İbrahim Suresi 45. Ayet — Elfaz
"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik."
1وَسَكَنْتُمْve sekentumve oturmuştunuzBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatabس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek
2فِيfīHarf-i Cer
4الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5ظَلَمُواZelemūzulmeden(lerin)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak
6اَنْفُسَهُمْenfusehumkendilerineİsim+Zamirن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan
7وَتَبَيَّنَve tebeyyeneve belli olmuştuBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Tefa''ul Bâbıب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
8لَكُمْlekumsizeHarf-i Cer+Zamir
9كَيْفَkeyfenasılSoru Ekiك ي فNasıl, ne şekilde, ne suretle, ne biçimde, ne tarzda, ne durumda, ne halde
10فَعَلْنَاfeǎlnāyaptığımızMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrف ع لbir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum
11بِهِمْbihimonlaraHarf-i Cer+Zamir
12وَضَرَبْنَاve Derabnāve anlatmıştıkBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrض ر بİyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek, ortaya koymak, karşılaştırmak, benzetmek, yol aramak, ileri yürümek, ayarlamak, dayatmak, engellemek, savaşmak, birinin malıyla kâr payı için ticaret yapmak, yapmak veya sebep olmak veya oluşturmak, terk etmek/vazgeçmek, bir şeyi uzaklaştırmak
13لَكُمُlekumusizeHarf-i Cer+Zamir
14الْاَمْثَالَl-emṧālemisallerleMarife (Belirlilik Takısı)+İsimم ث لDik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya iyi bir durumda olmak, iyileşmeye yakın olmak, bir emre veya komutaya itaat etmek/uymak, benzemek, benzerlik veya eşdeğer olmak.