Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِنْ قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ

ve ḳad keferū bihi min ḳablu ve yeḳƶifūne bi l-ğaybi min mekānin beǐydin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَقَدْve ḳadoysa andolsun
2كَفَرُواkeferūك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkar etmişlerdi
3بِهِbihionu
4مِنْmin
5قَبْلُḳabluق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekdaha önce
6وَيَقْذِفُونَve yeḳƶifūneق ذ فFırlatmak, atmak, ilham vermek, incitmek, ortadan kaldırmak, atmak, daldırmak, birisini (çirkin ve kötü eylemlerle) suçlamak, ateş etmek, (ok gibi) fırlatmakve atıyorlardı
7بِالْغَيْبِbi l-ğaybiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigörülmeyene
8مِنْmin-den
9مَكَانٍmekāninك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinyer-
10بَعِيدٍbeǐydinب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikmeuzak

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve gerçekten de önce ona kâfir olmuşlardı ve uzak bir yerdeyken gizli şeye dâir dillerine geleni söylüyorlardı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve gerçekten de önce ona kâfir olmuşlardı ve uzak bir yerdeyken gizli şeye dâir dillerine geleni söylüyorlardı.

Adem Uğur

Halbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Ahmed Hulusi

Daha önce o hakikati inkar etmişlerdi! Hakikatten uzak olarak, gaybları hakkında ileri geri atıp tutuyorlardı.

Ahmet Tekin

Halbuki, daha önce, hakkı inkârda ısrar etmişlerdi. Uzak bir yerden gaybla, duyu ve bilgi alanı ötesiyle ilgili tahmin yürütüyorlar, mesnetsiz ileri-geri konuşuyorlardı.

Ahmet Varol

Daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı. [4]

Ali Bulaç

Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).

Ali Fikri Yavuz

Halbuki daha önce (dünyada) O’nu= Hz. Peygamberi inkâr etmişlerdi; ve bilmedikleri şeye haktan uzak olarak lâf atıp duruyorlardı; (Peygamber için sihirbazdır, şairdir, kâhindir diyorlardı).

Ali Rıza Safa

Zaten daha önce, Onu inkar etmişlerdi ve gizli gerçekler hakkında uzaktan atıp duruyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

Onlar, bu duruma düşmeden önce inkar etmişler, bilmeden uzaktan taş atmışlardı.

Bekir Sadak

Oysa onu daha once inkar etmisler, uzak bir yer olan dunyadan gorunmeyene dil uzatmislardi.

Celal Yıldırım

Halbuki daha önce onu inkâr etmişler, uzak yerden gaybe taş atmışlar (bilmedikleri şeye dil uzatmışlardı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Daha önce onu inkâr etmişlerdi, gayb hakkında da körü körüne atıp tutuyorlardı.

Diyanet İşleri

Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Diyanet İşleri (eski)

Oysa onu daha önce inkar etmişler, uzak bir yer olan dünyadan görünmeyene dil uzatmışlardı.

Diyanet Vakfi

Halbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Halbuki daha önce (dünyada) O'nu inkâr etmişlerdi. Uzak yerden gayba taş atıyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Oysa daha önce O'na küfretmişlerdi, uzak yerden gaybe taş atıyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki evvel ona küfretmişlerdi, uzak yerden gaybe taş atıyorlardı

Erhan Aktaş

Oysaki daha önce onu kesin olarak yalanlamışlardı. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Oysaki daha önce onu kesin olarak yalanlamışlardı. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Oysaki daha önce onu kesin olarak yalanlamışlardı. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Fizilal-il Kuran

Vaktiyle onu inkâr etmişlerdi, o zaman uzaktan karanlığa taş atıyorlardı.

Gültekin Onan

Oysa daha önce ona küfretmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).

Hamdi Döndüren

Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi, uzak yerden, gayba atıp tutuyorlardı.

Hasan Basri Çantay

Halbuki daha evvel ona küfretmişlerdi. Uzak bir yerden gaybe atıb tutuyorlardı.

Hasib Asutay

Oysa daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak yerden gayba atıp tutuyorlardı.

Hayrat Neşriyat

Hâlbuki daha önce onu gerçekten inkâr etmişlerdi. Ve uzak bir yerden gayba (taş)atıyor (bilmeden ileri geri konuşuyor)lardı.

İbni Kesir

Halbuki daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı.

Mehmet Okuyan

Daha önce (dünyada) onu (gerçeği) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb (bilinemeyen) hakkında atıp tutuyorlardı.

Muhammed Esed

Halbuki önceleri hakikati inkara kalkışmışlar ve insan kavrayışının ötesindeki bazı şeylere uzaktan dil uzatmışlardı.

Mustafa İslamoğlu

Oysa ki onlar daha önceden inkar etmişler ve (dünya gibi) uzak bir noktadan (ahiret gibi) idraki aşan bir gerçeğe dil uzatmışlardı.

Ömer Nasuhi Bilmen

Halbuki, O'nu evvelce inkar etmişlerdi ve gayba uzak bir yerden taş atıyorlardı.

Ömer Öngüt

Halbuki daha önce onu inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

Suat Yıldırım

Halbuki daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı!

Süleyman Ateş

Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak yerden görülmeyene taş atıyorlardı.

Süleymaniye Vakfı

Oysa daha önce onu görmezlikte direnmişlerdi, çok uzak bir yerde olan gayb (algılayamadıkları ahiret) hakkında da atıp tutuyorlardı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Oysa daha önce görmezlikten gelerek uzakça bir yerden karanlığa taş atıyorlardı.

Şaban Piriş

Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak bir yerden atıp tutuyorlardı.

Tefhim-ul Kuran

Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).

Ümit Şimşek

Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi; o zaman gayb âlemi hakkında uzaktan uzağa atıp tutuyorlardı.

Yaşar Nuri Öztürk

Daha önce inkar etmişlerdi onu. Gayba taş atıp duruyorlardı o uzak yerden.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Halbuki bundan əvvəl onu inkar edir və əlçatmaz bir yerdən qeyb haqqında fikir yürüdürdülər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Halbuki onlar bundan əvvəl onu (Allah kəlamını, yaxud Peyğəmbəri) inkar etmişdilər və uzaq bir yerdən qeybə (qaranlığa daş) atırdılar (qeybə dair bilmədikləri şeylər barəsində danışırdılar).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie verleugneten schon damals, und nun stellen sie weithergeholte Mutmaßungen über Verborgenes an.

Almanca — Der Edle Quran

wo sie ihn doch zuvor verleugnet haben? Und sie schleudern (Vermutungen) auf das Verborgene von einem fernen Ort aus.

Almanca — M. A. Rassoul

wenn sie zuvor nicht daran geglaubt haben? Und sie äußern Mutmaßungen von einem fernen Ort aus.

Almanca — Muhammad Zaidan

und bereits betrieben sie doch vorher Kufr an ihn?! Doch sie verwerfen das Verborgene aus einem fernen Ort.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They denied it before and they assailed what is unknown or unseen and what is essentially spiritual with slander while they were far distant in the world of life below!

Abdul Haleem

they denied it all in the past, and threw conjecture from a faroff place-

Abdullah Yusuf Ali

Seeing that they did reject Faith (entirely) before, and that they (continually) cast (slanders) on the unseen from a position far off?

Abul A'la Maududi

They disbelieved in it before and indulged in conjectures from far away.

Aisha Bewley

when beforehand they had rejected it, shooting forth about the Unseen from a distant place?

Al-Hilali & Khan

Indeed they did disbelieve (in the Oneness of Allâh, Islâm, the Qur’ân and Muhammad صلى الله عليه وسلم) before (in this world), and they (used to) conjecture about the Unseen [i.e. the Hereafter, Hell, Paradise, Resurrection and the Promise of Allâh (by saying) all that is untrue], from a far place.

Ali Quli Qarai

when they have already disbelieved it earlier? They shoot at the invisible from a far-off place!

Amatul Rahman Omar

While they had indeed disbelieved in it before this, and they were shooting at the unknown (and making far fetched and useless conjectures about the failure of the Prophet and their own triumph) from a place far off.

Arthur John Arberry

seeing they disbelieved in it before, guessing at the Unseen from a place far away?

Bijan Moeinian

They chose to reject our revelation without any objective consideration [and mocked at My Prophets for no good reason. ]

E. Henry Palmer

They misbelieved before, and conjectured about the unseen from a distant place.

Edip-Layth

They had rejected it in the past; and they conjectured about the unseen from a place far off.

George Sale

Since they had before denied him, and reviled the mysteries of faith, from a distant place?

Hamid S. Aziz

And they shall say, "We believe in it (now). " But how can they reach faith from a position so far away from it?

Mahmoud Ghali

And they already disbelieved in it earlier, and they hurl (their guesses) at the Unseen from a place far (away).

Marmaduke Pickthall

When they disbelieved in it of yore. They aim at the unseen from afar off.

Mohamed Ahmed - Samira

They had surely denied it before and aimed without seeing from so far away.

Muhammad Asad

seeing that aforetime they had been bent on denying the truth, and had been wont to cast scorn, from far away, on something that was beyond the reach of human perception?

Mustafa Khattab

while they had already rejected it before, guessing blindly from a place ˹equally˺ far-away ˹from the Hereafter˺?

Progressive Muslims

And they had rejected it in the past; and they conjectured about the unseen from a place far off.

Sahih International

And they had already disbelieved in it before and would assault the unseen from a place far away.

Sam Gerrans

When they denied it before, and attacked the Unseen from a place far away?

Shabbir Ahmed

They adamantly rejected the Truth before and they kept shooting the arrows of conjecture from faraway.

Syed Vickar Ahamed

Knowing that they rejected Faith before, and that they told lies about the Unseen from a place far off?

Taqi Usmani

while they had rejected it before, and used to make conjectures from a remote place?

The Monotheist Group

And they had rejected it in the past; and they made allegations regarding the unseen, from a place far off.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

alors quʹauparavant ils y avaient effectivement mécru et ils offensent lʹinconnu à partir dʹun endroit éloigné !

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Hal ev e ku ew berê kafirbûbûn û ji cîhekî dûr ve derheqê xeybê de texmîn dikirin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij hechtten er vroeger toch ook geen geloof aan en zij proberen vanuit een verafgelegen plaats het verborgene te treffen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Nu zij hem te voren geloochend en de geheimen van het geloof gesmaad hebben, terwijl zij er zoo ver af waren?

Hollandaca — Siregar

En terwijl zij liem daarvóór waarlijk verwierpen. En zij gissen naar het onwaarneembare vanaf een verafgelegen plaats.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

А (ведь) они уже проявили неверие в него [в то, что уверовали только теперь] еще раньше и перекидывались мыслями о тайном [делали предположения] (говоря, что нет воскрешения, сбора, Рая и Ада) из далекого места [не имея никаких основания для таких ложных предположений].