Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: "Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resulü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen alemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek."

يَعْتَذِرُونَ اِلَيْكُمْ اِذَا رَجَعْتُمْ اِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّاَنَا اللّٰهُ مِنْ اَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

yeǎ'teƶirūne ileykum iƶā raceǎ'tum ileyhim ḳul lā teǎ'teƶirū len nu'mine lekum ḳad nebbeenā (a)llahu min eḣbārikum ve se yerā (a)llahu ǎmelekum ve rasūluhu ṧumme turaddūne ilā ǎālimi l-ğaybi ve ş-şehādeti fe yunebbiukum bimā kuntum teǎ'melūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَعْتَذِرُونَyeǎ'teƶirūneع ذ رÖzür dilemek, affetmek, birini suçtan veya kusurdan kurtarmak, mazeret/bahane, mazeret öne sürenler, savunucular.özür dilerler
2اِلَيْكُمْileykumsizden
3اِذَاiƶāzaman
4رَجَعْتُمْraceǎ'tumر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.geri dönüp geldiğiniz
5اِلَيْهِمْileyhimonların yanına
6قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
7لَاhiç
8تَعْتَذِرُواteǎ'teƶirūع ذ رÖzür dilemek, affetmek, birini suçtan veya kusurdan kurtarmak, mazeret/bahane, mazeret öne sürenler, savunucular.özür dilemeyin
9لَنْlenasla
10نُؤْمِنَnu'mineا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmayız
11لَكُمْlekumsize
12قَدْḳadmuhakkak
13نَبَّاَنَاnebbeenāن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberbize bildirdi
14اللّٰهُ(a)llahuAllah
15مِنْmin
16اَخْبَارِكُمْeḣbārikumخ ب رBilmek/sahip olmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, bir şeyi iç veya gerçek durumuna göre bilmek, bilgilendirilmiş/tanıdık.sizin haberlerinizi
17وَسَيَرَىve se yerāر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.ve görecektir
18اللّٰهُ(a)llahuAllah
19عَمَلَكُمْǎmelekumع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyaptığınızı
20وَرَسُولُهُve rasūluhuر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleve Elçisi de
21ثُمَّṧummesonra, ayrıca
22تُرَدُّونَturaddūneر د دGeri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek, karşılık vermek, cevaplamak. Maraddun - dönülen yer. Mardud - eski haline getirilmiş, önlenmiş. İrtadda (8. fiil) - geri dönmek, tekrar dönmek, iade edilmek. Taradda (5. fiil) - tedirgin olmak, ileri geri hareket etmek.döndürüleceksiniz
23اِلٰىilā
24عَالِمِǎālimiع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilene
25الْغَيْبِl-ğaybiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigörülmeyeni
26وَالشَّهَادَةِve ş-şehādetiش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.ve görüleni
27فَيُنَبِّئُكُمْfe yunebbiukumن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberO size haber verecek
28بِمَاbimāne
29كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinvarsa
30تَعْمَلُونَteǎ'melūneع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyaptıklarınız

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Seferden dönüp de onlarla buluştuğunuz zaman size özürler getirecek onlar; de ki: Özür dilemeyin, kesin olarak size inanmıyoruz; Allah, sizin ahvâlinizi haber vermiştir bize ve bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Peygamberi görecek, sonra da gizliyi ve açığı bilen Tanrının tapısına döneceksiniz de o, bütün yaptıklarınızı size bildirecek.

Abdulkadir Gölpınarlı

Seferden dönüp de onlarla buluştuğunuz zaman size özürler getirecek onlar; de ki: Özür dilemeyin, kesin olarak size inanmıyoruz; Allah, sizin ahvâlinizi haber vermiştir bize ve bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Peygamberi görecek, sonra da gizliyi ve açığı bilen Tanrının tapısına döneceksiniz de o, bütün yaptıklarınızı size bildirecek.

Adem Uğur

(Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.

Ahmed Hulusi

Savaştan döndüğünüzde size mazeret beyan edecekler. . . De ki: "Özür beyan etmeyin. . . Size asla inanmayacağız. . . (Zaten) Allah bizi, sizin durumunuzdan haberdar etti. . . Allah ve Rasulü sizin ortaya koyduğunuzun sonucunu görecek; sonra algılanamayan ve algılanan alemlerin Aliym'ine döndürülürsünüz! (O da) size yapmakta olduklarınızın anlamını ve sonucunu bildirecek. "

Ahmet Tekin

Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde, size özür beyan edecekler. Onlara: 'Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle güvenmeyiz, inanmayız. Allah bir kısım hallerinizi bize haber verdi. Bundan sonra da, Allah ve Rasûlü amellerinizi görecektir. Sonra, duyu ve bilgi alanı ötesini, gayb âlemini ve görülen âlemi bilenin huzuruna varacaksınız. Allah, işlemekte olduğunuz amellerinizi birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir.' de.

Ahmet Varol

Yanlarına döndüğünüzde size özür beyan ederler. De ki: 'Hiç özür beyan etmeyin. Size inanmayacağız. Allah sizin haberlerinizi bize bildirdi. Allah da Peygamberi de amellerinizi görecek. Sonra gizli olanı da açık olanı da bilene döndürülürsünüz ve O size yapmakta olduklarınızı bildirir.'

Ali Bulaç

Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, sizin durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Allah görecektir, O'nun Resulü de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir."

Ali Fikri Yavuz

Savaştan geri dönüp münafıkların yanına vardığınız zaman, onlar size özür dileyecekler. De ki: “- Boşuna özür dilemeyin, size inanmıyacağız. Doğrusu Allah bize durumunuzdan bir çok haberler verdi. Bundan böyle Allah ve Rasûlü, yaptıklarınızı görecektir. Sonra gaybı ve hazırı bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O vakit size, Allah, ne yapmış olduğunuzu haber verecektir.”

Ali Rıza Safa

Geri döndüğünüzde, sizden özür dilediler. De ki: "Özür dilemeyin; asla size inanmıyoruz. Allah, sizin durumunuzu bize bildirmiştir!" Allah ve O'nun elçisi, yaptıklarınızı görecektir. Sonra, gizli gerçekleri ve görünenleri Bilene döndürüleceksiniz; yaptıklarınızı size bildirecektir.

Bayraktar Bayraklı

Seferden onlara döndüğünüz zaman, size özür beyan edecekler. De ki: "Boşuna özür dilemeyiniz! Size asla inanmayız; çünkü Allah, yaptıklarınızı bize bildirmiştir. Amellerinizi Allah da görecektir, Peygamberi de. Sonra, görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir."

Bekir Sadak

Savastan dondugunuzde size ozur beyan ederler. Onlara de ki: «Ozur beyan etmeyin, size inanmayacagiz, Allah haberlerinizi bize bildirmistir. Allah da, peygamberi de isleyeceklerinizi gorecektir. Sonunda, gorulmeyeni ve goruneni bilen Allah'a geri cevrileceksiniz. O, islediklerinizi size haber verecektir.»

Celal Yıldırım

Münafıklar (savaştan) döndüğünüzde sizden özür dilerler. De ki: Özür dilemeyin ! Elbette size inanmıyoruz. Allah haberlerinizi bize açıkça bildirmiştir. Bundan böyle de Allah da Peygamberi de yaptıklarınızı görecek (ve değerlendirecek). Sonra da (ölüp) gizli ve açık her şeyi hakkıyle bilen (Allah)e döndürüleceksiniz; O da yaptıklarınızı size bir bir haber verecektir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar, yanlarına döndüğünüz zaman da size özür beyan ederler. De ki: “Boşuna mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayız, çünkü Allah yaptıklarınızın içyüzünü bize bildirmiştir. Bundan böyle de Allah ve resulü yapıp ettiklerinizi görecektir; sonra gizli açık her şeyi bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size neler yapmış olduğunuzu haber verecektir.”

Diyanet İşleri

Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: "Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resulü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen alemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek."

Diyanet İşleri (eski)

Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: 'özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir.'

Diyanet Vakfi

(Seferden) onlara döndüğünüz zaman size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; çünkü Allah, haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resûlü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde size özür beyan edecekler. De ki: «Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi». Bundan sonra da Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir. Daha sonra da gizliyi ve âşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek tek haber verecektir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yanlarına döndüğünüzde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin, asla size inanmayacağız! Doğrusu Allah bize durumunuzdan birçok haberler verdi; bundan böyle de Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir; sonra hepiniz gizliyi aşikarı bilen Allah'ın huzuruna götürüleceksiniz. O vakit O, size neler yaptığınızı haber verecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yanlarına avdet ettiğinizde size itizar edecekler, de ki: itizar etmeyin ihtimali yok size inanmıyacağız doğrusu Allah bize ahvalinizden bir çok haberler verdi, bundan böyle de Allah ve Resulü amelinizi görecek, sonra hepiniz o gayb-ü şehadeti bilen hakkın huzuruna götürüleceksiniz o vakıt o size haber verecek neler yapıyordunuz

Erhan Aktaş

Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürerler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resul'ü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürerler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resulü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlara döndüğünüz zaman size mazeret ileri sürecekler. De ki: "Mazeret ileri sürmeyin, size asla inanmayacağız. Allah, durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Rasul'ü yapacaklarınızı görecektir. Sonra, görüneni ve görünmeyeni bilene döndürüleceksiniz. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir."

Fizilal-il Kuran

Savaştan döndüğünüzde size özür dileyecekler. Onlara de ki: “Özür beyan etmeyin. Size asla inanmayacağız. Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah’a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir.”

Gültekin Onan

Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: "Özür belirtmeyin, size kesin olarak inanmıyoruz / güvenmiyoruz (len nümine). Tanrı bize durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Tanrı görecektir, O'nun elçisi de. Sonra gaybı da, müşahade edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O yaptıklarınızı size haber verecektir."

Hamdi Döndüren

Onlar, siz savaştan dönüp, yanlarına geldiğinizde, size özür beyan ederler. De ki: “Hiç özür dilemeyin, size kesinlikle inanmayız! Çünkü Allah bize, sizinle ilgili gerçeği bildirdi. Bundan sonra, Allah ve elçisi, sizin yaptıklarınızı gözleyecektir. Sonra da, gizliyi ve açığı bilen Allah’ın huzuruna döneceksiniz. O, yapmış olduklarınızı size haber verecektir.”

Hasan Basri Çantay

(Seferden) onlara döndüğünüz vakit size özür dermiyan edeceklerdir. De ki: (Bihude) özür dilemeyin. Size kat'iyyen inanmıyoruz. Allah, bize (hallerinizden bir çok) haberler vermişdir. (Bundan sonraki) hareketinizi de Allah, Resulü ile beraber, görecekdir. (En) sonra gizliyi ve aşikarı bilen (Allah) a döndürüleceksiniz de O, size, neler yapıyordunuz, (hepsini) haber verecekdir.

Hasib Asutay

(Seferden) onlara döndüğünüz zaman, size özür beyan edecekler. De ki: (Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız! Çünkü Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecektir, Resulü de. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.

Hayrat Neşriyat

(O münâfıklar, Tebük’ten) kendilerine döndüğünüz zaman size özür beyân edecekler. De ki: '(Hiç) ma'zerette bulunmayın, size aslâ inanmayacağız! Allah, sizin haberlerinizden bir kısmını gerçekten bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecek, Resûlü de! Sonra, gizli olanı ve görüneni hakkıyla bilen (Allah’)a döndürüleceksiniz; artık (O da) size, yapmakta olduğunuzu haber verecektir!'

İbni Kesir

Kendilerine döndüğünüz vakit de size özür beyan ederler. De ki: Özür dilemeyin. Size katiyyen inanmıyorum. Doğrusu Allah, bize haberlerinizi bildirmiştir. Allah da, Rasulü de amellerimizi görecektir. Sonra hepiniz, görüleni de görülmeyeni de bilene döndürüleceksiniz. O, size neler yaptığınızı haber verecektir.

Mehmet Okuyan

(Seferden) kendilerine döndüğünüz zaman sizden özür dileyecekler. De ki: “(Boşuna) özür dilemeyin! Size asla inanmayız; Allah elbette haberlerinizden bir kısmını bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) iş(ler)inizi (yaptıklarınızı da) Allah ve Elçisi görecektir. Sonra da görünmeyeni de görüneni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz ve yaptıklarınızı size bildirecektir.”

Muhammed Esed

(Ve) onlar, (seferden) döndüğünüzde size bahaneler arzedecekler! De ki: "(Asılsız) özürleri ileri sürmeyin, (çünkü) size inanmıyoruz: Allah bize hakkınızda gerekli bilgiyi vermiş bulunuyor zaten. (Bundan sonraki) yapıp ettiklerinize bakacak Allah; ve Onun Elçisi (de öyle); sonunda, yaratıkların görüş ve algı alanı dışında kalan şeyleri de, onların duyu ve tasavvur yoluyla tanıklık edebilecekleri şeyleri de bütün gerçeğiyle bilen Onun karşısına çıkarılacaksınız; Ve O sizin (hayatta) ne yapıp ettiğinizi tam olarak kavramanızı sağlayacak".

Mustafa İslamoğlu

Seferden dönüp de karşılaştığınız zaman size bahaneler sıralayacaklar. De ki: "Boşuna bahane üretmeyin, kesinlikle size inanmayacağız! Allah sizin (gerçek) durumunuzdan bizi haberdar etmiştir. Allah da, Rasulü de yaptıklarınızın (hesabını) görecektir. En sonunda görülemeyeni ve görüleni ayrıntılarıyla Bilen'in huzuruna çıkartılacaksınız; ve O size, yapıp-ettiklerinizi bir bir haber verecektir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Onlara döndüğünüz zaman size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: «Mazerette bulunmayınız, elbette size inanmayacağızdır. Muhakkak ki, Allah Teâlâ sizin bir kısım hallerinizden bizi haberdar buyurdu ve sizin amellerinizi Allah Teâlâ ve Peygamberi görecektir. Sonra gizliyi de, âşikâreyi de bilene döndürüleceksiniz. Artık o da neler yapmış olduklarını size haber verecektir.»

Ömer Öngüt

Seferden geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman size özür beyan ederler. De ki: “Hiç özür beyan etmeyin, size aslâ inanmayız. Çünkü Allah bize sizin haberlerinizi bildirmiştir. Yaptığınızı Allah da görecek Peygamber'i de. Sonunda görüleni ve görülmeyeni bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı haber verecektir. ”

Suat Yıldırım

Savaş dönüşü kendileriyle karşılaşınca, katılmamaları hakkında mazeretler, bahaneler ileri sürerler. De ki: "Boşuna özür dilemeyin, zira size inanmayacağız.Çünkü sizin aleyhimizde çevirdiğiniz hilelerden bir kısmını Allah bize bildirdi. Bundan böyle de, yapacağınız her şeyi Allah da, Resulü de görüp değerlendirecek, daha sonra da, gizli olsun açık olsun, her şeyi bilen Allah’ın huzuruna götürüleceksiniz. O da bütün yaptıklarınızı bir bir önünüze koyacaktır."

Süleyman Ateş

(Seferden) geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman sizden özür dilerler. De ki: "Hiç özür dilemeyin, size inanmayız! Allah bize sizin haberlerinizden (bize karşı çevirdiğiniz entrikalardan) bazılarını bildirdi. Yaptığınızı Allah da görecek, Elçisi de. Sonra görülmeyeni ve görüleni bilenin huzuruna döndürüleceksiniz, O size yaptıklarınızı haber verecek."

Süleymaniye Vakfı

Geri döndüğünüzde size mazeret uyduracaklardır. De ki: "Hiç mazeret uydurmayın; size asla inanmayacağız. Allah, haberlerinizi bize bildirdi. Şimdiden sonra ne yapacağınızı da Allah ve elçisi görecektir. Sonra gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilen Allah'ın huzuruna çıkarılacaksınız. O size neler yaptığınızı bildirecektir."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Döndüğünüzde onlar size özür beyan edeceklerdir. De ki "Hiç özür beyan etmeyin; size asla inanmayacağız. Allah, sizin haberlerinizi bize bildirdi. Allah ve Elçisi sizin yaptıklarınızı görecektir. Sonra görünmeyeni de görüneni de bilen Allah'ın huzuruna çıkarılacaksınız; ne işler yaptığınızı size o bildirecektir."

Şaban Piriş

Geri döndüğünüzde size özür beyan ederler. De ki: -Özür beyan etmeyin, size inanmayacağız. Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da yaptıklarınızı görecektir, Resulü de. Sonra gaybı ve görünenleri bilene döndürüleceksiniz. O da size yaptıklarınızı haber verecektir.

Tefhim-ul Kuran

Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: «Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, sizin durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı Allah görecektir, O'nun Resulü de. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.»

Ümit Şimşek

Yanlarına döndüğünüzde, size özür beyan ederler. De ki: Hiç mazeret ileri sürmeyin; size inanacak değiliz. Çünkü Allah sizin durumunuzdan bizi haberdar etti. Allah ve Resulü bundan sonra ne yapacağınıza bakacak. Sonra da görünen ve görünmeyen herşeyi bilen Allah'ın huzuruna çıkarılacaksınız; yapmakta olduklarınızı O size bildirecek.

Yaşar Nuri Öztürk

Dönüp yanlarına geldiğinizde sizden özür dilerler. De ki: "Özür dilemeyin. Size asla inanmayacağız. Allah bize sizin hallerinizden birçoğunu haber vermiştir. Yapıp ettiğinizi Allah da resulü de görecektir. Sonra görünmeyen ve görünen alemleri bilenin huzuruna çıkarılacaksınız da O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Döyüşdən qayıtdığınız zaman sizdən üzr diləyəcəklər. De: “Üzr diləməyin. Sizə əsla inanmayacağıq. Allah sizin işlərinizdən bizi agah etmişdir. Sonrakı əməllərinizi Allah da görəcək, Onun Elçisi də”. Sonra isə qeybi və aşkarı Bilənin hüzuruna qaytarılacaqsınız, O da sizə nə etdiklərinizi xəbər verəcəkdir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Döyüşdən geri dönüb) yanlarına qayıtdığınız zaman onlar sizdən üzr istəyərlər. (Onlara) belə de: ″(Əbəs yerə) üzr istəməyin, onsuzda sizə inanmayacağıq. Allah əhvalınızdan bizi xəbərdar etmişdir. (Bundan belə) əməlinizi Allah da görəcək, Onun Peyğəmbəri də″. Sonra qeybi və aşkarı bilənin (Allahın) hüzuruna qaytarılacaqsınız, O da sizə nə etdiklərinizi xəbər verəcəkdir!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie werden sich bei euch entschuldigen, wenn ihr nach der Schlacht zu ihnen zurückkehrt. Sage ihnen: ʺBittet nicht um Entschuldigung! Wir werden euch kein Vertrauen schenken. Gott hat uns Nachrichten über euch herabgesandt. Gott und Sein Gesandter werden sehen, wie ihr euch verhalten werdet. Ihr werdet zu Gott, dem Kenner des Unsichtbaren und des Sichtbaren, zurückgeführt werden, Der euch über eure Taten berichten und euch die Vergeltung dafür verkünden wird.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie werden sich bei euch entschuldigen, wenn ihr zu ihnen zurückkehrt. Sag: Entschuldigt euch nicht! Wir werden euch (doch) nicht glauben. Allah hat uns ja von den Nachrichten über euch kundgetan. Allah wird euer Tun sehen und (auch) Sein Gesandter. Hierauf werdet ihr zum Kenner des Verborgenen und des Offenbaren zurückgebracht werden, und dann wird Er euch kundtun, was ihr zu tun pflegtet.

Almanca — M. A. Rassoul

Sie werden euch Entschuldigungen vorbringen, wenn ihr zu ihnen zurückkehrt. Sprich: ʺBringt keine Entschuldigungen vor; wir glauben euch doch nicht. Allah hat uns schon über eure Angelegenheit belehrt. Allah und Sein Gesandter werden auf euer Tun schauen; dann werdet ihr zu dem Kenner des Verborgenen und des Offenbaren zurückgebracht werden, und Er wird euch alles verkünden, was ihr zu tun pflegtet.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie tragen euch ihre Entschuldigungen vor, wenn ihr zu ihnen zurückkommt. Sag: ʺTragt keine Entschuldigungen vor! Wir glauben euch niemals. Bereits ALLAH hat uns von euren Begebenheiten kundgetan. Und ALLAH wird eure Taten sehen sowie Sein Gesandter, dann werdet ihr zum Allwissenden über das Verborgene und das Sichtbare zurückgebracht, dann wird ER euch das kundtun, was ihr zu tun pflegtet.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And when you return back from battle safe and secure, they apologize to you for their offence. Say to them O Muhammad: "Do not offer defensive arguments; we will not believe you; Allah has informed us of your disposition and betrayed your attributes, and Allah and His Messenger shall watch over your innocence and follies, then you shall be sent back to Him Who is 'Alimun of the invisible and of what your bosoms store of thoughts and feelings, and of the visible and the seen and of what is avowed openly and openly disclosed. There and then shall He inform you of what your minds and souls had impelled you to do".

Abdul Haleem

When you return from the expedition they will carry on coming to you [believers] with excuses. Say, ‘Do not make excuses. We do not believe you: God has told us about you. God and His Messenger will watch your actions now, and in the end you will be returned to the One who knows the seen and the unseen. He will confront you with what you have done.’

Abdullah Yusuf Ali

They will present their excuses to you when ye return to them. Say thou: "Present no excuses: we shall not believe you: Allah hath already informed us of the true state of matters concerning you: It is your actions that Allah and His Messenger will observe: in the end will ye be brought back to Him Who knoweth what is hidden and what is open: then will He show you the truth of all that ye did."

Abul A'la Maududi

[9:94] They will put up excuses before you when you return to them. Tell them: "Make no excuses. We will not believe you. Allah has already informed us of the truth about you. Allah will observe your conduct, and so will His Messenger; then you will be brought back to Him Who knows alike what lies beyond perception and what lies in the range of perception and will let you know what you have done."

Aisha Bewley

They will make excuses to you when you return to them. Say: ‘Do not make excuses, we will not believe you. Allah has already informed us about you. Allah will see your actions, as will His Messenger. Then you will be returned to the Knower of the Unseen and the Visible, and He will inform you regarding what you did.’

Al-Hilali & Khan

They (the hypocrites) will present their excuses to you (Muslims), when you return to them. Say (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) "Present no excuses, we shall not believe you. Allâh has already informed us of the news concerning you. Allâh and His Messenger will observe your deeds. In the end you will be brought back to the All-Knower of the unseen and the seen, then He (Allâh) will inform you of what you used to do." [Tafsir At-Tabari]

Ali Quli Qarai

They will offer you excuses when you return to them. Say, ‘Do not make excuses; we will never believe you. Allah has informed us of your state of affairs. Allah and His Apostle will observe your conduct, then you will be returned to the Knower of the sensible and the Unseen, and He will inform you concerning what you used to do.’

Amatul Rahman Omar

These (hypocrites) will make (false) excuses to you when you return to them (after the expedition to Tabûk. You should at that time) say (to them), `Make no excuses, we shall never believe you; Allâh has already fully informed us of all the facts relating to you. Allâh will (henceforth) watch your conduct and (so will) His Messenger. Then (at length) you will be brought before Him Who knows the hidden as well as the manifest realities He will then inform you fully about your deeds.'

Arthur John Arberry

They will excuse themselves to you, when you return to them. Say: 'Do not excuse yourselves; we will not believe you. God has already told us tidings of you. God will surely see your work, and His Messenger, then you will be returned to Him who knows the unseen and the visible, and He will tell you what you were doing.'

Bijan Moeinian

When you return [from the battle], they will come to you with all kind of excuses [to justify their behavior. ] Say: "Do not apologize as we do not believe you. God has already informed us what kind of people you are. God and His Messenger are going to keep an eye on you till you are summoned to the Lord Who knows everything; then He will inform you what you were doing."

E. Henry Palmer

They make excuses to you when ye return to them: say, 'Make no excuse, we believe you not; God has informed us concerning you. God sees your works and His Apostle too!' Then shall ye be brought back unto Him who knows the unseen and the seen; and He shall inform you of that which ye have done.

Edip-Layth

They will apologize to you when you return to them. Say, "Do not apologize; we will no longer trust you, for God has told us of your news." God will see your work, as will His messenger, then you will be returned to the knower of the unseen and the seen, He will inform you of what you did.

George Sale

They will excuse themselves unto you, when ye are returned unto them. Say, excuse not your selves; we will by no means believe you: God hath acquainted us with your behaviour; and God will observe your actions, and his apostle also: And hereafter shall ye be brought before Him who knoweth that which is hidden, and that which is manifest; and He will declare unto you that which ye have done.

Hamid S. Aziz

They make excuses to you when you return to them. Say, "Make no excuse, we believe you not; Allah has informed us concerning you. Allah sees your works and so does His Messenger. Then shall you be brought back unto Him who knows the invisible (hidden) as well as the visible (open), and He shall inform you of the truth of that which you used to do.

Mahmoud Ghali

They will excuse themselves to you when you return to them. Say, "Do not excuse yourselves; we will never believe you." Allah has already fully informed us of (some of) your tidings; and Allah will soon see your doing, and His Messenger (will see) Thereafter you will be turned back to The Knower of the Unseen and the Witnessed (and) so He will fully inform you of whatever you were doing.

Marmaduke Pickthall

They will make excuse to you (Muslims) when ye return unto them. Say: Make no excuse, for we shall not believe you. Allah hath told us tidings of you. Allah and His messenger will see your conduct, and then ye will be brought back unto Him Who knoweth the Invisible as well as the Visible, and He will tell you what ye used to do.

Mohamed Ahmed - Samira

When you come back they will offer excuses to you. Tell them: "Make no excuses; we do not believe you. God has informed us about you; and God and His Apostle shall watch your conduct. Then you will be brought to Him who knows what is hidden and what is manifest. He will tell you of what you did."

Muhammad Asad

[And] they will [still] be offering excuses to you when you return to them, [from the campaign]! Say: "Do not offer [empty] excuses, [for] we shall not believe you: God has already enlightened us about you. And God will behold your [future] deeds, and [so will] His Apostle; and in the end you will be brought before Him who knows all that is beyond the reach of a created being's perception as well as all that can be witnessed by a creature's senses or mind, and then He will make you truly understand what you were doing [in life]."

Mustafa Khattab

They will make excuses to you ˹believers˺ when you return to them. Say, "Make no excuses, ˹for˺ we will not believe you. Allah has already informed us about your ˹true˺ state ˹of faith˺. Your ˹future˺ deeds will be observed by Allah and His Messenger as well. And you will be returned to the Knower of the seen and unseen, then He will inform you of what you used to do."

Progressive Muslims

They will apologize to you when you return to them, Say: "Do not apologize, we will not believe you, for God has told us of your news. " And God will see your work, as will His messenger, then you will be returned to the knower of the unseen and the seen, He will inform you of what you did.

Sahih International

They will make excuses to you when you have returned to them. Say, "Make no excuse - never will we believe you. Allah has already informed us of your news. And Allah will observe your deeds, and [so will] His Messenger; then you will be taken back to the Knower of the unseen and the witnessed, and He will inform you of what you used to do."

Sam Gerrans

They will make excuses to you when you return to them. Say thou: “Make not excuses; we will not believe you. God has already informed us of your assertions.” God will see your deeds, as will His messenger, then will you be brought back to the Knower of the Unseen and the Seen, and He will tell you what you did.

Shabbir Ahmed

They will make excuse to you when you believers return. Say, "Make no excuse, for we shall not believe you. Allah has informed us about you. Allah and His Messenger, the Central Authority, will keep you under probation. And then you will be brought back to Him, the Knower of the Invisible and the Visible, and He will make you truly understand what you were doing in life."

Syed Vickar Ahamed

They (the hypocrites) will give their excuses to you when you return to them. (Then) you say: "Do not give excuses: We shall not believe you: Allah has already informed us of the true condition of things about you: Allah and His Messenger (Muhammad) will watch your actions: In the end, you will be brought back to Him Who knows what is hidden and what is open: Then He will show you the truth of all you did."

Taqi Usmani

They will make excuses to you when you return to them. Say, "Do not make excuses. We shall never believe you. Allah has told us the facts about you. Allah will see what you do, and His Messenger as well. Then you shall be returned to the Knower of the Seen and the Unseen, and He will tell you what you have been doing."

The Monotheist Group

They will apologize to you when you return to them, say: "Do not apologize, we will not believe you, for God has told us of your news." And God will see your work, as will His messenger, then you will be returned to Knower of the unseen and the seen, He will inform you of what you did.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils vous présentent des excuses quand vous revenez à eux. Dis: ʺNe présentez pas dʹexcuses: nous ne vous croyons pas. Allah nous a déjà informés de vos nouvelles. Et Allah verra votre œuvre, ainsi que Son messager. Puis vous serez ramenés vers Celui qui connaît bien lʹinvisible et le visible, et alors, Il vous informera de ce que vous faisiez.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema hûn (ji cîhadê) li wan vegeriyan, dê ji bo we hênceta xwe aşkera bikin. (Ji wan re) Bibêje: Qet mehneyan nekin, em hîç ji we bawer nakin. Bêguman Xwedê salixên we ji me re aşkera kirin. Xwedê û Pêxemberê wî dê karên we bibînin. Paşê hûn ê li alimê xeybê û ya li ber çavan bêne vegerandin, vêca ew ê we agahdar bike bi ya ku we kirî.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij verontschuldigen zich bij jou wanneer jij tot hen terugkeert. Zeg: ʺVerontschuldigt jullie niet, wij zullen jullie niet geloven. God heeft enkele berichten over jullie meegedeeld.ʺ God zal zien wat jullie doen en Zijn gezant ook en daarna zullen jullie tot de kenner van het verborgene en het waarneembare worden teruggebracht. Hij zal jullie dan meedelen wat jullie aan het doen waren.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij zullen zich bij u verontschuldigen, als gij tot hen zijt teruggekeerd; zeg: Verontschuldigt u niet; wij zullen u op geenerlei wijze gelooven. God heeft ons met uw gedrag bekend gemaakt, en God zal op uwe daden acht geven en ook zijn gezant, en hierna zult gij voor hem gebracht worden, die weet wat verborgen en wat duidelijk is, en hij zal u verklaren wat gij hebt bedreven.

Hollandaca — Siregar

Zij zullen jullie verontschuldigen aanbieden wanneer jullie tot hen zijn teruggekeerd. Zeg: ʺBiedt geen verontschuldigingen aan, wij zullen jullie nooit geloven. Voorzeker, Allah heeft ons ingelicht over jullie (ware) houding. En Allah en Zijn Boodschapper zullen jullie daden zien. Daarna zullen jullie worden teruggevoerd tot de Kenner van het onwaarneembare en het waarneembare en dan zal Hij jullie inlichten over wat jullie plachten te doen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Они [оставшиеся отсиживаться] будут оправдываться перед вами (о, верующие), когда вы вернетесь к ним (с похода на Табук). Скажи (им) (о, Посланник): «Не оправдывайтесь, никогда мы не поверим вам! Уже сообщил нам Аллах вести о вас. (Покаетесь вы в лицемерии или продолжите быть на нем) увидит Аллах ваше дело и Его посланник. (И) затем (в День Суда) вы будете возвращены к Знающему сокровенное и явное [к Аллаху], и Он сообщит вам то, что вы делали (и вы получите воздаяние за все ваши деяния)».

Rusça — Osmanov

Когда вы [, муслимы] вернетесь [из похода], они станут извиняться. Скажи [, Мухаммад]: ʺНе извиняйтесь, мы все равно не поверим вам. Аллах уже поведал нам вести о вас. Аллах и Его Посланник увидят ваши деяния. А потом вы будете возвращены к тому, кто ведает о сокровенном и явном. И тогда Он сообщит вам о том, что вы творилиʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De kommer att urskulda sig (på nytt) när ni återvänder till dem (från fälttåget). Säg: ʺUrskulda er inte - vi kommer inte att tro er! Gud har låtit oss veta hur det är fatt med er. Gud och Hans Sändebud kommer att iaktta era handlingar och ni skall till sist föras åter till Den som känner allt det som är dolt för människor och det som de kan bevittna, och då skall Han låta er veta vad era handlingar (var värda)ʺ.