serbest bırakılması anlamına gelir, tekili raqabah'tır. Murtaqib - gözetleyen, koruyan vb.
24عَلَيْهِمْǎleyhimonlarıHarf-i Cer+Zamir
25وَاَنْتَve enteve senİsti'nafiye Edatı+Zamir
26عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
28شَيْءٍşey'inşeyİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş