Ankebut Suresi 40. Ayet — Elfaz
Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
1فَكُلًّاfe kullennitekim hepsiniİsti'nafiye Edatı+İsimك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetli
2اَخَذْنَاeḣaƶnāyakaladıkMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
3بِذَنْبِهِbi ƶenbihisuçuylaHarf-i Cer+İsim+Zamirذ ن بİzlemek, hikaye yapmak, ek eklemek, yakından takip etmek, benek oluşmak
4فَمِنْهُمْfe minhumonlardanİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+Zamir
5مَنْmenkimininİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6اَرْسَلْنَاerselnāgönderdikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
7عَلَيْهِǎleyhiüstüneHarf-i Cer+Zamir
8حَاصِبًاHāSibentaşları savuran güçte kasırgaİsimح ص بTaş atmak, çakıl taşı/küçük taş saçmak, ateşe atmak/fırlatmak, bir kişi veya şeyden aceleyle uzaklaşmak, bir kişiden yüz çevirmek, ateş yakmak. Yakacak odun, taşlar.
9وَمِنْهُمْve minhumve onlardanBağlaç+Harf-i Cer+Zamir
10مَنْmenkiminiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
11اَخَذَتْهُeḣaƶethuyakaladıMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek
12الصَّيْحَةُS-SayHatukorkunç bir sesMarife (Belirlilik Takısı)+İsimص ي حBağırmak/haykırmak, gürültü yapmak. Sayhatun - yıldırım, çığlık, patlama, korkunç ve güçlü gürültü.
13وَمِنْهُمْve minhumve onlardanBağlaç+Harf-i Cer+Zamir
14مَنْmenkiminiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
15خَسَفْنَاḣasefnābatırdıkMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrخ س فToprağa veya yere batmak veya gömülmek (yer veya kişi), çökmek (göz gibi başta çökmesi), görüşü kaybetmek/kör olmak, ışığını kaybetmek (güneş veya ay tutulması sırasında olduğu gibi), kusurlu veya eksik hale gelmek, zayıflamak veya bir deri bir kemik kalmak, iyileşmek (hastalıktan), birinin gözünü çıkarmak, bir şeyde delik açmak, alçaltmak veya tevazu göstermek veya aşağılamak, rezil etmek, aşağılık olmak.
16بِهِbihionunlaHarf-i Cer+Zamir
17الْاَرْضَl-erDeyereMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
18وَمِنْهُمْve minhumve onlardanBağlaç+Harf-i Cer+Zamir
19مَنْmenkiminiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
20اَغْرَقْنَاeğraḳnāboğdukMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıغ ر قBattı, boğuldu, aşağı doğru inip kayboldu, ihtiyacı kalmadı, yayı sonuna kadar çekti, geçti/geride bıraktı, meşgul etti, sıkıntılarla bunalmış adam, tek yudum, süslendi, zorunlu, aniden/şiddetli bir şekilde, birine yaklaşmak
21وَمَاve māveBağlaç+Harf-i Nefi
22كَانَkānedeğildiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
23اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
24لِيَظْلِمَهُمْli yeZlimehumonlara zulmedecekTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak
25وَلٰكِنْve lākinfakatBağlaç+İstidrak Edatı
26كَانُواkānūonlarMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
27اَنْفُسَهُمْenfusehumkendi kendilerineİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
28يَظْلِمُونَyeZlimūnezulmediyorlardıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak