Ahzab Suresi 32. Ayet — Elfaz
Ey Peygamber'in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.
1يَانِسَاءَyā nisā'eEY/HEY/AH kadınlarıNida Edatı+İsimن س وKadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur.
2النَّبِيِّn-nebiyyikastedilen/bilinen nebiMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
3لَسْتُنَّlestunnesiz değilsinizMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müennes Muhatabaل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
4كَاَحَدٍke eHadinherhangi biri gibiHarf-i Cer+İsimا ح دBir yapmak/saymak, birlik, herhangi biri/herhangi bir şey.
5مِنَmine-danHarf-i Cer
6النِّسَاءِn-nisā'ikadınlar-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن س وKadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur.
7اِنِinieğerŞart Edatı
8اتَّقَيْتُنَّtteḳaytunne(Allah'tan) sakınıyorsanızMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müennes Muhataba · İfti'âl Bâbıو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişi
9فَلَاfe lāİsti'nafiye Edatı+Nehiy Edatı (Olumsuzluk Edatı)
10تَخْضَعْنَteḣDeǎ'neyumuşak bir eda yapmayınMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müennes Muhatabaخ ض عAlçakgönüllü olmak, mütevazı olmak, itaatkar olmak, sakin olmak, yumuşak konuşmak, eğilmek, çömelmek, alçalmak
11بِالْقَوْلِbi l-ḳavlisözlerinizdeHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
12فَيَطْمَعَfe yeTmeǎböylece tamah etmesinSebep Eki+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibط م عAçgözlülük etmek, şiddetle arzu etmek, ummak veya ümit etmek, özlemek. Arzu, umut ve özlem duyma, umutla dolmaya sebep olma.
13الَّذِيelleƶībulunanİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
14فِيfīHarf-i Cer
17وَقُلْنَve ḳulneve söyleyinBağlaç+Mazi Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müennes Muhatabaق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
18قَوْلًاḳavlenbir sözİsimق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
19مَعْرُوفًاmeǎ'rūfengüzelİsimع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağı