(Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline!

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ

fe ḣtelefe l-eHzābu min beynihim fe veylun li(e)lleƶīne keferū min meşhedi yevmin ǎZīmin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَاخْتَلَفَfe ḣtelefeخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekayrılığa düştüler
2الْاَحْزَابُl-eHzābuح ز بBaşına gelmek ve sıkıntıya sokmak, bölmek, bir şey tarafından şiddetli/ağır şekilde bastırılmak, aniden veya beklenmedik şekilde daralmak veya böyle bir şey tarafından alt edilmek, insanları toplamak/bir araya getirmek/birleştirmek, insanları partilere/sınıflara/gruplara/bölümlere ayırmak, bölümlere ayırmak veya kısımlar belirlemek, bir partinin/grubun üyesi/yandaşı olmak, birine yardım etmek veya destek olmak.hizipler
3مِنْmin
4بَيْنِهِمْbeynihimب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinkendi aralarından
5فَوَيْلٌfe veylunartık vay haline
6لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselerin
7كَفَرُواkeferūك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkar eden
8مِنْminötürü
9مَشْهَدِmeşhediش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.görmekten
10يَوْمٍyevminي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecibir günü
11عَظِيمٍǎZīminع ظ مbüyük, önemli, büyük, dikkate almak, onur, muazzam, görkemli, önemli bir kişi, Her Şeye Kadir, Her Şeye Kadir, elim, cömert/bol, büyütmek/artırmak. hayretler uyandırmak - büyük hale getirmekbüyük

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Aralarından bölükler ayrıldı, ayrılığa / aykırılığa düştüler. Ulaşıp görecekleri büyük günün şiddetli azâbı kâfirlere.

Adem Uğur

Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!

Ahmed Hulusi

Çeşitli anlayıştakiler (Uluhiyetin TEK'liğinden perdeliler) aralarında ayrılığa düştüler (Allah'a iftira attılar). . . Yaşanacak azametli sürecin dehşetinde yazık olacak o hakikat bilgisini inkar edenlere!

Ahmet Tekin

Ne var ki, ehl-i kitaptan, yahudiler ve hıristiyanlar Îsâ konusunda kendi aralarında farklı iddialar ileri sürdüler. Bu yüzden, büyük günde, kıyamette, herkesin delillerle, şâhitlerle hesaba çekilmesi sebebiyle, vay inkârda ısrar edenlerin, küfre saplanan ehl-i kitabın başına geleceklere!

Ahmet Varol

Aralarından birtakım gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı inkâr edenlerin vay haline!

Ali Bulaç

İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere.

Ali Fikri Yavuz

Sonra fırkalar (Hristiyanlarla Yahudiler) kendi aralarında ihtilafa düştüler. Artık görülecek bir büyük günün (kıyametin) azabı, o küfredenlere olsun.

Ali Rıza Safa

Ayrımcılar, aralarında uyuşmazlığa düştüler. Büyük bir güne tanık olacak olan nankörlük edenlerin; artık, vay başlarına gelene!

Bayraktar Bayraklı

Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük günü görecek olduğu zamanda vay o kafirlerin haline!

Bekir Sadak

Firkalar, kendi aralarinda anlasmazliga dustuler. Vay o buyuk gunu gorecek kafirlerin haline!

Celal Yıldırım

(İsâ hakkında) kendi aralarında gruplaşanlar görüş ayrılığına düştüler. Artık o büyük güne şahit olacak o inkarcıların vay hâline !

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne ulaşıldığında, vay o inkârcıların haline!

Diyanet İşleri

(Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline!

Diyanet İşleri (eski)

Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!

Diyanet Vakfi

Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ne var ki, fırkalar (yahudi ve hıristiyanlar) kendi aralarında ihtilafa düştüler. O büyük (dehşetli) günü görecek kâfirlerin vay haline!

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonra gruplar kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Artık büyük bir günün görülecek dehşetinden vay kafirlerin haline!

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra hizibler kendi aralarında ıhtilafa düştüler, artık büyük bir günün görülecek hailesinden veyl o küfredenlere

Erhan Aktaş

Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o Kafirlerin vay haline.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o Kafirlerin vay haline.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o gerçeği yalanlayan nankörlerin vay haline.

Fizilal-il Kuran

Çeşitli gruplara ayrılan insanlar, aralarında görüş ayrılığına düştüler. Vaygele kâfirlerin başına! O «büyük gün» de gözleri neler görecek.

Gültekin Onan

İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay küfredenlere.

Hamdi Döndüren

Onların arasından çıkan birtakım gruplar (İsa konusunda) görüş ayrılığına düştüler. O büyük güne ulaşıldığında, vay o inkâr edenlerin haline!

Hasan Basri Çantay

Sonra fıkralar kendi aralarında ihtilaf etdi. Artık görecekleri büyük bir günün çetin azabı o kafirlerindir.

Hasib Asutay

Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. (11) Büyük güne şahit olunduğu zaman vay kâfirlerin haline! (11. Çeşitli görüşteki insan toplulukları, İsa hakkında değişik inançlar beslediler. Kimi İsa'yı Allah'ın oğlu, kimi Allah ile beraber bir Tanrı, kimi de Allah'ı oluşturan üç elementten biri kabul etti.)

Hayrat Neşriyat

Sonra (yahudi ve hristiyan) topluluklar kendi aralarında ihtilâfa düştü. Artık büyük gün(ün dehşeti) görüldüğü vakit o inkâr edenlerin vay hâline!

İbni Kesir

Fırkalar kendi aralarında ihtilafa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline.

Mehmet Okuyan

(Çeşitli yahudi ve hristiyan) gruplar kendi aralarında (İsa hakkında) ayrılığa düştüler. Büyük günün şahitliği nedeniyle kâfir olanların vay hâllerine!

Muhammed Esed

Hal böyleyken (Kitab-ı Mukaddes'e bağlı olduklarını iddia eden) hizipler yine de aralarında (İsa'nın doğası hakkında) çekişip duruyorlar! Öyleyse, o büyük Gün bütün açıklığıyla gelip çattığı zaman vay hallerine hakkı inkar edenlerin!

Mustafa İslamoğlu

Buna rağmen mezhepler kendi aralarında ayrılığa düştüler. O halde, büyük bir günün sorgusunda (yaşayacaklarından) dolayı, inkarda direnen o kimselerin vay hallerine!

Ömer Nasuhi Bilmen

(37-38) Sonra fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir. Bize gelecekleri gün neler işitecekler ve neler göreceklerdir. Fakat o zalimler bugün pek zahir bir sapıklık içindedirler.

Ömer Öngüt

Fırkalar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. O büyük güne şâhit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin hâline!

Suat Yıldırım

Sonra onun hakkında birtakım gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Artık gerçeğin meydana çıkacağı o mühim günün duruşmasında vay o kâfirlerin başına geleceklere!

Süleyman Ateş

Kendi aralarından hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten ötürü vay kafirlerin haline!

Süleymaniye Vakfı

İçlerinden bazı kesimler anlaşmazlığa düştü. O azametli günde görüp yaşayacaklarından dolayı kafirlik edenlerin vay haline!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İçlerinden farklı kesimler birbirlerine düştüler. Vay haline o büyük günde huzura çıkmayı göz ardı edenlerin.

Şaban Piriş

Gruplar aralarında ayrılığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!..

Tefhim-ul Kuran

İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay küfre sapanlara.

Ümit Şimşek

Fakat çeşitli topluluklar onun hakkında anlaşmazlığa düştüler. O büyük gün görüldüğünde, kâfirlerin başına gelecek var!

Yaşar Nuri Öztürk

Kendi aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Büyük bir günün tanıklığından ötürü vay o inkarcıların haline!

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sonra firqələrin arasında ziddiyyət düşdü. Böyük günü görəcək kafirlərin vay halına!

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Xaçpərəstlərdən olan) firqələr (İsa Allahdır, yaxud Allahın oğludur və s. sözlər deyərək) öz aralarında anlaşılmazlığa düşdülər. Vay o böyük günü (qiyamət gününü) görəcək kafirlərin halına!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die Sekten haben untereinander über ihn gestritten. Wehe den Ungläubigen! Sie werden einen gewaltigen Tag (den Jüngsten Tag) erleben.

Almanca — Der Edle Quran

Doch die Gruppierungen wurden uneinig untereinander; dann wehe denjenigen, die ungläubig sind, vor dem Erleben eines gewaltigen Tages!

Almanca — M. A. Rassoul

Doch die Parteien wurden uneinig untereinander; wehe darum denen, die ungläubig sind; sie werden einen großen Tag erleben.

Almanca — Muhammad Zaidan

Danach wurden die Parteien unter ihnen uneins. Und Untergang sei denjenigen, die Kufr betrieben haben, beim Erleben eines gewaltigen Tages!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Nevertheless the various sects found a cause for which they were ready to contend to their life's end. Woe betide them who will not acknowledge Allah's Oneness, Uniqueness and Absoluteness. How distressful shall be the stormy scene they shall have to encounter on a Momentous Day!

Abdul Haleem

But factions have differed among themselves. What suffering will come to those who obscure the truth when a dreadful Day arrives!

Abdullah Yusuf Ali

But the sects differ among themselves: and woe to the unbelievers because of the (coming) Judgment of a Momentous Day!

Abul A'la Maududi

But different parties began to dispute with one another. A dreadful woe awaits on that great Day for those that reject the Truth.

Aisha Bewley

The parties differed among themselves. Woe to those who are kafir when they are present on a terrible Day!

Al-Hilali & Khan

Then the sects differed [i.e. the Christians about ‘Îsâ (Jesus) عليه السلام], so woe unto the disbelievers [those who gave false witness by saying that ‘Îsâ (Jesus) is the son of Allâh] from the Meeting of a great Day (i.e. the Day of Resurrection, when they will be thrown in the blazing Fire)[1].

Ali Quli Qarai

But the factions differed among themselves. So woe to the faithless at the scene of a tremendous day.

Amatul Rahman Omar

Yet the various sects were divided among themselves. Woe shall befall those who deny the meeting of the great day.

Arthur John Arberry

But the parties have fallen into variance among themselves; then woe to those who disbelieve for the scene of a dreadful day.

Bijan Moeinian

Unfortunately they divided themselves into different sects and presented different images of Jesus. Pity to the disbelievers on that Great Day in which they have to meet their Lord (and present the reasons for which they made Jesus son of God.)

E. Henry Palmer

And the parties have disagreed amongst themselves, but woe to those who disbelieve, from the witnessing of the mighty day!

Edip-Layth

So the parties disputed between them. Therefore, woe to those who have rejected from the scene of a terrible day.

George Sale

Yet the sectaries differ among themselves concerning Jesus; but woe be unto those who are unbelievers, because of their appearance at the great day.

Hamid S. Aziz

And, lo! Allah is my Lord and your Lord (see John 20:17), so worship Him; this is the Straight Way.

Mahmoud Ghali

Yet the parties have differed among themselves; so woe to the ones who have disbelieved for the witnessing of a tremendous Day!

Marmaduke Pickthall

The sects among them differ: but woe unto the disbelievers from the meeting of an awful Day.

Mohamed Ahmed - Samira

Yet the sectarians differed among themselves. Alas for the unbelievers when they see the Terrible Day!

Muhammad Asad

And yet, the sects [that follow the Bible] are at variance among themselves [about the nature of Jesus Woe, then, unto all who deny the truth when that awesome Day will appear!

Mustafa Khattab

Yet their ˹various˺ groups have differed among themselves ˹about him˺, so woe to the disbelievers when they face a tremendous Day!

Progressive Muslims

So the parties disputed between them. Therefore, woe to those who have rejected from the scene of a terrible Day.

Sahih International

Then the factions differed [concerning Jesus] from among them, so woe to those who disbelieved - from the scene of a tremendous Day.

Sam Gerrans

Then the parties differed among themselves; then woe to those who ignore warning from the meeting of a tremendous day.

Shabbir Ahmed

And yet, the sects (that follow the Bible) differ among themselves. Woe then, unto all who deny the Truth when that awesome Day will appear.

Syed Vickar Ahamed

Then, the groups differed among themselves: so (this is a) warning to the disbelievers because of the Judgment on a great Day!

Taqi Usmani

Then the groups among them fell in dispute. So, how evil is the fate of the disbelievers when they have to face the Great Day.

The Monotheist Group

Thus the Confederates disputed between them. Therefore, woe to those who have rejected from the scene of a terrible Day.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

(par la suite,) les sectes divergèrent entre elles. Alors, malheur aux mécréants lors de la vue dʹun jour terrible!

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Piştre ref û komên îsraîliyan (di heqê Îsa de), di nav xwe de ji hev cuda bûn. Vêca wax li halê wan kafiran be, ew ên ku ji dîmenê rojeke mezin bêbawer in!

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar de partijen waren het onderling oneens. Wee dus hen die ongelovig zijn want zij zullen van een geweldige dag getuige zijn.

Hollandaca — Salomo Keyzer

De partijen verschillen onder elkander nopens Jezus; maar wee over hen, die ongeloovigen zijn, wegens hunne verschijning op den grooten dag.

Hollandaca — Siregar

Maar de groepen verschilden onderling van mening; dus wee hen die niet geloven getuige te zijn van de geweldige Dag.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И впали в разногласия партии (из числа людей Писания) между собой (относительно пророка Иисы) [[Христиане приняли его себе как Бога и сына Бога, а иудеи сказали, что он колдун и сын Иосифа-плотника.]]. И горе [сильное наказание] (будет) тем, которые стали неверующими, от зрелища Великого Дня [Дня Суда]!

Rusça — Osmanov

Различные группы спорят между собой [о сущностиʹ Исы]. Горе неверным от того, что они узреют в великий (т. е. Судный) день!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men de sekter (som uppstod genom splittringen bland efterföljarna av äldre uppenbarelser) är sinsemellan oense (om Jesus). Varna dem som förnekade sanningen! En olycksdiger Dag kommer de att få bevittna fruktansvärda ting!