Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.

قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

ḳālū Tāirukum meǎkum e in ƶukkirtum bel entum ḳavmun musrifūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
2طَائِرُكُمْTāirukumط ي رUçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şansuğursuzluğunuz
3مَعَكُمْmeǎkumsizin kendinizdedir
4اَئِنْe in-için mi?
5ذُكِّرْتُمْƶukkirtumذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermeksize öğüt verildiği-
6بَلْbelhayır
7اَنْتُمْentumsiz
8قَوْمٌḳavmunق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir kavimsiniz
9مُسْرِفُونَmusrifūneس ر فAşırı gitmek, haddi aşmak, israf etmek, savurganlık yapmak, müsrif olmak, saçıp savurmak, fazla harcamak, ölçüyü kaçırmak, gereksiz yere harcamakaşırı giden

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onlar da, uğursuzluğunuz demişlerdi, kendinizden; öğüt verilirse de mi yapacaksınız bunu? Hayır, siz, haddi aşmış bir topluluksunuz.

Adem Uğur

Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

Ahmed Hulusi

Dediler ki: "Sizin uğursuzluğunuz sizinledir. . . Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz. "

Ahmet Tekin

Peygamberler: 'Sizin uğurlarınız ve uğursuzluklarınız, hayra kavuşmanız, şerre maruz kalmanız kendi tercihinizden kaynaklanmaktadır. Size tebliğ yapıldı, öğüt verildi diye mi, uğursuzluğa uğradınız? Doğrusu siz, isyanı, kural tanımazlığı âdet edinmiş, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan, hatalar içinde yüzen, cahilce davranan bir kavimsiniz.' dediler.

Ahmet Varol

(Elçiler) dediler ki: 'Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz çok ileri giden bir topluluksunuz'.

Ali Bulaç

Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."

Ali Fikri Yavuz

(Elçiler) dediler ki: “- Uğursuzluğunuz yanınızdadır. Nasihat edilirseniz mi (bunu uğursuzluğa yoruyorsunuz ve bizi tehdit ediyorsunuz)? Doğrusu siz, haddi aşmış bir kavimsiniz.”

Ali Rıza Safa

Şöyle dediler: "Sizin uğursuzluğunuz, kendi yüzünüzdendir. Size öğreti verildiği için mi böyle oldu? Hayır, siz, ölçüyü aşan bir toplumsunuz!"

Bayraktar Bayraklı

Peygamberler dediler ki: "Uğursuzluk şüphesiz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa ve aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."

Bekir Sadak

Elciler: «Ugursuzlugunuz kendinizdendir. Bu ugursuzluk size ogut verildigi icin mi? Hayir; siz, asiri giden bir milletsiniz» demislerdi.

Celal Yıldırım

Elçiler dediler ki: «Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir; size öğüt verilse de mi ? Hayır, siz (inkâr ve sapıklıkta, inat ve azgınlıkta) aşırı giden bir milletsiniz.»

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar da dediler ki: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye öyle mi? Hayır! Siz sınırı aşmış bir topluluksunuz.”

Diyanet İşleri

Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

Elçiler: 'Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz' demişlerdi.

Diyanet Vakfi

Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Peygamberler de şöyle cevap verdiler: «Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Elçiler: "Sizin uğursuzluk kuşunuz beraberinizdedir. Size öğüt verilse de öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir topluluksunuz." dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: sizin şum kuşunuz beraberinizde, ya... nasıhat edilirseniz öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir kavmsınız

Erhan Aktaş

"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır! Siz müsrif bir halksınız." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır! Siz müsrif bir halksınız." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır! Siz haddi aşan bir kavimsiniz." dediler.

Fizilal-il Kuran

Elçiler dediler ki; «uğursuzluk kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi oldu? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz.»

Gültekin Onan

Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."

Hamdi Döndüren

Elçiler dediler: “Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir. Size öğüt verilmesi mi uğursuzluktur? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz!”

Hasan Basri Çantay

(Onlar da): "Sizin uğursuzluğunuz, dediler, kendi beraberinizdedir. Size nasıyhat edilirse mi? Hayır, siz haddi aşıb taşanlar güruhusunuz".

Hasib Asutay

(Elçiler) dediler ki: 'Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verilse mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz aşırı giden bir toplumsunuz.'

Hayrat Neşriyat

(Elçiler:) 'Uğursuzluğunuz sizinle berâberdir. Size nasîhat verildiği için mi(uğursuzluk sayıyorsunuz)? Hayır! Siz haddi aşan bir kimseler topluluğusunuz' dediler.

İbni Kesir

Dediler ki: Uğursuzluğunuz sizinledir. Size öğüt verildi diye mi? Hayır, siz; çok aşırı giden bir kavimsiniz.

Mehmet Okuyan

(Elçiler şöyle demişlerdi): “Uğursuzluğunuz sizden kaynaklanıyor. (Gerçekler size) hatırlatıldığı için mi (uğursuzluğa uğradınız)? Aslında siz aşırıya kaçan bir topluluksunuz.”

Muhammed Esed

(Elçiler) şöyle cevap verdiler: "Kaderiniz, iyi de kötü de olsa, sizinle birlikte (olacak)tır! (Hakikati) can kulağıyla dinlemeniz isteniyorsa (bu sizce kötü bir şey mi?) Hayır, fakat siz kendinize yazık etmiş bir toplumsunuz!"

Mustafa İslamoğlu

(Elçiler dediler ki: "Uğurunuz/uğursuzluğunuz size bağlıdır. Ne yani, size öğüt verildi diye mi (böyle oldu)? Hayır, asıl siz haddi aşmış bir toplumsunuz."

Ömer Nasuhi Bilmen

(Elçiler de) Dediler ki: «Sizin şeametiniz sizinle beraberdir. Siz öğüt verildiğiniz halde de mi öyle şeamette bulunuyorsunuz? Hayır. Siz müsrifler olan bir kavimsiniz.»

Ömer Öngüt

Elçiler şöyle cevap verdi: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir. Size nasihat ediliyorsa, bu uğursuzluk mudur? Hayır! Siz aşırı giden bir kavimsiniz. "

Suat Yıldırım

Resuller cevap verdiler: "Uğursuzluğunuz sizinle beraber, çünkü siz imânsızsınız, irşâd edildiniz diye mi böyle söylüyorsunuz? Haddi aşan toplumun tekisiniz siz!"

Süleyman Ateş

(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz."

Süleymaniye Vakfı

Elçiler dediler ki: "Sizi uğursuzluğa uğratan kendi tavrınızdır. Size doğru bilgiler verildi diye mi (rahatsız oldunuz)? Aslında siz, aşırı giden bir topluluksunuz."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Elçiler dediler ki, "sizi parçalayan sizde olandır. Doğrular hatırlatıldı diye paramparça oldunuz öyle mi? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz."

Şaban Piriş

-Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Sizi uyardık diye mi? Hayır, siz aşırı giden bir toplumsunuz, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Dediler ki: «Uğursuzluğunuz, sizinle birliktedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz.»

Ümit Şimşek

Elçiler dediler ki: 'Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Yoksa size öğüt verilmesini mi uğursuzluk sayıyorsunuz? Aslında siz haddini aşmış bir toplumsunuz.'

Yaşar Nuri Öztürk

Dediler: "Uğursuzluk kuşunuz sizinle beraberdir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz savurganlığa, aşırılığa sapmış bir topluluksunuz."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Elçilər dedilər: “Sizin uğursuzluğunuz öz ucbatınızdandır. Məgər sizə edilən öyüd-nəsihəti bəd əlamət sayırsınız? Doğrusu, siz həddi aşmış bir millətsiniz”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Elçilər) dedilər: ″Sizin nəhsliyiniz (uğursuzluğunuz) öz ucbatınızdandır (öz küfrünüz üzündəndir). Məgər sizə öyüd-nəsihət verildikdə (onu uğursuzluğa, nəhsliyəmi yozursunuz)! Xeyr, siz (günah etməkdə) həddi aşan bir camaatsınız!″

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Sie sprachen: ʺEuer böses Omen ist bei euch selbst. Ist es so, weil wir euch ermahnen? Ihr überschreitet jegliches Maß.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie sagten: ʺEuer Vorzeichen ist bei euch (selbst). (Ist es ein böses Vorzeichen,) wenn ihr ermahnt werdet? Aber nein! Ihr seid maßlose Leute.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie sagten: ʺDas von euch (prophezeite) Unheilvolle liegt bei euch. Nur weil ihr ermahnt wurdet?! Nein, sondern ihr seid Leute, die übertreibend sind.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

The Messengers said: "You augur well or ill according to your disposition and your intentions, and the mould of your fortune is in yourselves and the event is only sanctioned by Allah". And do you people, they added, "consider the spirit of truth that guides into all truth a presage of evil! You are but a people characterized by disobedience and transgression".

Abdul Haleem

The messengers said, ‘The evil omen is within yourselves. Why do you take it as an evil omen when you are reminded of the Truth? You are going too far!’

Abdullah Yusuf Ali

They said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds!"

Abul A'la Maududi

The Messengers replied: "Your evil omen is with you. (Are you saying this) because you were asked to take heed? The truth is that you are a people who have exceeded all bounds."

Aisha Bewley

They said, ‘Your evil omen is in yourselves. Is it not just that you have been reminded? No, you are an unbridled people!’

Al-Hilali & Khan

They (Messengers) said: "Your evil omens be with you! (Do you call it "evil omen") because you are admonished? Nay, but you are a people Musrifûn (transgressing all bounds by committing all kinds of great sins, and by disobeying Allâh).

Ali Quli Qarai

They said, ‘Your bad omens attend you. What! If you are admonished. . . . Rather you are a profligate lot.’

Amatul Rahman Omar

They said, `Your ills are of your own making. (Do you say all this) because you have been admonished? Nay, but the real thing is you are a pack of transgressors.'

Arthur John Arberry

They said, 'Your augury is with you; if you are reminded? But you are a prodigal people. '

Bijan Moeinian

They said: "Your evil fortune is with you as you do not listen to God’s message; indeed you are evils people. "

E. Henry Palmer

Said they, 'Your augury is with you; what! if ye are reminded -? Nay, ye are an extravagant people!'

Edip-Layth

They said, "Keep your welcome with you, for you have been reminded. Indeed, you are transgressing people."

George Sale

The apostles answered, your evil presage is with yourselves: Although ye be warned, will ye persist in your errors? Verily ye are a people who transgress exceedingly.

Hamid S. Aziz

They said, "Surely we augur (fear) evil from you; if you do not desist, we will certainly stone you, and there shall certainly afflict you a painful chastisement from us. "

Mahmoud Ghali

They said, "Your bird (of augury) is with you; is it so, in case you are reminded? (i. e., Do you call it an evil omen that we remind you?) No indeed, (but) you are an extravagant people."

Marmaduke Pickthall

They said: Your evil augury be with you! Is it because ye are reminded (of the truth)? Nay, but ye are froward folk!

Mohamed Ahmed - Samira

(The messengers) said: "The augury is within your own selves. Do you (consider it a bad omen) that you should be warned? You are a people guilty of excess."

Muhammad Asad

[The apostles] replied: "Your destiny, good or evil, is [bound up] with yourselves! [Does it seem evil to you] if you are told to take [the truth] to heart? Nay, but you are people who have wasted their own selves!"

Mustafa Khattab

The messengers said, "Your bad omen lies within yourselves. Are you saying this because you are reminded ˹of the truth˺? In fact, you are a transgressing people."

Progressive Muslims

They said: "Keep your welcome with you, for you have been reminded. Indeed, you are transgressing people."

Sahih International

They said, "Your omen is with yourselves. Is it because you were reminded? Rather, you are a transgressing people."

Sam Gerrans

They said: “Your evil omen is with yourselves. Is it that you were reminded? The truth is, you are a people committing excess.”

Shabbir Ahmed

The Messengers replied, "Your destiny rests with yourselves, now that you have been reminded. (There is no such thing as a bad omen (17:13)). Nay, but you are a people who are wasting away your potentials." (10:12).

Syed Vickar Ahamed

They (the prophets) said: "Your evil signs are with yourselves: (Consider this to be an early sign), that you are warned. No, but you are a people exceeding all limits!"

Taqi Usmani

They said, "Your bad omen is with yourselves. (Do you take it as bad omen) if you are given a good counsel? Rather, you are a people who cross all limits."

The Monotheist Group

They said: "Keep your welcome with you, for you have been reminded. Indeed, you are transgressing people."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils dirent: ʺVotre mauvais présage est avec vous-mêmes. Est-ce que (cʹest ainsi que vous agissez) quand on vous (le) rappelle? Mais vous êtes des gens outranciers!ʺ

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Pêxemberan) Got: Bêqudoşiya we (ji ber kufra we) ligel we ye. Erê ma ji bo ku şîret li we hatiye kirin (bêqudoşî bi ser we de hat)? Naxêr, ne wisan e! Belkî hûn miletekî ku zêde serxweveçûyî ne.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zeiden: ʺJullie slechte voorteken hangt met jullie zelf samen. Hebben jullie je laten vermanen? Welnee, jullie zijn overmatige mensen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

De apostelen antwoordden: Uwe kwade voorspelling is met u zelven; doch gij wilt in uwe dwalingen volharden, niettegenstaande gij gewaarschuwd zijt. Waarlijk, gij zijt een volk, dat overmatig zondigt.

Hollandaca — Siregar

Zij zeiden: ʺJullie kwade lot ligt bij jullie zelf, is het omdat jullie vermaand worden? Nee, jullie zijn een buitensporig volk.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(И посланцы) сказали: «Плохие приметы ваши [злые предзнаменования] (они) при вас [это ваши дела] (а не от нас). Разве если вас увещевают (тем, в чем благо для вас) (вы грозите побиением камнями)?... Да, вы – люди, излишествующие (в неверии и ослушании)!»

Rusça — Osmanov

Они сказали: ʺДурное предзнаменование - в вас самих. Неужели, если вас увещевают, [вы будете считать это дурным предзнаменованием]? Тогда вы - люди, преступившие пределы [дозволенного]!ʺ

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Sändebuden) sade: ʺDe olyckor ni tror att vi varslar om beror av er själva. (Hotar ni oss) därför att vi påminner er (om Gud och varnar er)? Ni är sannerligen människor som går till de värsta överdrifter!ʺ