Kasas Suresi 42. Ayet — Elfaz
Bu dünyada onları lanete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.
1وَاَتْبَعْنَاهُمْve etbeǎ'nāhumve onların ardına taktıkBağlaç+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmek
2فِيfīHarf-i Cer
3هٰذِهِhāƶihibuİşaret Zamiri
4الدُّنْيَاd-dunyādünyadaMarife (Belirlilik Takısı)+İsimد ن وYakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak
5لَعْنَةًleǎ'netenbir la'netİsimل ع نKovmak, lanetlemek, merhamet ve nimetlerden mahrum bırakmak, mahkum etmek, beddua etmek.
7الْقِيٰمَةِl-ḳiyāmetikıyametMarife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
8هُمْhumonlarZamir
9مِنَmine-dendirHarf-i Cer
10الْمَقْبُوحِينَl-meḳbūHīneçirkinleştirilenler-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimق ب حNefret etmek/onaylamamak, çirkinleştirmek, çirkin/iğrenç/kötü/tiksindirici olmak. Nefret edilen, iğrenç hale getirilmiş, nefret uyandıran, utanç verici, tüm iyiliklerden mahrum edilmiş, iyilikten uzaklaştırılmış veya kovulmuş, yoksun bırakılmış.