Kasas Suresi 10. Ayet — Elfaz
Musa'nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
1وَاَصْبَحَve eSbeHave sabahladıBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıص ب حSabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya çıkmak, bir şey yapmaya başlamak, olmak, meydana gelmek, vuku bulmak. Musbih - sabahleyin bir şey yapan veya sabaha giren kişi.
2فُؤٰادُfu'ādugönlüİsimف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.
3اُمِّummiannesininİsimا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]
4مُوسٰىmūsāMusa'nınÖzel İsim
5فَارِغًاfāriğanbomboştuİsimف ر غBoş olmak, boşalmak, bir şeyi bitirmek, vazgeçmek, meşgul olmamak, diğer şeylerden uzak durmak
6اِنْinŞart Edatı
8لَتُبْدِيle tubdīaçığa vuracaktıLam-ı Te'kid+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibe · İf'âl Bâbıب د وGörünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek
9بِهِbihionuHarf-i Cer+Zamir
10لَوْلَاlevlāeğer olmasaydıkŞart Edatı
11اَنْenMasdar Harfi
12رَبَطْنَاrabeTnābiz iyice pekiştirmişMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrر ب طBağlamak, sıkıştırmak, bağlı olmak, uyum sağlamak, güçlendirmek, (çapa) atmak, sağlam olmak, (düşman sınırında) konuşlanmak, nöbet tutmak, bir şeye sebatla devam etmek/uygulamak, bir şeyde kalmak veya olmak, ordu, donatmak, tahkim etmek, desteklemek, her zaman hazır olmak, bir etkiye karşı hazırlanmak. Ribat - süvari birliği, bağlar.
13عَلٰىǎlāüzerineHarf-i Cer
15لِتَكُونَli tekūneolması içinTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibeك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
16مِنَmine-danHarf-i Cer
17الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīneinananlar-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman