Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ

ve l-erDe medednāhā ve elḳaynā fīhā ravāsiye ve enbetnā fīhā min kulli şey'in mevzūnin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَالْاَرْضَve l-erDeا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve arzı
2مَدَدْنَاهَاmedednāhāم د دçekmek, germek, uzatmak, uzun tutmak, ertelemek, yardım etmek, ilerletmek, artırmak, mürekkep doldurmak, gübrelemekyaydık
3وَاَلْقَيْنَاve elḳaynāل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.ve attık
4فِيهَاfīhāoraya
5رَوَاسِيَravāsiyeر س وDemir atmak, demirlemek, sabit olmak, sabitlenmek, sağlam durmak, kararlı olmak, yerleşmek, durmak, yanaşmak, limana varmaksağlam dağlar
6وَاَنْبَتْنَاve enbetnāن ب تÜretmek (ağaç), filizlenmek, büyümek, filiz vermek (bitki), büyümek (çocuk). Nawaabit - insan veya hayvanların yavruları.ve bitirdik
7فِيهَاfīhāorada
8مِنْmin
9كُلِّkulliك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
10شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşey(den)
11مَوْزُونٍmevzūninو ز نtartmak/yargılamak/ölçmekölçülü mütenasib

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Yeryüzünü, enine boyuna döşedik ve orada metîn dağlar yarattık ve oradan, taktîrimize göre, her şeyi bitirdik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Yeryüzünü, enine boyuna döşedik ve orada metîn dağlar yarattık ve oradan, taktîrimize göre, her şeyi bitirdik.

Adem Uğur

Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.

Ahmed Hulusi

Arzı (bedeni Esma özelliklerini açığa çıkaracak organları alacak şekilde) genişlettik! Onda sabit dağlar (vücuttaki organlar) ilka ettik. . . Onda her şeyi ölçülü bitirdik.

Ahmet Tekin

Yerleşimi sağlamak, hayatı kolaylaştırmak için yer kürenin toprağını, biyolojik, kimyevî yapısını, rengini oluşturup yayarak verimli hale getirdik. Orada, ağır baskılı, oturaklı, derin temellere dayalı dağlar yerleştirdik. Yine orada her şeyi dengeli, âhenkli, ölçülü ürettik.

Ahmet Varol

Yeri de yaydık, üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve onda her şeyden belli ölçüde bitirdik.

Ali Bulaç

Yere (gelince,) onu döşeyip yaydık, onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.

Ali Fikri Yavuz

Arzı da döşedik ve oraya yerli yerinde dağlar koyduk, orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.

Ali Rıza Safa

Yeryüzünü genişletip yaydık ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik. Ve her şeyi yakışan ölçülerle yetiştirdik.

Bayraktar Bayraklı

Yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar diktik ve orada her şeyi ölçülü bitirdik.

Bekir Sadak

Yeri yaydik, oraya sabit daglar yerlestirdik, orada her seyi bir olcuye gore bitirdik.

Celal Yıldırım

Yeryüzünü de yaydık, orada ağırlığı olan sabit dağlar koyduk ve orada ölçülmüş (miktar ve özelliği belirlenmiş) her şeyi yetiştirdik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik, orada ölçüleri belli her türden ürünler bitirdik.

Diyanet İşleri

Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

Diyanet İşleri (eski)

Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.

Diyanet Vakfi

Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yeri de döşeyip yaydık, ona ağır baskılar bıraktık ve onda ölçülü herşeyden bitirdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzı meddettik ve ona ağır baskılar bıraktık ve onda mevzun her şeyden bitirdik,

Erhan Aktaş

Yeryüzünü yaydık ve oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her türlü bitkiyi bir ölçüye göre yetiştirdik.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Yeryüzünü yaydık ve oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her türlü bitkiyi bir ölçüye göre yetiştirdik.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Yeryüzünü yaydık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Ve orada her türlü bitkiyi bir ölçüye göre yetiştirdik.

Fizilal-il Kuran

Yerin alanını geniş yaptık, oraya sabit dağlar serpiştirdik ve orada belirli bir ölçü uyarınca her bitkiyi bitirdik.

Gültekin Onan

Yere (gelince,) onu döşeyip yaydık, onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.

Hamdi Döndüren

Yeri de uzatıp yaydık, oraya sabit dağlar attık ve orada her şeyi belli ölçü ile bitirdik.

Hasan Basri Çantay

Yeri de (döşeyib) yaydık. Onda sabit dağlar (yaratıb) koyduk, oralarda (hikmet ve maslahatla) ölçülmüş her şeyden (münasib) nebatlar bitirdik.

Hasib Asutay

Yere gelince, onu da yaydık, onda sabit dağlar yerleştirdik ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.

Hayrat Neşriyat

Yeryüzünü ise yaydık; oraya sâbit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü herşeyden (her nebâttan) bitirdik.

İbni Kesir

Yeri de döşeyip yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik. Ve orada her şeyden ölçülü olarak yetiştirdik.

Mehmet Okuyan

Yeri genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. Orada ölçülü olan her şeyden (bitkiler) yetiştirdik.

Muhammed Esed

Ve yeryüzünü yayıp üzerine yerinden oynatılmaz dağlar yerleştirdik; ve orada (hayatın) her türünün dengeli bir biçimde büyüyüp boyvermesini sağladık;

Mustafa İslamoğlu

Ve yeryüzünü (engebeli arazı yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira orada kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştirdik; üstelik orada her türün dengeli bir biçimde büyüyüp gelişeceği (bir canlı hayat) bahşettik.

Ömer Nasuhi Bilmen

Yeryüzünü de yaydık ve onda sabit dağlar bıraktık. Ve onda her bir ölçülmüş şeyden bitirdik.

Ömer Öngüt

Yeri döşeyip yaydık. Orada sabit dağlar yerleştirdik. Yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.

Suat Yıldırım

Yeri de yaydık, genişlettik ve oraya sağlam dağlar çaktık ve orada hikmetle ölçülmüş olarak her türlü nebatı yetiştirdik.

Süleyman Ateş

Arzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik.

Süleymaniye Vakfı

Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirip yerin alanını artırdık ve orada dengeli her bitkiyi bitirdik.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yeri uzattık, içine oturaklı dağları yerleştirdik. Orada her bitkiyi dengeli olarak bitirdik.

Şaban Piriş

Yeri de yaydık. Oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada her şeyden ölçülü olarak ürün verdik.

Tefhim-ul Kuran

Yere (gelince,) onu döşeyip yaydık, onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik.

Ümit Şimşek

Yeri de yayıp döşedik, onda sağlam dağlar diktik ve ölçülüp biçilmiş herbir şeyden yetiştirdik.

Yaşar Nuri Öztürk

Yeri yayıp döşedik, ona kuvvetli dağlar diktik ve içinde ölçülü/ahenkli her şeyden bitirdik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Biz yeri döşədik, orada möhkəm dağlar yerləşdirdik və orada hər şeydən lazım olduğu qədər yetişdirdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz yer üzünü döşədik (orada hər şeyi yerbəyer etdik), orada möhkəm dayanan dağlar yerləşdirdik, hər şeydən (bütün meyvələrdən) müəyyən ölçüdə (lazım olan qədər) yetişdirdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die Erde haben Wir ausgedehnt, darauf Berge verankert und alle Arten von Pflanzen nach genauem Maß wachsen lassen.

Almanca — Der Edle Quran

Und die Erde haben Wir gedehnt und darauf festgegründete Berge gesetzt und auf ihr von allen zu wiegenden Dingen wachsen lassen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und die Erde haben Wir ausgedehnt und darauf feste Berge gesetzt, und Wir ließen alles auf ihr wachsen, was ausgewogen ist.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und die Erde haben WIR eingeebnet und in ihr Berge eingesetzt. Und aus ihr haben WIR Allerlei nach Maß hervorsprießen lassen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And the earth did We spread out and stretch* and furnish with mountains placed in a certain setting, fixed as with an anchor, and therein did We produce and cause to grow a set of every kind whose seeming speaks of interdependence and the bearing of proportion.

Abdul Haleem

As for the earth, We have spread it out, set firm mountains on it, and made everything grow there in due balance.

Abdullah Yusuf Ali

And the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance.

Abul A'la Maududi

As for the earth, We have stretched it out and have cast on it firm mountains, and have caused to grow in it everything well-measured.

Aisha Bewley

As for the earth, We stretched it out and cast firmly embedded mountains in it and made everything grow in due proportion on it.

Al-Hilali & Khan

And the earth We have spread out, and have placed therein firm mountains, and caused to grow therein all kinds of things in due proportion.

Ali Quli Qarai

And We spread out the earth, and cast in it firm mountains, and We grew in it every kind of balanced thing,

Amatul Rahman Omar

We have spread out and put fertilizers in the earth from outside, and set up firm mountains therein, and We have caused to grow upon it every suitable thing in due proportion.

Arthur John Arberry

And the earth -- We stretched it forth, and cast on it firm mountains, and We caused to grow therein of every thing justly weighed,

Bijan Moeinian

As for the earth, I have spread it out, established firm mountains in it and have provided a balanced environment hospitable to the growth of all kind of suitable things.

E. Henry Palmer

And the earth we have stretched out and have thrown on it firm mountains, and have caused to grow upon it of everything a measured quantity.

Edip-Layth

As for the land, We have stretched it, placed stabilizers in it, and We have planted in it everything in balance.

George Sale

We have also spread forth the earth, and thrown thereon stable mountains; and we have caused every kind of vegetable to spring forth in the same, according to a determinate weight:

Hamid S. Aziz

And the earth have We spread out and placed on it firm mountains, and have caused to grow upon it of everything in balanced measure.

Mahmoud Ghali

And the earth-We have extended it and cast on it anchorages, (i. e., mountains) and We have caused to grow therein of everything (evenly) weighed.

Marmaduke Pickthall

And the earth have We spread out, and placed therein firm hills, and caused each seemly thing to grow therein.

Mohamed Ahmed - Samira

We stretched the earth and placed upon it firm stabilisers, and made all things grow upon it balanced evenly.

Muhammad Asad

And the earth -We have spread it out wide, and placed on it mountains firm, and caused [life] of every kind to grow on it in a balanced manner,

Mustafa Khattab

As for the earth, We spread it out and placed upon it firm mountains, and caused everything to grow there in perfect balance.

Progressive Muslims

And the land We have stretched, and placed stabilizers in it, and We have planted in it everything in balance.

Sahih International

And the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing.

Sam Gerrans

And the earth, We spread it out and cast therein firm mountains, and caused to grow therein every balanced thing,

Shabbir Ahmed

And the earth, We have spread it out wide and compressed its Globe (39:5) and placed firm in it mountain ranges. And caused each seemly thing to grow in due proportion therein. (15:19-20), (31:10), (41:10), (79:28-30), (88:18-20).

Syed Vickar Ahamed

And We have spread out the earth (flat); Placed mountains (on it) firm and immovable; And in it made all kinds of things in proper balance.

Taqi Usmani

As for the earth, We have stretched it out and placed on it firm mountains, and We have caused to grow in it everything well-balanced,

The Monotheist Group

Andthe land We have stretched, and placed stabilizers in it, and We have planted in it from everything in balance.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et quant à la terre, Nous lʹavons étalée et y avons placé des montagnes (immobiles) et y avons fait pousser toute chose harmonieusement proportionnée.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me erd jî raxistiye û tê de çiyayên asê û saxlem bi cih kirine û me di erdê de her tişt (li gorî hewcehiyê) bi pîvan deraniye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En de aarde hebben Wij uitgebreid en er stevige bergen op aangebracht. En Wij hebben er allerlei dingen evenwichtig op laten groeien.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij hebben ook de aarde uitgespreid en vaste bergen daarop geplaatst, en wij hebben alle planten in eene bewonderingswaardige orde daaruit doen spruiten.

Hollandaca — Siregar

En Wij hebben de aarde uitgestrekt en Wij hebben daarop bergen geplaatst en Wij hebben daarop van alles doen groeien volgens een evenwichte maat.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И землю Мы разостлали [сделали ее пригодной для жизни], и бросили на нее устойчивые [горы] (которые укрепляют ее), и произрастили на ней всякую вещь [разные растения] по определенному весу (и размеру).

Rusça — Osmanov

Мы простерли землю, воздвигли на ней горы и взрастили на ней в меру всяких злаков.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och Vi har brett ut jorden och där sänkt ned fast förankrade berg och låtit alla slag av växter uppstå på den enligt en väl avvägd plan.