Yunus Suresi 18. Ayet — Elfaz
Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar. De ki: "Siz, Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.".
1وَيَعْبُدُونَve yeǎ'budūneve ibadet ediyorlarBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek
2مِنْminHarf-i Cer
4اللّٰهِ(a)llahiAllah'ıLafza-i Celal
5مَاmāşeylereİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
6لَاlāhiçHarf-i Nefi
7يَضُرُّهُمْyeDurruhumbir zararı olmayanMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibض ر رZarar vermek/incitmek/yaralamak/acı çektirmek, rahatsızlık vermek, sinir etmek, kötülük, zorluk, kıtlık, zamanın değişkenliği, hastalık/ölüm, kayıp/sıkıntı/zorluk, zorlamak, zorla sürmek, zorunluluktan hareket etmek
8وَلَاve lāveBağlaç+Harf-i Nefi
9يَنْفَعُهُمْyenfeǔhumyararı olmayanMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibن ف عFayda sağlamak, iyilik yapmak, faydalı olmak, yararlı olmak.
10وَيَقُولُونَve yeḳūlūneve diyorlar kiBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
11هٰٓؤُ۬لَٓاءِhā'ulā'ibunlarİşaret Zamiri
12شُفَعَاؤُنَاşufeǎā'unābizim şefaatçilerimizdirİsim+Zamirش ف عTek olanı çift yapmak, ikiye katlamak, eşleştirmek, bir şeyi çiftin biri yapmak, benzerine eklemek, yalnız olan bir şeye başka bir şey sağlamak, korumak, arabuluculuk yapmak, aracılık etmek, bir arabulucu olmak. shaf'un - çift, ikili. shafa'at - benzerlik/benzeşme, bir kişi için aracılık etmek veya dua etmek.
13عِنْدَǐndekatındaMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
14اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
15قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
16اَتُنَبِّؤُ۫نَe tunebbiūnebildiriyor musunuz?Soru Eki+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · Tef'îl Bâbıن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber
17اللّٰهَ(a)llaheAllah'aLafza-i Celal
18بِمَاbimābir şeyiHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
19لَاlāHarf-i Nefi
20يَعْلَمُyeǎ'lemubilmediğiMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
21فِيfīHarf-i Cer
22السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
23وَلَاve lāveBağlaç+Harf-i Nefi
24فِيfīHarf-i Cer
25الْاَرْضِl-erDiyerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
26سُبْحَانَهُsubHānehuO münezzehtirİsim+Zamirس ب حYüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmek
27وَتَعَالٰىve teǎālāve yücedirBağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibع ل وYüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmak
28عَمَّاǎmmāHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
29يُشْرِكُونَyuşrikūneortak koştuklarındanMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıش ر كyoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip edildiğinde üç çekim alır: şüreka, şürekai, şürekaa. şarek (fiil 3) - paylaşmak. eşreke (fiil 4) - ortak/eş koşmak, (Allah'a) ortak vermek, çok tanrıcı veya putperest olmak. eşrektumuni - beni ortak koştunuz. müşrik - Allah'a ortak koşan, çok tanrıcı. müşterik (fiil 8) - katılan veya paylaşan kişi.