Nisa Suresi 18. Ayet — Elfaz
Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kafir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
1وَلَيْسَتِve leyseti(geçerli) değildirBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
2التَّوْبَةُt-tevbetutevbesiMarife (Belirlilik Takısı)+İsimت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.
3لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselerinHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
4يَعْمَلُونَyeǎ'melūneyapan(ların)Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalat
5السَّيِّـَٔاتِs-seyyiātikötülüklerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس و اeşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek
6حَتّٰٓىHattānihayetİbtida (Başlangıç) Edatı
7اِذَاiƶāzamanZaman Zarfı
8حَضَرَHaDeragelip çattığıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibح ض رHazır bulunmak, var olmak, huzurunda durmak, zarar vermek, el altında olmak. Gelmek veya varmak, hazır veya hazırlanmış olmak, birinin yanında olmak veya birinin huzuruna gelmek, kendini bir şeye veya kişiye takdim etmek, bir kişiyi ziyaret etmek, bir yerin yakınında olmak, bir yerde yaşamak veya ikamet etmek, bir şeye tanık olmak veya görmek, bir şeyi gözle görmek, cevap vermek veya yanıtlamak, tartışmak veya münazara etmek, biriyle mücadele etmek ve üstesinden gelmek, rahatsız etmek.
9اَحَدَهُمُeHadehumukendilerineİsim+Zamirا ح دBir yapmak/saymak, birlik, herhangi biri/herhangi bir şey.
10الْمَوْتُl-mevtuölümMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansız
11قَالَḳālederMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12اِنِّيinnīmuhakkak benHarf-i Nasb+Zamir
13تُبْتُtubtutevbe ettimMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.
14الْـٰٔنَl-āneşimdiMarife (Belirlilik Takısı)+Zaman Zarfı
15وَلَاve lāve (değildir)Bağlaç+Harf-i Nefi
16الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
17يَمُوتُونَyemūtūneölenlereMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibم و تÖlmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından kurutulmuş, sona ermek, yıpranmış, yoksulluğa/fakirliğe düşmüş, aşağılık/bayağı/küçük düşürücü/alçak, itaatsiz veya asi, alçakgönüllü/mütevazı/itaatkar, yumuşak/gevşek/rahat/dermansız, ruhsuz veya cansız
18وَهُمْve humolarakHaliye Edatı+Zamir
20اُو۬لٰٓئِكَulāikeişteİşaret Zamiri
21اَعْتَدْنَاeǎ'tednāhazırlamışızdırMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıع ت دHazır olmak, hazırlanmak, el altında bulunmak, gelecek için bir şey tedarik etmek.
22لَهُمْlehumonlar içinHarf-i Cer+Zamir
23عَذَابًاǎƶābenbir azabİsimع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12
24اَلِيمًاelīmenacıSıfatا ل مacı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmiş