Davud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
ve dāvūde ve suleymāne iƶ yeHkumāni fī l-Harṧi iƶ nefeşet fīhi ğanemu l-ḳavmi ve kunnā li Hukmihim şāhidīne
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (82 / 82 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Dâvûd'la Süleyman da, hani bir topluluğun koyunları, geceleyin birisinin tarlasına yayılmış, harâp etmişti de bu hususta hüküm vermişlerdi ve biz de hükümlerine tanık olmuştuk.
Abdulkadir Gölpınarlı
Dâvûdʼla Süleyman da, hani bir topluluğun koyunları, geceleyin birisinin tarlasına yayılmış, harâp etmişti de bu hususta hüküm vermişlerdi ve biz de hükümlerine tanık olmuştuk.
Adem Uğur
Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
Ahmed Hulusi
Davud ile Süleyman'ı da (an). . . Hani o ikisi, o ekin hakkında hüküm veriyorlardı. . . Hani bir topluluğun koyunları (geceleyin) ekinin içinde (onları yemek için) yayılmıştı. . . Biz onların hükümlerinin şahitleriydik.
Ahmet Tekin
Dâvûd ve Süleyman’ı da hatırlayarak insanlara anlat. Hani onlar ziyan verilmiş ekili bir tarla konusunda muhakemeler yaparak hükümler veriyorlardı. Bir kavmin davar sürüsü birilerinin ekinine girip yayılmıştı. Biz de onların, bu tür görevler yapan hakimlerin hükümlerini, idarecilerin tasarruflarını denetlemeye, tesbite devam ediyoruz.
Ahmet Varol
Davud ve Süleyman da; hani halkın koyunlarının içine yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların hükümlerine şahittik.
Ali Bulaç
Davud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid idik.
Ali Fikri Yavuz
Davud’u ve Süleyman’ı da hatırla. Hani onlar, ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit geceleyin, bir kavmin davarı ekin tarlasına yayılmıştı (zarar vermişti). Biz de onların verdiği hükme şahitler idik. (Rivayet edildiğine göre, bir adamın koyunları, gece vakti bir çiftçinin ekin tarlasına girmişler ve ekinleri ile bağlarını helâk etmişler. Nihayet, çiftçi zarar talebi ile Hz. Davud’un huzurunda koyun sahibi aleyhine dâva açmış. Zararın kıymeti, koyunların kıymetine denk geldiğinden, Davud A.S. koyunların ekin sahibine verilmesini emretti. Onbir yaşında olan oğlu Süleyman A.S. ise, ekin tarlasını, eski haline gelinceye kadar koyun sahibine vermeyi ve bu müddet içerisinde koyunların sütü ile yünlerinden istifade etmek üzere, koyunları da ekin sahibine vermeyi uygun buldu.)
Ali Rıza Safa
Davut ve Süleyman, bir toplumun koyunlarının girip otladığı ekinlik hakkında yargı veriyorlardı. Onların bu yargılarına, Biz de tanık olduk.
Bayraktar Bayraklı
Davud ve Süleyman'ı da hatırla! Bir zaman bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir grup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir durumda bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
Bekir Sadak
Davud ve Suleyman da milletin koyunlarinin yayildigi bir ekin hakkinda hukum veriyorlarken, Biz onlarin hukmune sahiddik.
Celal Yıldırım
Dâvud ve Süleyman'ı da an, hani bir vakit bir kavmin koyunlarının yayıldığı ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı ve biz de onların hükmüne şâhidler idik.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
Dâvûd’u ve Süleyman’ı da an. Bir zamanlar, (zarar görmüş) bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir topluluğun koyun sürüsü, geceleyin başı boş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz de onların hükmüne tanık idik.
Diyanet İşleri
Davud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
Diyanet İşleri (eski)
Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.
Diyanet Vakfi
Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Davud ile Süleyman'ı da. Hani ikisi de ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani bir kavmin davarları ekin içinde geceleyin yayılmıştı; Biz de hükümlerine şahittik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Davud ile Süleymanı da, o vakit ki ikisi de hars hakkında huküm veriyorlardı, o vakıt ki ekinde geceleyin kavmin davarı yayılmıştı, biz de hukümlerine şahid idik
Erhan Aktaş
Hani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine tanıktık.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
Hani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine tanıktık.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
Hani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının, içinde yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine tanıktık.
Fizilal-il Kuran
Davud ve Süleyman'a gelince, hani onlar geceleyin yabancı bir koyun sürüsünün içine dalarak ekinini mahvettiği bir tarlanın davasını hükme bağladıklarında verdikleri hükmün tanığı olmuştuk.
Gültekin Onan
Davud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahid idik.
Hamdi Döndüren
Davud’u ve Süleyman’ı da (an). Hani onlar, halka ait davarların girdiği bir ekin tarlası hakkında hüküm vermişlerdi. Biz de hükümlerine tanık olmuştuk.
Hasan Basri Çantay
Davudu ve Süleymanı da (hatırla). Hani onlar ekin (yahud bağ mes'elesi) hakkında hüküm veriyorlardı. Hani kavmin davarı (geceleyin çobansız olarak ekinin, yahud bağın) içinde yayılmış (zarar yapmış) di. Onların (verdikleri) hükmün biz şahidleri idik.
Hasib Asutay
Davud ve Süleyman'ı da (an). Hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik. (20) (20. Yapılan zarar koyunların değerine denk geldiğinden dolayı Hz. Davud koyunların ekin sahibine verilmesini emretmişti. Henüz on bir yaşında bulunan oğlu Süleyman ise, eski haline gelinceye kadar tarlanın koyun sahibine, koyunları da ekin sahibine verilmesine hükmetmişti.)
Hayrat Neşriyat
(Ey Resûlüm!) Dâvûd’u ve Süleymân’ı da (yâd et)! Bir vakit ekin hakkında hükümveriyorlardı; hani o kavmin koyunları onun (o ekinin) içine (geceleyin) yayılmışlardı. (Biz de) onların hükmüne şâhidler idik.
İbni Kesir
Davud ve Süleyman'a da. Hani kavmin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken; Biz, onların hükmüne şahidlerdik.
Mehmet Okuyan
Davud’u ve Süleyman’ı da (an)! Hani içinde halkın koyunlarının yayıldığı bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmüne şahittik.
Muhammed Esed
Ve Davud ile Süleyman(ı da an): Hani bu ikisi, bir topluluğa ait koyun sürüsünün geceleyin girip otladığı bir ekin hakkında hüküm vereceklerdi ve Biz de o'nların bu hükümlerine tanık idik;
Mustafa İslamoğlu
Davud ve Süleyman'ı da (gündeme taşı)! Hani o ikisi, bir topluluğa ait çobansız ve dağınık koyun sürüsünün gece yayıldığı tarla konusunda karar vereceklerdi; ve Biz de onların kararına şahit idik;
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Dâvud ile Süleyman'ı da zikret ki, onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit ki, onun içinde kavmin koyunları yayılmıştı. Ve Biz de onların hükümlerine şahitler olduk.
Ömer Öngüt
Davut ve Süleyman'ı da an! Bir zaman kavmin koyunlarının yayıldığı bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.
Suat Yıldırım
Davud ile Süleyman’ı da... Hani bir defasında onlar bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Şöyle ki: Geceleyin bir grup insanın koyun sürüsü ekin tarlasına yayılmış, zarar vermişti. Biz de onların bu hükümlerine tanık oluyorduk.
Süleyman Ateş
Davud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik.
Süleymaniye Vakfı
Davut ve Süleyman… Bir ekin ile ilgili karar veriyorlardı. Bir topluluğun koyun ve keçileri geceleyin orada yayılmıştı. Biz de onların kararlarının şahidi idik.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Davut ile Süleyman da bir gün bir ekin tarlası ile ilgili karar veriyorlardı. Bir topluluğun davarları orada yayılmışlardı. Biz de onların kararlarının şahidi idik.
Şaban Piriş
Davud ve Süleyman'ı da hatırla.. Hani onlar, bir grup insanın koyun sürüsünün içine girip yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların verdiği hükme de şahittik.
Tefhim-ul Kuran
Davud ve Süleyman da; hani kavmin hayvanlarının içine girip yayıldığı ekin tarlaları konusunda hüküm yürütüyorlardı. Biz onların hükmüne şahidler idik.
Ümit Şimşek
Davud ile Süleyman'a gelince, onlar da, birgün, birilerinin koyunlarından zarar görmüş bir tarla hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükmüne şahit idik.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Davud ile Süleyman... Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar olmuştuk.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Davudu və Süleymanı da yada sal! Bir zaman onlar özgə adamların qoyunlarının girib zay elədiyi bir əkin sahəsi barəsində hökm vermişdilər. Biz onların hökmünə şahid idik.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
(Ya Rəsulum!) Davudu və Süleymanı da (yad et)! O zaman ki, onlar bir tayfanın qoyunlarının girib xarab etdiyi bir əkin sahəsi haqqında hökm verirdilər və Biz də onların hökmünə şahid idik.
Almanca (4)
Almanca — Al-Azhar
Gedenke Davids und Salomos, als sie über die Ernte, die nachts von den Schafen anderer gefressen wurde, Urteile fällten. Wir waren Zeugen bei der Urteilsverkündung.
Almanca — Der Edle Quran
Und (auch) Dawud und Sulaiman, als sie über das Saatfeld urteilten. Darin hatte Kleinvieh von (fremden) Leuten nachts geweidet. Und Wir waren für ihr Urteil Zeugen.
Almanca — M. A. Rassoul
Und David und Salomo richteten über den Acker, worin sich die Schafe eines Volkes zur Nachtzeit verliefen und weideten; und Wir waren Zeugen ihres Urteilspruches.
Almanca — Muhammad Zaidan
Ebenfalls Dawud und Sulaiman, als beide in der Angelegenheit des Ackerfeldes ein Urteil fällten, als darauf nachts die Schafe der Leute weideten. Und WIR waren gewiß ihrem Urteil gegenüber Zeugen.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
And Dawud (David) and Sulayman (Solomon) who passed judgement -not inspired- upon the owners of the sheep which escaped from their cote and strayed in people field, and We were witnesses of their Judgement*. * David's decision centered on compensation-.
Abdul Haleem
And remember David and Solomon, when they gave judgement regarding the field into which sheep strayed by night and grazed. We witnessed their judgement
Abdullah Yusuf Ali
And remember David and Solomon, when they gave judgment in the matter of the field into which the sheep of certain people had strayed by night: We did witness their judgment.
Abul A'la Maududi
We bestowed the same favour upon David and Solomon. Recall, when they gave judgement regarding a tillage into which the sheep of some people had strayed at night, and We were witnesses to their judgement.
Aisha Bewley
And Dawud and Sulayman when they gave judgement about the field, when the people’s sheep strayed into it at night. We were Witness to their judgement.
Al-Hilali & Khan
And (remember) Dâwûd (David) and Sulaimân (Solomon), when they gave judgement in the case of the field in which the sheep of certain people had pastured at night; and We were witness to their judgement.
Ali Quli Qarai
And David and Solomon when they gave judgement concerning the tillage when the sheep of some people strayed into it by night, and We were witness to their judgement.
Amatul Rahman Omar
And (We bestowed Our favours on) David and Solomon. Behold! they gave their (respective) judgment in the disputed matter about a certain crop when the sheep of a certain people strayed into it at night, and We were bearers of witness to the judgment they gave (them).
Arthur John Arberry
And David and Solomon -- when they gave judgment concerning the tillage, when the sheep of the people strayed there, and We bore witness to their judgment;
Bijan Moeinian
As for David and Solomon, I was witnessing when they were trying the case of the field in which the sheep of certain people had entered and grazed at night.
E. Henry Palmer
And David and Solomon, when they gave judgment concerning the field, when some people's sheep had strayed therein at night; and we testified to their judgment;
Edip-Layth
And David and Solomon, when they gave judgment in the case of the crop that was damaged by the sheep of the people, and We were witness to their judgment.
George Sale
And remember David, and Solomon, when they pronounced judgment concerning a field, when the sheep of certain people had fed therein by night, having no shepherd; and We were witnesses of their judgment:
Hamid S. Aziz
And We helped him against the people who said Our signs were lies; verily, they were a bad people, therefore did We drown them all.
Mahmoud Ghali
And Dawûd (David) and Sulayman (Solomon) as they gave judgment concerning the tillage, as the sheep of the people roamed therein, and We were witnesses to their judgment.
Marmaduke Pickthall
And David and Solomon, when they gave judgment concerning the field, when people's sheep had strayed and browsed therein by night; and We were witnesses to their judgment.
Mohamed Ahmed - Samira
(Remember) David and Solomon, when they pronounced judgement about the field which was eaten up at night by sheep belonging to certain people. We were witness to their judgement.
Muhammad Asad
AND [remember] David and Solomon - [how it was] when both of them gave judgment concerning the field into which some people’s sheep had strayed by night and pastured therein, and [how] We bore witness to their judgment:
Mustafa Khattab
And ˹remember˺ when David and Solomon passed judgment regarding the crops ruined ˹at night˺ by someone’s sheep, and We were witness to their judgments.
Progressive Muslims
And David and Solomon, when they gave judgment in the case of the crop that was damaged by the sheep of the people, and We were witness to their judgment.
Sahih International
And [mention] David and Solomon, when they judged concerning the field - when the sheep of a people overran it [at night], and We were witness to their judgement.
Sam Gerrans
And David and Solomon: when they passed judgment concerning the tilth, when the sheep of the people had strayed and pastured therein; and We were witnesses to their judgment.
Shabbir Ahmed
And David and Solomon ruled in great justice. They gathered the straying sheep, the masses of their kingdom, when they were bent upon destroying their own crop of prosperity. We are Witness to their benevolent governance.
Syed Vickar Ahamed
And (remember) Dawood (David) and Sulaiman (Solomon), when they judged in the matter of the field into which the sheep of certain people had accidentally entered by night: We did witness their judgment.
Taqi Usmani
And (remember) Dawūd (David) and Sulaimān (Solomon), when they were adjudicating about the tillage in which the goats of other people wandered at night (and trampled it), and We were witness to their judgment.
The Monotheist Group
AndDavid and Solomon, when they gave judgment in the case of the crop that was damaged by the sheep of the people, and We were witness to their judgment.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Et David, et Salomon, quand ils eurent à juger au sujet dʹun champ cultivé où des moutons appartenant à une peuplade étaient allés paître, la nuit. Et Nous étions témoin de leur jugement.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Serpêhatiya Dawid û Suleyman jî di bîra wan bîne, wê dema ku der barê çandiniyekê de hukim didan, wê dema pezê hinekan bi şevê ketibû navê û zerar dabûyê û em li ser hukimdayîna herduyan şahid bûn û me pê dizanî.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
En aan Dawoed en Soelaimaan, toen zij over het gewas oordeelden toen het kleinvee van het volk ʹs nachts was uitgebroken en erin gaan grazen. Wij waren getuige van hun oordeel.
Hollandaca — Salomo Keyzer
En herdenk David en Salomo, toen zij een oordeel uitspraken over een veld, waarin de schapen van zeker gezin zich des nachts, zonder schaapherder hadden gevoed, en wij waren getuigen van hun oordeel.
Hollandaca — Siregar
En (gedenkt) Dâwôcd en Soelaimân toen zij een oordeel gaven over het akkerland, waarop de schapen van het volk grazend rondgelopen hadden. En Wij waren getuigen van hun oordeel.ʺʹ
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
И (вспомни) (о, Посланник) (пророков) Дауда и Сулаймана, когда они (двое) судили [[Пророк Дауд вынес решение, чтобы с владельцем посева рассчитались овцами по стоимости испорченного посева. А пророк Сулейман предложил другое решение: овцы временно были переданы владельцу посева, чтобы он пользовался их молоком, шерстью и приплодом, а посев временно должен быть дан владельцу овец, чтобы он восстановил его. И пророк Дауд признал решение своего сына Сулеймана лучшим.]] [выносили решение] о ниве [о посеве], которую повредили [потоптали и поели] овцы людей (которые забрели на посев ночью). И были Мы при их суде [в котором участвовали Дауд, Сулейман и стороны] присутствующими.
Rusça — Osmanov
[Вспомни] также Давуда и Сулаймана, когда они судили о ниве, которую потравили чужие овцы. Ведь Мы были свидетелями их суда.
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
OCH (MINNS) David och Salomo - hur de dömde i ett fall där får (tillhörande) en grupp människor hade kommit in under natten på en (främmande) åker och betat av säden. Vi var vittne till deras dom.