Hud Suresi 42. Ayet — Elfaz
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkarcılarla birlikte olma" diye seslendi.
1وَهِيَve hiye(Gemi)Bağlaç+Zamir
2تَجْرِيtecrīgeçirirkenMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müennes Gaibeج ر يAkmak, hızlıca koşmak, bir yol izlemek, meydana gelmek veya oluşmak, bir şeye yönelmek veya amaçlamak, sürekli veya kalıcı olmak, bir vekil veya görevli temsilci göndermek.
3بِهِمْbihimonlarıHarf-i Cer+Zamir
4فِيfīiçindenHarf-i Cer
6كَالْجِبَالِke l-cibālidağlar gibiHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimج ب لDağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmak
7وَنَادٰىve nādāve seslendiBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · Mufâ'ale Bâbıن د وİlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantı
9ابْنَهُbnehuoğlunaİsim+Zamirب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
10وَكَانَve kāneve o (idi)Bağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
11فِيfīHarf-i Cer
13يَابُنَيَّyā buneyyeEY/HEY/AH Oğulcuğum!Nida Edatı+İsim+Zamirب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile
14ارْكَبْrkebgel binEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabر ك بBinmek, gemiye binmek, üzerine çıkmak, taşınmak, gemiye binmek, denizde seyahat etmek, yolda yürümek, (bir hata) yapmak. Rakbun - kervan. Rukban (rakib'in çoğulu) - binen kişi, binmiş olan. Rikab - develer. Rakub - bir hayvanın binmek için kullanılması. Mutarakibun - yığın halinde, birbiri üzerine binmiş, sık büyüyen, küme üstüne küme, katman katman. Tarkabunna - geçmek, yükselmek, yukarı çıkmak.
15مَعَنَاmeǎnābizimle birlikteMekan Zarfı+Zamir
16وَلَاve lāve-Bağlaç+Nehiy Edatı (Olumsuzluk Edatı)
17تَكُنْtekunolmaMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
18مَعَmeǎberaberMekan Zarfı
19الْكَافِرِينَl-kāfirīnekâfirlerleMarife (Belirlilik Takısı)+İsimك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret