Kral, kadınlara, "Yusuf'tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?" dedi. Kadınlar, "Haşa! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz" dediler. Aziz'in karısı ise, "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yusuf doğru söyleyenlerdendir" dedi.

قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَزِيزِ الْـٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ اَنَا۬ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ

ḳāle mā ḣaTbukunne iƶ rāvedtunne yūsufe ǎn nefsihi ḳulne Hāşe li (a)llahi mā ǎlimnā ǎleyhi min sū'in ḳāleti mraetu l-ǎzīzi l-āne HaSHaSa l-Haḳḳu enā rāvedtuhu ǎn nefsihi ve innehu le mine S-Sādiḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
2مَاneydi?
3خَطْبُكُنَّḣaTbukunneخ ط بHalka vaaz/öğüt vermek, bir kadını evlilik için istemek veya talep etmek, konuşmak/sohbet etmek veya söyleşmek, yüz yüze hitap etmek, biriyle konuşmak, biriyle istişare etmek, yemin ile doğrulanmış açık kanıt veya tanıklıkla bir davayı karara bağlamak/hüküm vermek/yargılamak, bir şeyi kendi erişim veya gücü dahilinde bulundurmak, diyalog kurmak, bir şey yapmayı istemek veya arzu etmek, vaaz/konuşma/nutuk vermek.durumunuz
4اِذْzaman
5رَاوَدْتُنَّrāvedtunneر و دaramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak, isteğe karşı baştan çıkarmak (12:126'daki gibi 'an ile). yuridu - o diler, niyet eder. 18:77'deki gibi yardımcı fiil olarak kullanılır. iradah kelimesi, hem boyun eğdirme hem de seçenek ve tercih açısından güç ve kapasite için kullanılır. ruwaidan - kısa bir süre için, nazikçe git (bazı dilbilgisi uzmanlarına göre kelime, sözlü ismi kullanımda olmayan bir küçültme formudur, tekil çoğul eril dişil olarak kullanılır).murad almak istediğiniz
6يُوسُفَyūsufeيوسفYusuf'un
7عَنْǎn
8نَفْسِهِnefsihiن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunannefsinden
9قُلْنَḳulneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
10حَاشَHāşeح و شAv için vurmak, yüceltmek, korkutmak. Avı tuzağa doğru çevirmek için etrafında dolanmak, avı avlamak veya yakalamak, avı kendine doğru korkutmak, koyun veya keçileri sürmek, develeri bir araya toplamak ve sürmek, bir şeyi bir araya toplamak veya çekmek, bir şeyi kenarlarından tüketmek, bir yerden veya şeyden uzaklaşmak, birini kandırmak, birini döndürmeye veya eğilmeye ikna etmeye çalışmak, birini hile ile döndürmeye çalışmak, bir kişiyi kandırmak, bir kişiye karşı kurnazlıkla davranmak, bir kişiyi bir şey yapmaya teşvik etmek/kışkırtmak/zorlamak/tahrik etmek, uzağa çekilmek/geri çekilmek, bir kişiden mahrum kalmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya hareket etmek, korkup bir kişiden kaçmak, bir kişiden çekinmek veya kaçınmak, bir kişiden etkilenmek, korkmak veya ürkmek, avı kuşatmak veya çevrelemek.haşa
11لِلّٰهِli (a)llahiAllah için
12مَا
13عَلِمْنَاǎlimnāع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebiz bilmiyoruz
14عَلَيْهِǎleyhionun
15مِنْminhiçbir
16سُوءٍsū'inس و اeşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmekkötülüğünü
17قَالَتِḳāletiق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
18امْرَاَتُmraetuم ر اAcı olmak, sıkıntılı olmak, zorlamak, tartışmak, münakaşa etmek, şüphe etmek, süt sağmak, geçmek, yürümek, sıvazlamak, kadınkarısı da
19الْعَزِيزِl-ǎzīziع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sertAziz'in
20الْـٰٔنَl-āneişte şimdi
21حَصْحَصَHaSHaSaح ص ح صGitmekte veya yolculukta ya da adımda hızlı olmak, çıkarılmış veya soyulmuş olmak, çabalamak veya emek vermek, kendini zorlamak, olağanüstü çaba göstermek, olağan sınırları aşmak, kurulmuş/belirgin/açık/aşikar olmak.yerini buldu
22الْحَقُّl-Haḳḳuح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhak
23اَنَا۬enāben
24رَاوَدْتُهُrāvedtuhuر و دaramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak, isteğe karşı baştan çıkarmak (12:126'daki gibi 'an ile). yuridu - o diler, niyet eder. 18:77'deki gibi yardımcı fiil olarak kullanılır. iradah kelimesi, hem boyun eğdirme hem de seçenek ve tercih açısından güç ve kapasite için kullanılır. ruwaidan - kısa bir süre için, nazikçe git (bazı dilbilgisi uzmanlarına göre kelime, sözlü ismi kullanımda olmayan bir küçültme formudur, tekil çoğul eril dişil olarak kullanılır).murad almak istemiştim
25عَنْǎn
26نَفْسِهِnefsihiن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunanonun nefsinden
27وَاِنَّهُve innehuşüphesiz o
28لَمِنَle mine
29الصَّادِقِينَS-Sādiḳīneص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.doğrulardandır

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Padişah, o kadınlara, Yûsuf'tan murât almak istediğiniz zaman ne haldeydiniz dedi. Allah için dediler, onun bir kötülüğünü görmedik, bilmedik. Azîzin karısı da şimdi işte dedi, hak çıktı meydana, ondan murât almak isteyen bendim ancak ve o, hiç şüphe yok ki gerçeklerdendi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Padişah, o kadınlara, Yûsufʼtan murât almak istediğiniz zaman ne haldeydiniz dedi. Allah için dediler, onun bir kötülüğünü görmedik, bilmedik. Azîzin karısı da şimdi işte dedi, hak çıktı meydana, ondan murât almak isteyen bendim ancak ve o, hiç şüphe yok ki gerçeklerdendi.

Adem Uğur

(Kral kadınlara) dedi ki: Yusufun nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir."

Ahmed Hulusi

(Melik, kadınlara) dedi ki: "Yusuf'u ayartmak istediğinizde ne yaptı?". . . "Haşa! Allah için, Onun bir kötü davranışına şahit olmadık" dediler. Aziyz'in karısı ise: "Şimdi Hak ortaya çıktı! Ben Onu ayartmak istedim. . . Muhakkak ki O (Yusuf) doğru sözlüydü!"

Ahmet Tekin

Kral, kadınlara: 'Yakınlık gösterip Yûsuf’a sahip olmayı arzuladığınızda sizi buna iten sebep ne idi? Onda size karşı bir meyil mi gördünüz?' dedi. Kadınlar: 'Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhine olacak bir kötülüğünü bilmiyoruz' dediler. Devletlü vezirin karısı ise: 'Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Ben yakınlık gösterip hile yaparak ona sahip olmaya kalkıştım. O kesinlikle doğru söyleyenlerdendi.' dedi.

Ahmet Varol

(Hükümdar kadınlara): 'Yusuf'un nefsine yaklaşmak istediğinizde sizin durumunuz neydi?' dedi. Onlar: 'Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik' dediler. Azizin hanımı da dedi ki: 'İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaşmak istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir.'

Ali Bulaç

(Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiç bir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir."

Ali Fikri Yavuz

(Hükümdar o kadınları toplayıp kendilerine) sordu: “Yûsuf’un nefsine yaklaşmak istediğiniz zaman ne halde idiniz?” Kadınlar: “-Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz.” dediler. Vezirin karısı da şöyle dedi: “- Şimdi hak meydana çıktı. Onun nefsine yaklaşmak isteyen ben idim. O ise, hakîkaten sadıklardandır.”

Ali Rıza Safa

"Yusuf'u elde etmek istediğinizde, amacınız neydi?" Dediler ki: "Allah için; kendisinden bir kötülük görmedik!" Valinin karısı, şöyle dedi: "Artık, gerçek ortaya çıktı; Onu, elde etmek istedim. Aslında, O, doğruyu söylüyor!"

Bayraktar Bayraklı

Kral kadınlara dedi ki: "Yusuf'un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" Kadınlar,"Haşa! Allah için biz ondan hiçbir kötülük görmedik" dediler. Aziz'in hanımı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o, doğru söyleyenlerdendir."

Bekir Sadak

Hukumdar kadinlara: «Yusuf'un olmak istediginiz zaman durumunuz neydi?» dedi. Kadinlar. «Hasa! Onun bir fenaligini gormedik» dediler. Vezirin karisi: «µimdi gercek ortaya cikti; onun olmak isteyen bendim; dogrusu Yusuf dogrulardandir» dedi.

Celal Yıldırım

Kral o kadınlara : «Yûsuf'u kendinize çekmek istediğinizdeki durum ne idi ?» diye sordu. Kadınlar da «Hâşâ, Allah için biz onun aleyhine fenalıktan hiçbir şey bilmiyoruz» diye cevap verdiler. Aziz (vezir)in eşi, «Şimdi hak ortaya çıktı. Onunla ilişki kurmak isteyen ben idim ve şüphesiz Yûsuf doğrulardandır» diyerek gerçeği anlattı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Kral (kadınlara), “Yûsuf’u elde etmek istediğinizde beklentiniz ne oldu?” diye sordu. Kadınlar, “Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir eğrilik görmedik” dediler. Aziz’in karısı da: “Şimdi gerçek ortaya çıktı, ben onunla beraber olmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir” dedi.

Diyanet İşleri

Kral, kadınlara, "Yusuf'tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?" dedi. Kadınlar, "Haşa! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz" dediler. Aziz'in karısı ise, "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yusuf doğru söyleyenlerdendir" dedi.

Diyanet İşleri (eski)

Hükümdar kadınlara: 'Yusuf'un olmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?' dedi. Kadınlar, 'Haşa! Onun bir fenalığını görmedik' dediler. Vezirin karısı: 'Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun olmak isteyen bendim; doğrusu Yusuf doğrulardandır' dedi.

Diyanet Vakfi

(Kral kadınlara) dedi ki: Yusuf'un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: «Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Hükümdar, o kadınlara «Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf'un nefsinden murad almaya kalktınız?» dedi. Onlar «Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz» dediler. Aziz'in, karısı da: «Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Aslında onun nefsinden ben murad almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır» dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Hükümdar o kadınlara: "Derdiniz neydi ki, o zaman Yusuf'un nefsinden murad almağa, onunla birlikte olmaya kalkıştınız?" dedi. Onlar: "Haşa, Allah için biz onun aleyhine bir kötülük bilmiyoruz!" dediler. Azizin karısı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun nefsinden ben kam almak istedim. O ise kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Melik, o kadınlara, derdiniz ne idi ki o vakıt Yusüfün nefsinden murad almağa kalktınız? Dedi, haşa dediler Allah için biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz. Azizin karısı şimdi, dedi, hak tezahür etti, onun nefsinden ben kam almak istedim, o ise şeksiz şüphesiz sadıklardandır

Erhan Aktaş

Hükümdar: "Yusuf'tan murat almak istediğinizde ondan nasıl bir karşılık aldınız?" dedi. Kadınlar: "Haşa! Allah için onun bir kötülüğünü bilmiyoruz." dediler. Aziz'in hanımı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı, ona ben sahip olmaya kalkıştım, o kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Hükümdar: "Yusuf'tan murat almak istediğinizde ondan nasıl bir karşılık aldınız?" dedi. Kadınlar: "Haşa! Allah için onun bir kötülüğünü bilmiyoruz." dediler. Aziz'in hanımı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı, ona ben sahip olmaya kalkıştım, o kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Hükümdar: "Yusuf'tan murat almak istediğinizde ondan nasıl bir karşılık aldınız?" dedi. Kadınlar: "Haşa! Allah için onun bir kötülüğünü bilmiyoruz." dediler. Aziz'in hanımı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı, ona ben sahip olmaya kalkıştım, o kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.

Fizilal-il Kuran

Kral, kadınlara «Yusuf'tan yatak yoldaşınız olmasını istediğinizde neler oldu?» dedi. Kadınlar «Haşa Allah'a! O'nun hiçbir kötü davranışını görmedik» dediler. Bunun üzerine başbakanın eşi dedi ki; «Şimdi gerçek meydana çıktı, Yusuf'u yatağıma ben çağırmıştım, onun söylediği doğrudur.»

Gültekin Onan

(Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Tanrı için, haşa" dediler. "Biz ondan hiç bir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir."

Hamdi Döndüren

Kral (kadınlara) dedi: “Yusuf’un nefsinden murad almak istediğinizde durumunuz neydi?” Kadınlar dediler ki: “Hâşâ, Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik!” Vezir’in karısı da şöyle dedi: “İşte şimdi gerçek ortaya çıktı, ben onun nefsinden murad almak istemiştim. Hiç kuşkusuz o doğru söyleyenlerdendir.”

Hasan Basri Çantay

(Padişah o kadınları toplayıb) dedi: "Yuusufun nefsinden kam almak istediğiniz zaman ne halde idiniz"?. (Kadınlar): "Haaşa, dediler, Allah için biz onun üstünde bir fenalık bilmedik". Azizin karısı da şöyle dedi: "Şimdi hak meydana çıkdı. Ben onun nefsinden murad almak istedim. O ise seksiz şübhesiz doğru söyleyenlerdendir".

Hasib Asutay

Kral (kadınlara) dedi ki: 'Yusufʼun nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?' (Kadınlar), 'Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik' dediler. Azizin karısı da dedi ki: 'Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murad almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.'

Hayrat Neşriyat

(Mısır hükümdârı, o kadınlara:) 'Yûsuf’un nefsinden murâd almak istediğiniz zaman zorunuz neydi?' dedi. (Onlar:) 'Hâşâ! Allah için, biz onun hakkında hiçbir kötülük bilmiş değiliz!' dediler. Vezîrin karısı da dedi ki: 'Şimdi hak ortaya çıktı! Onun nefsinden(asıl) ben murâd almak istemiştim. Ve şübhesiz o, gerçekten doğru söyleyenlerdendir!'

İbni Kesir

Dedi ki: Yusuf'tan kam almak istediğiniz zaman ne halde idiniz? Onlar dediler ki: Haşa, Allah için biz onun bir kötülüğünü görmedik. Aziz'in karısı da şöyle dedi: Şimdi hak ortaya çıktı. Onu kendime ben ram etmek istedim. Ve o, gerçekten sadıklardandır.

Mehmet Okuyan

(Hükümdar, kadınlara) şöyle demişti: “Yusuf’un (cinsel olarak) nefsinden yararlanmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Onlar “Haşa! Allah için! Biz ondan hiçbir kötülük görmedik.” demişlerdi. Aziz’in hanımı şöyle demişti: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben (cinsel olarak) ondan yararlanmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.”

Muhammed Esed

(Bunun üzerine Kral o kadınları çağırtıp kendilerine:) "Yusuf'un gönlünü çelmek isterken ne sağlayacağınızı umuyordunuz?" diye sordu. Kadınlar: "Allah korusun, biz o'ndan en küçük bir kötülük görmedik!" dediler. (Ve) Yusuf'un ilk efendisinin hanımı: "Artık gerçek ortaya çıktı!" diye atıldı, "Onun gönlünü çelmek isteyen bendim; o ise hep özü sözü doğru olan kimselerdendi!"

Mustafa İslamoğlu

(Kral onları toplayıp) sordu: "Sizler, bir zamanlar Yusuf'u baştan çıkarmaya çabalamakla ne elde etmeyi ummuştunuz? Onlar "Haşa!" dediler, "Allah için biz, onun aleyhine olabilecek en küçük bir kötülüğe tanık olmadık." Malum yöneticinin karısı "İşte" diye atıldı, "gerçek olanca çıplaklığıyla şimdi ortaya çıktı! Arzumu tatmin için onu baştan çıkarmaya çalışan bendim; ne ki o, hep (özüne ve sözüne) sadık kaldı.

Ömer Nasuhi Bilmen

Hükümdar kadınlara dedi ki: «Mühim haliniz ne idi. O vakit ki, Yusuf'un nefsinden muradını almak istemiş idiniz?» Dediler ki: «Hâşâlillâh! Biz O'nun aleyhinde bir fenalık bilmiş değiliz.» Azîz'in karısı da dedi ki: «Şimdi hak tebeyyün etti. O'nun nefsinden ben murad almak istemiştim ve şüphe yok ki, o elbette sâdıklardandır.»

Ömer Öngüt

(Kral kadınlara) dedi ki: “Yusuf'un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Onlar da: “Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik. ” dediler. Aziz'in karısı da dedi ki: “İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murad almak istemiştim. Doğrusu o sâdıklardandır. ”

Suat Yıldırım

Hükümdar o kadınları toplayıp: "Ne idi sizin Yusuf’la dâvanız?" Siz Yusuf’u elde etmeye çalıştığınızda durum ne idi, Yusuf nasıl davrandı?" diye sordu. Onlar da: "Hâşa! Allah için söylemek gerekirse, onun yaptığı hiç bir kötülük bilmiş, görmüş değiliz." dediler. İşte o sırada vezirin eşi: "Şimdi gerçek meydana çıktı. Ondan kâm almak isteyen bendim. O ise tam sadık ve dürüst insanlardandır." diye itiraf etti.

Süleyman Ateş

(Kral, kadınlara): "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Dediler ki: "Haşa, Allah için (doğru söylemek lazım), biz onda hiçbir kötülük görmedik!" Aziz'in karısı da: "İşte şimdi hak yerini buldu, ben onun nefsinden murad almak istemiştim. O tamamen doğrulardandır!" dedi.

Süleymaniye Vakfı

Kral o kadınlara dedi ki: "Yusuf'la birlikte olmak istediğinizde ne olmuştu?" Kadınlar: "(Yanlış bir şey söylemekten) Allah korusun! Biz ondan hiçbir kötülük görmedik" dediler. Vezirin karısı da şöyle dedi: "İşte şimdi bütün gerçek ortaya çıktı. Onunla birlikte olmayı ben istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kral kadınlara dedi ki "Yusuf'u istediğinizde nasıl bir karşılık gördünüz?" Kadınlar: "Allah için o böyle şeylerden uzaktır" dediler. Onun aleyhine bir kötülük bilmiyoruz. "Vezirin karısı da şöyle dedi: "Şimdi bütün gerçek ortaya çıktı. Ondan murat almak isteyen bendim. O gerçekten dürüst bir kişidir."

Şaban Piriş

(Hükümdar kadınlara): -İsteklerinizle Yusuf'a ısrar ettiğiniz zaman durumunuz neydi? dedi. Kadınlar: -Haşa, Onun bir kötülüğünü görmedik, dediler. Vezirin karısı: -Şimdi gerçek anlaşıldı. Nefsine uyan bendim. O, tamamen doğrulardandır.

Tefhim-ul Kuran

(Hükümdar topladığı o kadınlara:) «Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?» dedi. Onlar: «Allah için, haşa» dediler. «Biz ondan hiç bir kötülük görmedik.» Aziz (Vezir) in de karısı dedi ki: «İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.»

Ümit Şimşek

Hükümdar kadınlara 'Derdiniz neydi de Yusuf'tan muradınızı almak istediniz?' diye sordu. Onlar 'Hâşâ,' dediler. 'Allah için, ondan bir kötülük görmedik. Azizin hanımı da 'İşte şimdi hak yerini buldu,' dedi. 'Ondan muradımı almaya çalışan bendim; o doğruyu söylüyordu.'

Yaşar Nuri Öztürk

Kral dedi: "Yusuf'un nefsinden murat almak istediğinizde, derdiniz ne idi?" Dediler ki: "Allah şahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz." Aziz'in karısı dedi ki: "İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eğlendirmek istemiştim. O, özü sözü doğru insanlardandı."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Padşah qadınlara dedi: “Yusufu yoldan çıxartmaqla nə məqsəd güdürdünüz?” Onlar dedilər: “Allah uzaq eləsin! Biz onun haqqında pis bir şey bilmirik”. Zadəgan kişinin isə arvadı dedi: “İndi haqq bəlli oldu. Onu mən yoldan çıxartmaq istəyirdim. Həqiqətən də, o, doğru danışanlardandır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Padşah həmin qadınları çağırtdırıb) soruşdu: ″Yusifi tovlayıb yoldan çıxartmaq istəməkdə məqsədiniz (qəsdiniz) nə idi? (Qadınlar:) ″Allah eləməsin! Biz onun barəsində pis bir şey bilmirik!″ – deyə cavab verdilər. Vəzirin övrəti (Züleyxa) dedi: ″Artıq indi həqiqət bəlli oldu. Yusifi tovlayıb yoldan çıxartmaq istəyən mən idim. O, şübhəsiz, doğrubdanışanlardandır!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Den Frauen sagte der König: ʺWie war es in Wahrheit, als ihr Joseph zu verführen versuchtet?ʺ Sie erwiderten: ʺGott behüte, daß etwas anderes als die Wahrheit gesagt wird! Wir finden an ihm nichts Schlechtes.ʺ Die Frau des Königs sprach: ʺJetzt hat sich die Wahrheit klar herausgestellt. Ich bin es, die ihn verführen wollte. Er ist ehrlich und gehört zu den Aufrichtigen, die die Wahrheit sagen.

Almanca — Der Edle Quran

Er sagte: ʺWas war da mit euch, als ihr versuchtet, Yusuf zu verführen?ʺ Sie sagten: ʺAllah behüte! Wir wissen nichts Böses gegen ihn (anzugeben).ʺ Die Frau des hohen Herrn sagte: ʺJetzt ist die Wahrheil ans Licht gekommen. Ich habe versucht, ihn zu verführen. Und er gehört fürwahr zu den Wahrhaftigen.

Almanca — M. A. Rassoul

Er sprach (zu den Frauen): ʺWie stand es um euch, als ihr eure Verführungskünste an Yusuf gegen seinen Willen ausprobiertet?ʺ Sie sagten: ʺAllah bewahre! Wir haben nichts Böses über ihn erfahren!ʺ Da sprach die Frau des `Aziz: ʺNun ist die Wahrheit ans Licht gekommen. Ich versuchte, ihn gegen seinen Willen zu verführen, und er gehört sicherlich zu den Wahrhaftigen.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Er sagte: ʺWas war euer Bestreben, als ihr Yusuf gegen seine Neigung zu verführen suchtet?ʺ Sie sagten: ʺMakelloser ALLAH! Wir kannten von ihm nichts Verwerfliches.ʺ Die Frau von Al-ʹaziz sagte: ʺNun ist dieWahrheit erkennbar. Ich suchte ihn gegen seine Neigung zu verführen und gewiß, er ist doch von den Wahrhaftigen!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

There and then did the king summon the women and question them. He asked: "What was your purpose and intention when you tried to solicit Yusuf?" They said: "Allah forbid, we have never known him to be morally depraved". The court official's wife, now being brought to her senses said: "Now that the truth transpired, it was I who solicited him and he has indeed been telling the truth."

Abdul Haleem

The king asked the women, ‘What happened when you tried to seduce Joseph?’ They said, ‘God forbid! We know nothing bad of him!’ and the governor’s wife said, ‘Now the truth is out: it was I who tried to seduce him- he is an honest man.’

Abdullah Yusuf Ali

(The king) said (to the ladies): "What was your affair when ye did seek to seduce Joseph from his (true) self?" The ladies said: "Allah preserve us! no evil know we against him!" Said the 'Aziz's wife: "Now is the truth manifest (to all): it was I who sought to seduce him from his (true) self: He is indeed of those who are (ever) true (and virtuous).

Abul A'la Maududi

Thereupon the king asked the women: "What happened when you sought to tempt Joseph?" They said: "Allah forbid! We found no evil in him." The chief's wife said: "Now the truth has come to light. It was I who sought to tempt him. He is indeed truthful."

Aisha Bewley

He said, ‘What was this past affair of yours when you solicited Yusuf?’ Then they said ‘Allah forbid! We know no bad of him. ’ The governor’s wife then said, ‘The truth has now emerged. Indeed I tried to seduce him then and he has simply told the honest truth.

Al-Hilali & Khan

(The King) said (to the women): "What was your affair when you did seek to seduce Yûsuf (Joseph)?" The women said: "Allâh forbid! No evil know we against him!" The wife of Al-‘Azîz said: "Now the truth is manifest (to all); it was I who sought to seduce him, and he is surely of the truthful."

Ali Quli Qarai

The king said, ‘What was your business, women, when you solicited Joseph?’ They said, ‘Heaven be praised! We know of no evil in him. ’ The prince’s wife said, ‘Now the truth has come to light! It was I who solicited him, and he is indeed telling the truth.’

Amatul Rahman Omar

(The king then sent for the ladies and to them) he said, `What was that important matter (in reality) that you had in view when you sought to seduce Joseph against his will?' They said, `He kept away (from committing sin) for the sake of Allâh. We did not perceive the least evil (intention) on his part.' The wife of the `Azîz said, `Now the truth has come to light (at last). It was I who sought to seduce him against his will and most surely he is of the truthful.'

Arthur John Arberry

'What was your business, women,' he said, 'when you solicited Joseph?' 'God save us!' they said. 'We know no evil against him.' The Governor's wife said, 'Now the truth is at last discovered; I solicited him; he is a truthful man.

Bijan Moeinian

The king asked the women about the incidence. They all said: "God have mercy on us; we found not a bit of evil in Joseph. When it came to the woman who had accused him at first place, she said: “Now that the truth has sipped out, I confess that it was I who tried to seduce him. He is indeed a virtuous man."

E. Henry Palmer

He said, 'What was your design when ye desired Joseph for his person?' They said, 'God forbid! we know no bad of him. ' Said the wife of the prince, ' Now does the truth appear! I desired him for his person and, verily, he is of those who tell the truth.'

Edip-Layth

He said, "What is your plea that you tried to seduce Joseph from himself?" They said, "God forbid that we would do any harm to him." The wife of the Governor said, "Now the truth must be known, I did seek to seduce Joseph from himself and he is of the truthful ones…"

George Sale

And when the women were assembled before the king, he said unto them, what was your design, when ye solicited Joseph to unlawful love? They answered, God be praise! We know not any ill of him. The nobleman's wife said, now is the truth become manifest: I solicited him, to lie with me; and he is one of those who speak truth.

Hamid S. Aziz

Then the king (after he had been told) said, "Bring him (Joseph) unto me. " And when the messenger came unto him, Joseph said, "Return to your Lord, and ask him, what is the state of mind of the women who cut their hands? Verily, my lord knows their guile."

Mahmoud Ghali

He said, (i. e., the king said to the women) "What was your concern as you solicited Yûsuf?" They said, " Allah forbid! In no way do we know any odious (deeds) against him." The wife of the governor (Literally: the ever-mighty Al-Aîz) said, "Now the truth has come to light; I did solicit him; and surely he is indeed one of the sincere.

Marmaduke Pickthall

He (the king) (then sent for those women and) said: What happened when ye asked an evil act of Joseph? They answered: Allah Blameless! We know no evil of him. Said the wife of the ruler: Now the truth is out. I asked of him an evil act, and he is surely of the truthful.

Mohamed Ahmed - Samira

The king asked the women: "What was the affair of seducing Joseph?" "God preserve us, " they said; "we know no evil against him. " The wife of the minister said: "The truth has now come out. It was I who desired to seduce him, but he is indeed a man of virtue." --

Muhammad Asad

[Thereupon the King sent for those women; and when they came, ] he asked: "What was it that you hoped to achieve when you sought to make Joseph yield himself unto you?" The women answered: "God save us! We did not perceive the least evil [intention] on his part!" [And] the wife of Joseph's former master exclaimed: "Now has the truth come to light! It was I who sought to make him yield himself unto me - whereas he, behold, was indeed speaking the truth!"

Mustafa Khattab

The King asked ˹the women˺, "What did you get when you tried to seduce Joseph?" They replied, “Allah forbid! We know nothing indecent about him.” Then the Chief Minister’s wife admitted, “Now the truth has come to light. It was I who tried to seduce him, and he is surely truthful.

Progressive Muslims

He said: "What is your plea that you tried to seduce Joseph from himself" They said: "God forbid that we would do any harm to him. " The wife of the Governor said: "Now the truth must be known, I did seek to seduce Joseph from himself and he is of the truthful ones."

Sahih International

Said [the king to the women], "What was your condition when you sought to seduce Joseph?" They said, "Perfect is Allah ! We know about him no evil. " The wife of al-'Azeez said, "Now the truth has become evident. It was I who sought to seduce him, and indeed, he is of the truthful.

Sam Gerrans

Said he: “What was the case of you women when you sought to lure Joseph away from his soul?” They said: “God forbid! We know no evil against him.” Said the wife of the Governor: “Now the truth is manifest: I sought to lure him away from his soul, and he speaks the truth.

Shabbir Ahmed

The King sent for those women, and asked them, "What happened when you tried to seduce Joseph?" They answered, "Good Lord! We found no evil in him. " The wife of the governor (Zelicha) couldn't hold back, "Now the truth is out. I was the one at fault and he is surely truthful."

Syed Vickar Ahamed

(The king) said (to the ladies): "What was your affair when you wanted to seduce Yusuf (Joseph) from his (true) self?" The ladies said: "Allah save us! We know of no evil against him! The ‘Aziz's wife said: "Now the truth is clear (to all): It was I who wanted to seduce him from his (true) self: He is surely from those who are (always) true (and noble).

Taqi Usmani

He (the king) said, "What was your case, O women, when you seduced Yūsuf?" They said, “God forbid, we know of no evil in him.” The governor’s wife said, “Now the truth has come to light. I did seduce him, and he is surely truthful.”

The Monotheist Group

He said: "What is your plea that you tried to seduce Joseph from himself?" They said: "God be sought! We know of no evil on his part." The wife of the governor said: "Now the truth must be known, I did seek to seduce Joseph from himself and he is of the truthful ones."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Alors, (le roi leur) dit: ʺQuʹest-ce donc qui vous a poussées à essayer de séduire Joseph?ʺ Elles dirent: ʺA Allah ne plaise! Nous ne connaissons rien de mauvais contre luiʺ. Et la femme dʹAl-ʹAzize dit: ʺMaintenant la vérité sʹest manifestée. Cʹest moi qui ai voulu le séduire. Et cʹest lui, vraiment, qui est du nombre des véridiques!ʺ

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Vêca Melik, gazî wan jinan kir û ji wan re) Got: Rewşa we çi bû, dema we Yûsuf bi bal xwe ve daxwaz kir? (Ma we xerabiyek jê dîtibû?) Jinan got: Ji bo Xwedê ew ji vê bêrî ye! Me tu xerabî jê nedîtiye. Pîreka Ezîz got: Ha vêga rastî derket meydanê; min ew daxwaz kiribû û ew bêrî ye û bi rastî ew ji rastgoyan e.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Hij zei: ʺWat was er met jullie toen jullie probeerden Joesoef te verleiden?ʺ Zij zeiden: ʺGod beware! Wij weten niets kwaads over hem.ʺ De vrouw van de excellentie zei: ʺNu komt de waarheid aan het licht! Ik was het die hem probeerde te verleiden en hij behoort bij de oprechten.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen de vrouwen voor den koning waren verzameld, zeide hij tot haar: Wat was uwe bedoeling toen gij Jozef tot eene onwettige liefde aanspoordet? Zij antwoordden: God zij geloofd! Wij weten geen kwaad van hem. De vrouw van den edelman (Aziz) zeide: Thans is de waarheid duidelijk geworden: Ik verzocht hem bij mij te liggen, en hij is een dergenen die waarheid spreken.

Hollandaca — Siregar

Hij (de koning) zei (tot de vrouwen): ʺWat was er met jullie toen jullie probeerden hem te verleiden, tegen zijn wil? Zij zeiden: ʺHeilig is Allah, wij weten geen kwaad van hem.ʺ Zij (de vrouw van Al ʹAzîz) zei: ʺDe waarheid is gebleken, ik probeerde hem tegen zijn wil te verleiden. En voorwaar, bij behoort zeker tot de waarachtigen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Правитель пригласил к себе тех женщин, и в их числе жену вельможи, и) сказал: «В чем ваше дело [что случилось], когда вы соблазняли Йусуфа, (склоняя к совершению греха)?» Они сказали: «Упаси Аллах! Мы не знаем за ним ничего дурного». Жена вельможи сказала: «Теперь выяснилась ис­тина, я соблазняла его, (но он устоял и остался праведным) и он – из числа правдивых [он был правдив, когда отвергал клевету, утверждая, что он невиновен, а я – виновна]!» –

Rusça — Osmanov

[Посланец вернулся, рассказал царю обо всем, тот собрал женщин] и спросил: ʺЧто это за история о том, как вы пытались соблазнить Йусуфа?ʺ Они ответили: ʺУпаси Аллах! Нам неизвестно о нем ничего дурногоʺ. А жена того знатного мужа сказала: ʺТеперь истина обнаружилась. Я пыталась соблазнить его, и все, что он говорит, -правдаʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Kungen sände efter kvinnorna och) frågade dem: ʺVad hade ni i sikte när ni försökte förföra Josef?ʺ De svarade: ʺMåtte Gud förlåta oss! Det fanns ingenting ont i honom.ʺ (Då) sade den högt uppsatte mannens hustru: ʺNu har det verkliga förhållandet kommit i dagen! Det var jag som försökte förföra honom och han har sagt sanningen.ʺ