Bakara Suresi 71. Ayet — Elfaz
Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır." Onlar, "İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin" dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.
1قَالَḳālededi kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2اِنَّهُinnehuşüphesiz OHarf-i Nasb+Zamir
3يَقُولُyeḳūluşöyle diyorMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
4اِنَّهَاinnehāgerçekten oHarf-i Nasb+Zamir
5بَقَرَةٌbeḳaratunbir inektirİsimب ق رKesmek, yarmak, açmak, delmek, araştırmak, incelemek, akıl erdirmek, bakara (sığır), inek, öküz
6لَاlāolmayanHarf-i Nefi
8تُثِيرُtuṧīrusürmek içinMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibe · İf'âl Bâbıث و رHavada yükselmek ve yayılmak (toz), karıştırılmak (kavga), tutuşturulmak (savaş), üzerine atılmak, herhangi birine saldırmak, toprağı sürmek. athaara - toprağı sürmek, (toprağı) parçalamak. atharana - (toz bulutlarını) yükseltme.
9الْاَرْضَl-erDeyeriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
10وَلَاve lāBağlaç+Harf-i Nefi
11تَسْقِيtesḳīve sulamazMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibeس ق يSu vermek, sulamak, içirmek, susuzluğu gidermek, sulama yapmak, suvarmak
12الْحَرْثَl-HarṧeekinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimح ر ثSürmek ve ekmek, yetiştirmek, bir şeyi kesmek, (mal) edinmek, servet biriktirmek, geçim aramak, çalışmak veya emek vermek, toprağı sürmek, bir şeyi derinlemesine incelemek, incelemek/bakmak/dikkatle araştırmak/soruşturmak, bir şeyi akla getirmek.
13مُسَلَّمَةٌmusellemetunsalınmışSıfatس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak
14لَاlāyokturHarf-i Nefi
16فِيهَاfīhāondaHarf-i Cer+Zamir
17قَالُواḳālūdedilerMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
18الْـٰٔنَl-āneişte şimdiMarife (Belirlilik Takısı)+Zaman Zarfı
19جِئْتَci'tegetirdinMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
20بِالْحَقِّbi l-HaḳḳidoğruyuHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmek
21فَذَبَحُوهَاfe ƶebeHūhāve boğazladılar onuİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibذ ب حBölmek/yırtmak, boğazını kesmek, kalmak, kurban etmek, açıp yırtmak, hendek, katletmek/katliam yapmak, çok sayıda öldürmek, kurban edilen şey, kurban, kesilen kişi.
22وَمَاve māBağlaç+Harf-i Nefi
24يَفْعَلُونَyef'ǎlūneyapmayacaklardıMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibف ع لbir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum