Hud Suresi 44. Ayet — Elfaz
"Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi'ye oturdu ve "Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi.
1وَقِيلَve ḳīleve denildiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2يَاأَرْضُyā erDuEY/HEY/AH yerNida Edatı+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
3ابْلَعِيbleǐyçekEmir Fiil+ZamirEmir · Müfred Müennes Muhatabaب ل عYutmak, vakumlamak, tıkınmak, silip süpürmek, hazmetmek, içine çekmek, gırtlağına kadar doldurmak
5ويَاسَمَاءُve yā semāuve EY/HEY/AH gökBağlaç+Nida Edatı+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
6اَقْلِعِيeḳliǐysen de tutEmir Fiil+ZamirEmir · Müfred Müennes Muhataba · İf'âl Bâbıق ل عÇıkarmak, özütlemek, azaltmak, koparmak, kapmak, uzaklaştırmak, kovmak, çıkarmak, yutmak, durdurmak, sarmak, toplamak, sakınmak, geri çekilmek, terk etmek, bırakmak. Aqla'a (fiil 4) - azalmak ve durmak, izi kalmamak.
7وَغِيضَve ğīDeve çekildiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibغ ي ضAzaldı veya miktar olarak kıtlaştı, azaldı, eksildi, yetersiz hale geldi, eksik kaldı; toprağa battı, toprakta kayboldu, toprağa gitti veya girer ya da birikir, suyun battığı yer [su için kullanılır]; tam oluşmamış düşük (yedi aydan küçük)
9وَقُضِيَve ḳuDiyeve bitirildiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق ض يTamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmak
10الْاَمْرُl-emruişMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
11وَاسْتَوَتْve stevetve oturduBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibe · İfti'âl Bâbıس و يdüzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviye
12عَلَىǎlāüzerineHarf-i Cer
13الْجُودِيِّl-cūdiyyiCudi'ninMarife (Belirlilik Takısı)+Özel İsim
14وَقِيلَve ḳīleve denildiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
15بُعْدًاbuǎ'denyok olsunİsimب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme
16لِلْقَوْمِli l-ḳavmitopluluğuHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
17الظَّالِمِينَZ-ZālimīnezalimlerMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak