(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.

قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلٰٓى اَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

ḳālū fe 'tū bihi ǎlā eǎ'yuni n-nāsi leǎllehum yeşhedūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler
2فَأْتُواfe 'tūا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekgetirin
3بِهِbihionu
4عَلٰٓىǎlāönüne
5اَعْيُنِeǎ'yuniع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.gözü
6النَّاسِn-nāsiن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.insanların
7لَعَلَّهُمْleǎllehumböylece onlar
8يَشْهَدُونَyeşhedūneش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.tanık olsunlar

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Öyleyse dediler, onu halkın gözü önüne getirin de söylediği söze tanıklıkta bulunsunlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Öyleyse dediler, onu halkın gözü önüne getirin de söylediği söze tanıklıkta bulunsunlar.

Adem Uğur

O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.

Ahmed Hulusi

Dediler ki: "Onu tutuklayıp halkın gözleri önüne getirin ki, herkes olaya şahit olsun. "

Ahmet Tekin

'O halde onu halkın gözü önüne çıkarın. Olur ki, onu teşhis ederler.' dediler.

Ahmet Varol

Dediler ki: 'Öyleyse onu insanların gözlerinin önüne getirin. Olur ki onlar da şahit olurlar!'

Ali Bulaç

Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."

Ali Fikri Yavuz

(Nemrud ve kavminin ileri gelenleri şöyle) dediler: “- Öyle ise, onu insanların gözleri önüne getirin, belki (yaptığı işe) şahidlik ederler.”

Ali Rıza Safa

"Onu, insanların karşısına çıkarın; belki tanıklık eden olur!" dediler.

Bayraktar Bayraklı

"O halde, onu hemen insanların gözü önüne getirin, belki şahitlik ederler" dediler.

Bekir Sadak

(60-61) Bazilari: «Ibrahim denen bir gencin onlari diline doladigini duymustuk» deyince, «O halde bunlarin sahidlik edebilmeleri icin onu halkin gozu onune getirin» dediler.

Celal Yıldırım

Bunların şahitlik etmeleri ic!n onu halkın önüne getirin, dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(60-61) Bazıları, “İbrâhim denen bir gencin bunları diline doladığını işitmiştik” deyince, “O halde, onu hemen insanların önüne getirin, belki birileri şahitlik eder” dediler.

Diyanet İşleri

(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

(60-61) Bazıları: 'İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk' deyince, 'O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin' dediler.

Diyanet Vakfi

O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

«O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

hadi onu halkın gözleri önüne getirin, belki (onlar da aleyhinde) şehadet ederler." dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydin dediler: getirin onu nasın gözleri önüne belki şehadet ederler

Erhan Aktaş

"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

Fizilal-il Kuran

O halde onu yakalayıp halkın karşısına getiriniz ki, herkes bu suçunun tanığı olsun dediler.

Gültekin Onan

Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."

Hamdi Döndüren

Diğerleri, “O halde, dediler, onu insanların önüne getirin. Belki onun aleyhinde tanıklık ederler!”

Hasan Basri Çantay

Dediler: "O halde onu insanların gözleri önüne getirin. Olur ki onlar da (aleyhinde) şahidlik ederler".

Hasib Asutay

(Nemrut'un adamları), 'O halde, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) onlar tanıklık ederler' (dediler).

Hayrat Neşriyat

'Öyle ise onu insanların gözü önüne getirin; belki (onun yaptığına) şâhidlik ederler' dediler.

İbni Kesir

Dediler ki: O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu insanların gözleri önüne getirin.

Mehmet Okuyan

“Onu hemen insanların gözü önüne getirin! Belki şahitlik ederler.” demişlerdi.

Muhammed Esed

(Berikiler:) "Onu insanların karşısına çıkarın, (aleyhine) tanıklık etsinler!" dediler.

Mustafa İslamoğlu

(Diğerleri) dediler ki: "Onu insanların önüne çıkarın; belki görgü şahitliği yapacak birileri çıkar!"

Ömer Nasuhi Bilmen

«Haydin dediler. O'nu nâsın gözleri önüne getiriniz; umulur ki onlar şehâdette bulunurlar.»

Ömer Öngüt

Dediler ki: “O halde onu hemen insanların gözü önüne getirin, belki şâhitlik ederler. ”

Suat Yıldırım

"Haydin, dediler, getirin onu halkın huzuruna ki çekeceği cezaya onlar da şahit olsunlar."

Süleyman Ateş

"Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar" dediler.

Süleymaniye Vakfı

"Öyleyse getirin onu halkın önüne; belki onlar görmüşlerdir" dediler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Diğerleri: "Getirin onu halkın önüne; belki bir gören olmuştur" diye karşılık verdi.

Şaban Piriş

-Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Dediler ki: «Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.»

Ümit Şimşek

'Öyleyse onu halkın önüne çıkarın da başına geleceklere herkes şahit olsun' dediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Digərləri də: “Onu camaatın gözü qabağına gətirin ki, şahidlik etsinlər”– dedilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Qalanları:) ″Bunların şahidlik edə bilmələri üçün onu (tapıb) camaatın gözü qabağına gətirin!″ – dedilər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie sprachen: ʺBringt ihn vor die Augen der Leute, damit sie bezeugen!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie sagten: ʺSo bringt ihn her vor die Augen der Menschen, auf daß sie es bezeugen mögen.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Sie sagten: ʺSo bringt ihn vor die Augen der Menschen damit sie das bezeugen.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie sagten: ʺDann bringt ihn her vor die Augen der Menschen, vielleicht bezeugen sie es.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Bring him here before the people", they said, "so that they may witness with their own eyes the consequence, for he -Ibrahim- has much to answer for".

Abdul Haleem

They said, ‘Bring him before the eyes of the people, so that they may witness [his trial].’

Abdullah Yusuf Ali

They said, "Then bring him before the eyes of the people, that they may bear witness."

Abul A'la Maududi

The others said: "Bring him, then, before the eyes of the people that they may see (what will be done to him)."

Aisha Bewley

They said, ‘Bring him before the people’s eyes so they can be witnesses. ’

Al-Hilali & Khan

They said: "Then bring him before the eyes of the people, that they may testify."

Ali Quli Qarai

They said, ‘Bring him before the people’s eyes so that they may bear witness [against him]. ’

Amatul Rahman Omar

They said, ' Then bring him before the eyes of the people so that they may bear witness (against him). '

Arthur John Arberry

They said, 'Bring him before the people's eyes; haply they shall bear witness. '

Bijan Moeinian

They said: "Then bring him here so that he answers a few question before the public. "

E. Henry Palmer

Said they, 'Then bring him before the eyes of men; haply they will bear witness. '

Edip-Layth

They said, "Bring him before the eyes of the people so that they may bear witness."

George Sale

They said, bring him therefore before the eyes of the people, that they may bear witness against him.

Hamid S. Aziz

Others said, "We heard a youth mention them, he is called Abraham. "

Mahmoud Ghali

They said, "Then come up with him (i. e., bring him) before the eyes of the multitude, that possibly they would testify."

Marmaduke Pickthall

They said: Then bring him (hither) before the people's eyes that they may testify.

Mohamed Ahmed - Samira

"Bring him before the people, " they said, "that they may bear witness. "

Muhammad Asad

[The others] said: "Then bring him before the peoples eyes, so that they might bear witness [against him]!"

Mustafa Khattab

They demanded, "Bring him before the eyes of the people, so that they may witness ˹his trial˺."

Progressive Muslims

They said: "Bring him before the eyes of the people so that they may be witness. "

Sahih International

They said, "Then bring him before the eyes of the people that they may testify. "

Sam Gerrans

They said: “Then bring him before the eyes of the people, that they might bear witness.”

Shabbir Ahmed

The custodians of the temple conferred and said, "Then bring him before the people's eyes, so that they might bear witness. "

Syed Vickar Ahamed

They said: "Then bring him before the eyes of the people, so that they may bear witness,"

Taqi Usmani

They said, "Then, bring him before the eyes of the people, so that they may see".

The Monotheist Group

They said: "Bring him before the eyes of the people so that they may be witness."

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Gotin: Nexwe di cih de Îbrahîm bînin pêşberî çavê xelkê, da ku li ser ya gotî şehdeyiyê bidin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zeiden: ʺBrengt hem dan onder de ogen van de mensen; misschien zullen zij getuigen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij zeiden: Brengt hem dus voor het volk, opdat het getuigenis tegen hem aflegge.

Hollandaca — Siregar

Zij zeiden: ʺBrengt hem dan onder de ogen van de mensen, hopelijk zullen zij getuigen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Сказали они [их предводители]: «Приведите же его [Ибрахима] (и поставьте) перед глазами людей, чтобы они засвидетельствовали (что Ибрахим говорил об их идолах)».

Rusça — Osmanov

Они повелели: ʺТак приведите же его пред людские очи. Быть может, [люди это] подтвердятʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(De andra) sade: ʺFör hit honom inför allt folket, så att de kan (berätta vad de får) bevittna!ʺ