Enbiya Suresi 78. Ayet — Elfaz
Davud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
1وَدَاوُ۫دَve dāvūdeve Davud'uBağlaç+Özel İsim
2وَسُلَيْمٰنَve suleymāneve Süleyman'ıBağlaç+Özel İsim
3اِذْiƶhaniZaman Zarfı
4يَحْكُمَانِyeHkumānionlar hükmediyorlardıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Tesniye Müzekker Gaibح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.
5فِيfīhakkındaHarf-i Cer
6الْحَرْثِl-Harṧibir ekinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimح ر ثSürmek ve ekmek, yetiştirmek, bir şeyi kesmek, (mal) edinmek, servet biriktirmek, geçim aramak, çalışmak veya emek vermek, toprağı sürmek, bir şeyi derinlemesine incelemek, incelemek/bakmak/dikkatle araştırmak/soruşturmak, bir şeyi akla getirmek.
7اِذْiƶzamanZaman Zarfı
8نَفَشَتْnefeşetyayıldığıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeن ف شYünü veya pamuğu taramak, pamuk veya yünü parçalara ayırmak/dağıtmak, pohpohlamak, otlatmak, gece yemek için dolaşmak, hayvanları çobansız gece otlatmak.
9فِيهِfīhioradaHarf-i Cer+Zamir
11الْقَوْمِl-ḳavmitoplumunMarife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
12وَكُنَّاve kunnābiz de idikBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
13لِحُكْمِهِمْli Hukmihimonların hükümlerineHarf-i Cer+İsim+Zamirح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.