(96-97) Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.

اِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ وَلَوْ جَاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلِيمَ

inne (e)lleƶīne Haḳḳat ǎleyhim kelimetu rabbike lā yu'minūne / ve lev cā'ethum kullu āyetin Hattā yeravu l-ǎƶābe l-elīme

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنَّinneşüphesiz
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler
3حَقَّتْHaḳḳatح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekkesinleşmiş olan(lar)
4عَلَيْهِمْǎleyhimhaklarında
5كَلِمَتُkelimetuك ل مKonuşmak, ifade etmek.sözü
6رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbinin
7لَا
8يُؤْمِنُونَyu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaniman etmezler
1وَلَوْve levbile
2جَاءَتْهُمْcā'ethumج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakgelse
3كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlibütün
4اٰيَةٍāyetinا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetler
5حَتّٰىHattākadar
6يَرَوُاyeravuر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.görünceye
7الْعَذَابَl-ǎƶābeع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabı
8الْاَلِيمَl-elīmeا ل مacı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmişacıklı

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Kendilerine her çeşit deliller, mucizeler gösterilse de elemli azâbı görmedikçe.

Abdulkadir Gölpınarlı

Kendilerine her çeşit deliller, mucizeler gösterilse de elemli azâbı görmedikçe.

Adem Uğur

Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır.

Ahmed Hulusi

İsterse onlara bütün mucizeler gelsin (yine de iman etmezler). . . Acı azabı görünceye kadar!

Ahmet Tekin

Onlara Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine, kulluğa, İslâm’a giden yolu gösteren bütün mûcizeler birden gelse, can yakıp inleten müthiş azâbı görünceye kadar iman etmeyecekler.

Ahmet Varol

Kendilerine bütün ayetler gelse bile! Acıklı azabı görmedikleri sürece (iman etmezler).

Ali Bulaç

Onlara her ayet getirilse bile.. Acı azabı görünceye kadar.

Ali Fikri Yavuz

Onlara bütün mûcizeler gelse bile; tâ acıklı azabı görecekleri ana kadar...

Ali Rıza Safa

Onlara tüm mucizeler gelse bile; acı bir cezayı görünceye dek.

Bayraktar Bayraklı

Onlara bütün ayetler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmazlar.

Bekir Sadak

(96-97) Dogrusu Rabbinin soz verdigi azabi hak edenler, can yakici azabi gorene kadar kendilerine her turlu belge gelse bile inanmazlar.

Celal Yıldırım

(96-97) Onlar ki haklarında Rabbin sözü gerçekleşti, kendilerine her türlü âyet (belge ve mu'cize) de gelse, elem verici azabı görmedikçe (emin olunuz ki) inanmazlar .

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(96-97) Şu bir gerçek ki, haklarında rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar kendilerine her türlü kanıt gelse bile, elem veren azabı görmedikçe iman etmezler.

Diyanet İşleri

(96-97) Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.

Diyanet İşleri (eski)

(96-97) Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.

Diyanet Vakfi

(96-97) Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

(evet imana gelmezler) -kendilerine her türlü mucize gelse bile- o acı azabı görecekleri ana kadar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Velevse kendilerine her ayet gelmiş olsun, ta o elim azabı görecekleri ana kadar

Erhan Aktaş

Onlara, her türlü ayet gelse bile yine de can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlara, her türlü ayet gelse bile yine de can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlara, her türlü ayet gelse bile yine de can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar.

Fizilal-il Kuran

Onlara bütün uyarıcı mesajlar gelse bile. Ancak acıklı azabı görünce iman ederler.

Gültekin Onan

Onlara her ayet getirilse bile... Acı azabı görünceye kadar.

Hamdi Döndüren

Onlara, bütün mucizeler gelmiş olsa bile, can yakıcı azabı görünceye kadar (inanmazlar).

Hasan Basri Çantay

(96-97) Üzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmuş bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) ayet gelmiş olsun, acıklı bir azab görecekleri (zama) na kadar iman etmezler.

Hasib Asutay

Onlara her türlü delil gelse bile, can yakıcı azabı görünceye kadar (inanmazlar).

Hayrat Neşriyat

(96-97) Muhakkak ki üzerlerine Rabbinin (azab) sözü (hükmü) hak olanlar, kendilerine bütün âyetler gelmiş olsa bile, o (pek) elemli azâbı görünceye kadar (isyanları sebebiyle) îmân etmezler.

İbni Kesir

Onlara her türlü ayet gelse bile elem verici azabı görünceye kadar.

Mehmet Okuyan

Kendilerine her türlü delil gelmiş olsa bile elem verici azabı görünceye kadar (inanmayacaklardır).

Muhammed Esed

Kendilerine her türlü kanıtlayıcı belge gelse bile, ta ki (öte dünyada kendilerini bekleyen) o çok can yakıcı azabı gözleriyle görünceye kadar...

Mustafa İslamoğlu

İsterse hakikatin her tür belgesi (ayaklarına kadar) gelmiş olsun: ta ki can yakıcı azabı görünceye kadar...

Ömer Nasuhi Bilmen

Velev ki, onlara her âyet gelsin. Pek acıklı azabı görünceye kadar (küfürlerinde devam ederler).

Ömer Öngüt

Kendilerine (istedikleri) bütün âyetler (mucizeler) gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar (inanmazlar).

Suat Yıldırım

(96-97) (Kâfir olarak ölüp cehenneme gideceklerine dair) haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar, her türlü mûcize de önlerine gelse, gayet acı azabı görmedikçe iman etmezler.

Süleyman Ateş

Onlara bütün ayetler gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar (inanmazlar).

Süleymaniye Vakfı

Bütün ayetler önlerine gelse de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bütün mucizeler(ayetler) önlerine gelse bile acıklı azabı görünceye kadar böyle gider.

Şaban Piriş

Can yakıcı azabı görene kadar, kendilerine her türlü belge gelse bile...

Tefhim-ul Kuran

Onlara her ayet getirilse bile.. Acıklı azabı görünceye kadar.

Ümit Şimşek

Onlara her türlü âyet gelecek olsa bile, o acı azabı görmedikçe sana inanmazlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Tüm ayetler onlara gelse bile. Ta, o korkunç azabı görünceye kadar...

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlara ayələrin hamısı gəlsə belə, ağrılı-acılı əzabı görməyincə iman gətirməzlər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlara hər hansı bir ayə gəlsə, şiddətli əzabı görməyincə (inanmazlar).

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

auch wenn jedes nur erdenkliche Zeichen vorgebracht werden würde, bis sie die schmerzliche Strafe zu Gesicht bekommen werden.

Almanca — M. A. Rassoul

auch wenn zu ihnen irgendein Zeichen käme, bis sie die schmerzliche Strafe sehen.

Almanca — Muhammad Zaidan

selbst dann nicht, sollte zu ihnen jede Aya kommen - bis sie die qualvolle Peinigung erleben.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They just would not believe even if they be presented with every supernatural sign clearly betokening Allah's Omnipotence and Authority until they meet face to face with the torment Allah lays upon the damned.

Abdul Haleem

even if every sign comes to them, until they see the agonizing torment.

Abdullah Yusuf Ali

Even if every Sign was brought unto them,- until they see (for themselves) the penalty grievous.

Abul A'la Maududi

even if they witness every single sign that might come to them until they are face to face with the painful chastisement,

Aisha Bewley

not even if every Sign were to come to them – until they see the painful punishment.

Al-Hilali & Khan

Even if every sign should come to them, until they see the painful torment.

Ali Quli Qarai

even though every sign were to come to them, until they sight the painful punishment.

Amatul Rahman Omar

Till they see the grievous punishment, even though they have witnessed every (kind of) sign.

Arthur John Arberry

though every sign come to them, till they see the painful chastisement.

Bijan Moeinian

No matter what is presented to them, they will keep on denying. They will believe only when they face the Fire.

E. Henry Palmer

even though there come to them every sign, until they see the grievous woe.

Edip-Layth

Even if every sign were to come to them; until they see the painful retribution.

George Sale

although there come unto them every kind of miracle; until they see the grievous punishment prepared for them.

Hamid S. Aziz

Verily, those against whom the word of your Lord has been pronounced will not believe,

Mahmoud Ghali

Though every sign may have come to them, till they see the painful torment.

Marmaduke Pickthall

Though every token come unto them, till they see the painful doom.

Mohamed Ahmed - Samira

Even though all the signs came to them, not till they face the grievous punishment.

Muhammad Asad

even though every sign [of the truth] should come within their ken - until they behold the grievous suffering [that awaits them in the life to come].

Mustafa Khattab

even if every sign were to come to them—until they see the painful punishment.

Progressive Muslims

Even if every sign were to come to them; until they see the painful retribution.

Sahih International

Even if every sign should come to them, until they see the painful punishment.

Sam Gerrans

And though every proof come to them until they see the painful punishment[...].

Shabbir Ahmed

Though every evidence may come to them, till they see the painful doom.

Syed Vickar Ahamed

Even if every Sign was brought to them— Until they (themselves) see the great penalty.

Taqi Usmani

even though every sign comes to them, unless they witness the painful punishment.

The Monotheist Group

Even if every sign were to come to them; until they see the painful retribution.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Çendî temamê mucîzeyan ji wan re bên jî (ew bawerî nayînin) heyanî ezabê xemnak nebînin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

ook al komt elk teken tot hen -- totdat zij de pijnlijke bestraffing zien.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zelfs al werden hun alle wonderen getoond, dan nadat zij de gestrenge, voor hen toebereide straf zullen gezien hebben.

Hollandaca — Siregar

Ook al kwamen alle Tekenen tot hen, totdat zij de pijnlijke bestraffing zien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

даже если придет к ним всякое знамение (от Аллаха) [чудо или назидательный пример], пока они не увидят (своими глазами) (и не почувствуют) мучительное наказание! (А когда они увидят наказание, они уверуют, но от этой веры им уже не будет пользы.)

Rusça — Osmanov

если даже им явятся все знамения, пока не постигнет их мучительное наказание.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Även om alla tecken visar sig för dem - förrän de får se det plågsamma straff (som väntar dem).