Nisa Suresi 131. Ayet — Elfaz
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de "Allah'a karşı gelmekten sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkar ederseniz, (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, zengindir, övülmeye layıktır.
1وَلِلّٰهِve li (a)llahiAllah'ındırİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+Lafza-i Celal
2مَاmāolanlarİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3فِيfīHarf-i Cer
4السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
5وَمَاve māve olanlarBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6فِيfīHarf-i Cer
7الْاَرْضِl-erDiyerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
8وَلَقَدْve leḳadmuhakkakİsti'nafiye Edatı+Lam-ı Te'kid+Kesinlik Edatı
9وَصَّيْنَاveSSaynātavsiye ettikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · Tef'îl Bâbıو ص يBirleştirmek, bitişik olmak, bitişmek, sık bitki örtüsüne sahip olmak. Vasiyet etmek, tavsiye etmek, emir vermek, akıllıca öğüt ve vaaz ile emretmek, görevlendirmek, öğüt vermek, buyurmak, vasiyet yapmak.
10الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselereİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
11اُو۫تُواūtūverilen(lere)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
12الْكِتَابَl-kitābeKitapMarife (Belirlilik Takısı)+İsimك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvet
13مِنْminHarf-i Cer
15وَاِيَّاكُمْve iyyākumve size deBağlaç+Zamir
16اَنِenidiyeTefsiriye Edatı
17اتَّقُواtteḳūkorkunEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · İfti'âl Bâbıو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişi
18اللّٰهَ(a)llaheAllah'tanLafza-i Celal
19وَاِنْve ineğerBağlaç+Şart Edatı
20تَكْفُرُواtekfurūinkar edersenizMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
21فَاِنَّfe inneşüphesizSonuç Edatı+Harf-i Nasb
22لِلّٰهِli (a)llahiAllah'ındırHarf-i Cer+Lafza-i Celal
23مَاmāolanlarİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
24فِيfīHarf-i Cer
25السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
26وَمَاve māve olanlarBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
27فِيfīHarf-i Cer
28الْاَرْضِl-erDiyerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
29وَكَانَve kāneİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
30اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal