Ahzab Suresi 55. Ayet — Elfaz
Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü'min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
1لَاlāyokturHarf-i Nefi
3عَلَيْهِنَّǎleyhinneonlaraHarf-i Cer+Zamir
4فِيfīhakkındaHarf-i Cer
5اٰبَٓائِهِنَّābāihinnebabalarıİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
6وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
7اَبْنَٓائِهِنَّebnāihinneoğullarıİsim+Zamirب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
8وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
10وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
11اَبْنَٓاءِebnā'ioğullarıİsimب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
13وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
14اَبْنَٓاءِebnā'ioğullarıİsimب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
16وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
18وَلَاve lāve yokturBağlaç+Harf-i Nefi
19مَاmāİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
20مَلَكَتْmeleketbulunan(köle)leriMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.
21اَيْمَانُهُنَّeymānuhunneellerindeİsim+Zamirي م نSağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli.
22وَاتَّقِينَve tteḳīneve korkunBağlaç+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müennes Muhataba · İfti'âl Bâbıو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişi
23اللّٰهَ(a)llaheAllah'tanLafza-i Celal
24اِنَّinneşüphesizHarf-i Nasb
25اللّٰهَ(a)llaheAllahLafza-i Celal
26كَانَkāneMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
27عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
29شَيْءٍşey'inşeyİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş