Kasas Suresi 36. Ayet — Elfaz
Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.
1فَلَمَّاfe lemmāne zaman kiİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
2جَاءَهُمْcā'ehumonlara gelinceMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
3مُوسٰىmūsāMusaÖzel İsim
4بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizleHarf-i Cer+İsim+Zamirا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
5بَيِّنَاتٍbeyyinātinaçık açıkSıfatب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
6قَالُواḳālūdedilerMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
7مَاmādeğildirHarf-i Nefi
8هٰذَٓاhāƶābuİşaret Zamiri
9اِلَّاillābaşka bir şeyHasr Edatı
12وَمَاve māveBağlaç+Harf-i Nefi
13سَمِعْنَاsemiǎ'nāişitmedikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
14بِهٰذَاbi hāƶāböyle bir şeyHarf-i Cer+İşaret Zamiri
15فِيfīarasındaHarf-i Cer
16اٰبَٓائِنَاābāināatalarımızİsim+Zamirا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek
17الْاَوَّلِينَl-evvelīneilkMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatا و لilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç