Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

ve ǎlā ṧ-ṧelāṧeti (e)lleƶīne ḣullifū Hattā iƶā Dāḳat ǎleyhimu l-erDu bimā raHubet ve Dāḳat ǎleyhim enfusuhum ve Zennū en lā melcee mine (a)llahi illā ileyhi ṧumme tābe ǎleyhim li yetūbū inne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَعَلَىve ǎlāve
2الثَّلٰثَةِṧ-ṧelāṧetiث ل ثÜçe bölünmek veya sayıca üç olmak, bir şeyin üçte biri, üçte bir, üçer üçer, herhangi bir sayının üçte biri.üçünün (kişinin)
3الَّذِينَ(e)lleƶīne
4خُلِّفُواḣullifūخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekgeri bırakılan
5حَتّٰٓىHattāhatta
6اِذَاiƶā
7ضَاقَتْDāḳatض ي قDaraldı veya sıkıştı. Bir şeyle tıkandı, aşırı doldu veya taştı.dar gelmişti
8عَلَيْهِمُǎleyhimubaşlarına
9الْاَرْضُl-erDuا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyedünya
10بِمَاbimārağmen
11رَحُبَتْraHubetر ح بHoş geldiniz demek, geniş olmak, ferah olmak, büyük olmak. Merhaba - hoş geldiniz anlamına gelen bir selamlama şekli.genişliğine
12وَضَاقَتْve Dāḳatض ي قDaraldı veya sıkıştı. Bir şeyle tıkandı, aşırı doldu veya taştı.ve sıkıldıkça sıkılmış
13عَلَيْهِمْǎleyhimonların
14اَنْفُسُهُمْenfusuhumن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunancanları
15وَظَنُّواve Zennūظ ن نDüşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla 'anna veya 'an ile kullanılır, bu da emin olmak anlamına gelir.ve anlamışlardı
16اَنْen
17لَاolmadığını
18مَلْجَاَmelceeل ج اSığınmak, geri çekilmek, barınak, koruma, kaçıp sığınmak, muhafaza etme, konaklama, gizlenme, dayanmak ve yardım istemek, savunma.bir çare
19مِنَmine-tan
20اللّٰهِ(a)llahiAllah-
21اِلَّٓاillābaşka
22اِلَيْهِileyhiyine kendisinden
23ثُمَّṧummesonra, ayrıca
24تَابَtābeت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.tevbesini kabul buyurdu
25عَلَيْهِمْǎleyhimonların
26لِيَتُوبُواli yetūbūت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.tevbe etsinler
27اِنَّinneçünkü
28اللّٰهَ(a)llaheAllah
29هُوَhuveO
30التَّوَّابُt-tevvābuت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.tevbeyi çok kabul eden
31الرَّحِيمُr-raHīmuر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.çok esirgeyendir

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allah'tan, gene ancak Allah'a kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahîm.

Abdulkadir Gölpınarlı

Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allahʼtan, gene ancak Allahʼa kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahîm.

Adem Uğur

Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.

Ahmed Hulusi

Geride bırakılan o üç kişinin de (tövbesini kabul etti). . . Genişliğine rağmen arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allah'tan sığınılacak yerin, gene ancak O olduğunu düşünmüşlerdi. . . Sonra, dönmeleri için (Allah) onların tövbesini kabul etti. . . Muhakkak ki Allah, "HU" Tevvab'dır, Rahıym'dir.

Ahmet Tekin

Allah, savaşa giden orduya katılmayıp cephe gerisinde kalan üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah’ın azâbından kurtuluşun yolunun, yine Allah’a sığınmak olduğunu anlamışlardı. Sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da, tevbelerini, günah işlemekten vazgeçişlerini, kendisine itaate yönelişlerini kabul buyurdu. Allah, insanları tevbeye, itaate sevkeder, tevbeleri kabul eder ve engin merhamet sahibidir.

Ahmet Varol

Savaştan geri kalan o üç kişinin de. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, kendi canları bile onları sıkmış ve Allah'tan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah'a) dönmeleri için tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir.

Ali Bulaç

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Ali Fikri Yavuz

(Tebük savaşından) geri kalan üç kişiyi (Ensar’dan Kâb İbni Mâlik, Hilâl İbni Ümeyye, Mürare İbni Rebî’i) de Allah bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliği ile onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkmıştı ve Allah’dan kurtuluşun ancak Allah’a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Bundan sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kılıp tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edicidir, çok merhametlidir.

Ali Rıza Safa

Geride kalan üç kişinin de. Yeryüzü, tüm genişliğine karşın onlara dar gelmişti; benlikleri de onlara dar gelmişti. Allah'tan başka sığınak ol madığını zaten anladılar. Sonra, yönelmeleri için, onların pişmanlıklarını kabul etti. Kuşkusuz, Allah, Pişmanlıkları Kabul Edendir; Merhametlidir.

Bayraktar Bayraklı

Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah,tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.

Bekir Sadak

Butun genisligine ragmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sikistirip, Allah'tan baska siginacak kimse olmadigini anlayan, savastan geri kalmis uc kisinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri icin onlarin tevbesini kabul etmistir. Cunku O tevbeleri kabul eden, merhametli olandir. *

Celal Yıldırım

Ve geriye kalan o üç kişinin de, bütün genişliğiyle beraber (öylesine bunalmışlardı ki) yeryüzü onlara dar gelip, vicdanları için için onları sıkıp durduktan ve Allah'tan başka sığınacak bir (kapı) bulunmadığını kesinlikle anladıktan sonra eski hallerine dönmeleri için onları tevbeye muvaffak kıldı. Şüphesiz ki Allah tevbeleri çokça kabul edendir ve O çok merhametlidir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a karşı O’ndan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, merhametlidir.

Diyanet İşleri

Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

Diyanet İşleri (eski)

Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.

Diyanet Vakfi

Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Geri bırakılmış o üç kişiye de...; nihayet o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi, vicdanları da kendilerini sıktı ve Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Evet tam o zaman tevbelerinin kabulü ile tekrar iltifat buyurdu ki, o tevbekarlar arasına girsinler. Şüphesiz ki Allah, ancak O, tevbeleri çokça kabul eder, çok merhamet eder.

Elmalılı Hamdi Yazır

O üç kişiye de ki giri bırakılmışlardı, nihayet o derece bunalmışlardı ki yeryüzü bütün genişliğile başlarına dar geldi vicdanları da kendilerini tazyık etti ve Allahdan yine Allaha sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar, evet, tam o vakıt tevbelerinin kabulile tekrar iltifat buyurdu ki o tevbekarlar miyanına rucu' etsinler, hakıkat, Allah, odur öyle tevvab, öyle rahim

Erhan Aktaş

Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için, tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için, tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve geri bırakılan üç kişinin tövbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tövbeye yöneldikleri için, tövbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tövbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

Fizilal-il Kuran

Allah, hükümleri ertelenen o üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Sonunda yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi, can sıkıntısından patlayacak gibi oldular, Allah'dan kaçmanın yine O'na sığınmaktan başka bir çıkar yolu olmadığını anladılar. Bunun üzerine Allah onların tevbelerini kabul etti ki, tevbe etsinler. Hiç kuşkusuz Allah, tevbelerin kabul edicisidir, merhametlidir.

Gültekin Onan

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefsleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Tanrı'dan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Tanrı, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Hamdi Döndüren

(Allah, Tebük) seferinden geri bırakılan üç kişiyi ise, yeryüzü genişliğine rağmen, onlara dar gelip gönülleri darlaşıncaya ve Allah’ın hışmına karşı (kerem ve affından) başka sığınacak başka hiçbir yer olmadığını anlayıncaya kadar (affetmedi). Sonra Allah (eski hallerine) dönsünler diye onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul eden, çok merhametli olandır.

Hasan Basri Çantay

(Savaşdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hüküm geciken) üç (kişin) in (tevbelerini de kabul etdi. Çünkü) yer yüzü bunca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmışdı. Nihayet Allah (ın hışmın) dan yine Allahdan başka sığınacak hiç bir yer olmadığını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine dönsünler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Şübhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir.

Hasib Asutay

Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (55) (tevbesini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihâyet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir. (55. Bu âyette işaret edilen üç kişi, sahabilerden Tebük seferine katılmayan Ka'b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Memure b. Rabi'dir.)

Hayrat Neşriyat

(Allah, seferden) geri bırakılan o üç kişinin de (tevbesini kabûl etti)! Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah’(dan gelecek olan)a karşı yine O’ndan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah) onları tevbeye muvaffak kıldı ki tevbe etsinler! Çünki, Tevvâb(tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (çok merhamet eden) ancak Allah’dır.

İbni Kesir

Geri bırakılan üç kişiye de yeryüzü bütün genişliğine rağmen dar gelmiş ve nefisleri kendilerini sıkıştırmıştı da, Allah'tan başka sığınacak hiç bir şey olmadığını anlamışlardı. Sonra onları da eski hallerine dönsünler diye tevbeye muvaffak kıldı. Muhakkak ki Allah; Tevvab, Rahim olandır.

Mehmet Okuyan

(Allah, Tebük Gazvesi’nden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etmişti). Yeryüzü (bütün) genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah’tan yine yalnızca Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri (eski düzgün hallerine yönelmeleri) için Allah onların tevbesini kabul etmiştir. Şüphesiz ki yalnızca Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.

Muhammed Esed

Ve (yine acıyıp esirgeyerek, inananların içinden) bozguncu telkinlere kapılan o üç (grup insana) da teveccüh etti; o kadar ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara (çok) dar gelmeye başladı ve içleri daraldı da Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar; ve bunun üzerine O da yine merhametle onlara yöneldi, ki pişmanlık duyup tevbe etsinler: çünkü, (kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi) acıması, esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden yalnızca Allah'tır.

Mustafa İslamoğlu

Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi). O kadar ki olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerine sıkıştırmıştı; sonunda Allah'tan yine Allah'a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar af dilemek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O'dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden!

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve üç kişiye de ki, onlar geri bırakılmışlardı, hattâ yeryüzü, genişliğiyle beraber onların üzerine dar gelmişti. Kalpleri kendilerine darlaşmıştı ve Allah Teâlâ'ya sığınmadan başka O'ndan sığınacak bir şey bulunmadığını anladılar. Sonra onlara tevbekar olmaları için tevbe nâsip buyurdu. Şüphe yok ki Allah Teâlâ'dır tevbeleri en çok kabul eden, en çok merhametli olan ancak O'dur.

Ömer Öngüt

Tevbelerinin kabulü geri bırakılan üç kişiyi de bağışladı. O derece bunalmışlardı ki, yeryüzü olanca genişliğine rağmen onların başlarına dar gelmişti. Vicdanları da kendilerini sıkmıştı. Allah'tan (O'nun azabından) kurtuluşun ancak Allah'a sığınmakla olacağını anlamışlardı. Sonra tevbelerini kabul buyurdu ki, onlar da tevbekârlar arasına dahil oldular. Şüphesiz ki Allah tevbeleri çok kabul buyurandır, çok merhametli olandır.

Suat Yıldırım

Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, Allah’ın cezasından, yine Allah’ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı.Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir).

Süleyman Ateş

Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünya başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıkılmış ve Allah'tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.

Süleymaniye Vakfı

Allah, haklarındaki hüküm geciktirilen o üç kişinin tövbesini /yanlışlarından dönüşünü de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah'tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tövbe etsinler diye Allah onlara dönüş yapma fırsatı verdi. Şüphesiz tövbeleri /dönüşleri kabul eden ve ikramı bol olan Allah'tır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Savaştan geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah'tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tevbe etsinler diye Allah onların yüzüne baktı. Çünkü Allah tevbeleri kabul eder, ikramı da boldur.

Şaban Piriş

Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, canları çıkacak gibi oldu. Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Tevbe ettikleri için Allah, onların tevbesini kabul etti Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve merhamet eden O'dur.

Tefhim-ul Kuran

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı) . Öyleki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Ümit Şimşek

Haklarındaki hüküm geri bırakılan üç kişiye de Allah tevbe nasip etti. Öyle ki, yeryüzü onca genişliğiyle beraber onlara dar gelmiş, gönülleri de daraldıkça daralmış, Allah'ın azabından kurtulmak için Ondan başka sığınılacak bir yer olmadığını anlamışlardı. Böylece Allah onlara, eski hallerine dönmeleri için tevbe nasip etti. Gerçekten de, Allah tevbeleri kabul eden pek geniş bir rahmet sahibidir.29

Yaşar Nuri Öztürk

Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Geri qalmış üç nəfəri də bağışladı. Hətta yer üzü öz genişliyinə baxmayaraq onlara dar gəlmiş, ürəkləri kədərdən sıxılmış və yəqin bilmişdilər ki, Allahdan (Onun əzabından), ancaq Onun Özünə sığınmaqdan başqa çarələri yoxdur. Sonra Allah peşman olsunlar deyə onların tövbəsini qəbul etdi. Həqiqətən, Allah tövbələri qəbul Edəndir, Rəhmlidir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Həmçinin (Təbuk döyüşündən) geri qalmış üç nəfərin də (tövbələrini qəbul etdi). Belə ki, dünya onlara dar olmuş, ürəkləri (qəm-qüssədən) təngə gəlib sıxılmışdı. Onlar Allahdan (Allahın əzabından) yalnız Onun Özünə sığınmağın mümkün olduğunu başa düşdülər. Şübhəsiz ki, Allah tövbələri qəbul edəndir, rəhmlidir!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die drei Männer, die zurückgeblieben waren und vergeblich um Vergebung baten, so daß ihnen die Erde, so weitläufig sie auch ist, eng wurde, erkannten, daß es keine andere Zuflucht vor Gott gibt außer bei Ihm. Gott wandte sich ihnen gnädig zu, damit sie reuevoll zu Ihm zurückfinden. Gottes Begnadigung und Barmherzigkeit sind unermeßlich.

Almanca — Der Edle Quran

und (die Reue) der Dreien, die zurückgelassen wurden, bis die Erde ihnen eng wurde bei all ihrer Weite und ihre Seelen ihnen eng wurden und sie wußten, daß es vor Allah keine (andere) Zuflucht gibt als zu Ihm. Hierauf wandte Er Sich ihnen verzeihend zu, damit sie bereuen. Gewiß, Allah ist der Reue-Annehmende und Barmherzige.

Almanca — M. A. Rassoul

Und auch den Dreien (wandte Er Sich wieder gnädig zu), die zurückgeblieben waren, bis die Erde ihnen in ihrer Weite zu eng wurde und ihre Seelen ihnen zugeschnürt wurden, und sie wußten, daß es keine Rettung vor Allah gibt, es sei denn die Zuflucht bei Ihm. Da kehrte Er Sich ihnen mit Erbarmen zu, auf daß sie sich bekehren möchten. Wahrlich, Allah ist der Gnädige, der Barmherzige.

Almanca — Muhammad Zaidan

Auch (nahm ALLAH an die Reue) derjenigen Drei, die zurückgestellt wurden. Als das Land dann trotz seiner Weite ihnen eng erschien, ihre Seelen unter Beklemmung litten und sie wußten, daß es keine Zuflucht vor ALLAH gibt außer (der reuigen 1 Umkehr) zu Ihm, dann verhalf ER ihnen zur Reue, damit sie bereuen. Gewiß, ALLAH ist Der Reue Annehmende, Der Allgnädige.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

As for the three affluent and able men, yet thoughtless, slack and wanting in strength of will who were boycotted and excluded from the life of the community to the end that, vast as it is, the earth seemed drawn together and constricted and their souls constrained. Poor in spirit, they realized through self- reproach that they would not and could not flee from Allah but could find solace in coming back to Him. He gave up resentment against them and pardoned their offense so that they would in lowliest plight repentant stand. Allah is AL-Tawab (Relenting) Who accepts repentance and the atonement made by the people; and He is AL-Rahim (Merciful).

Abdul Haleem

And to the three men who stayed behind: when the earth, for all its spaciousness, closed in around them, when their very souls closed in around them, when they realized that the only refuge from God was with Him, He turned to them in mercy in order for them to return [to Him]. God is the Ever Relenting, the Most Merciful.

Abdullah Yusuf Ali

(He turned in mercy also) to the three who were left behind; (they felt guilty) to such a degree that the earth seemed constrained to them, for all its spaciousness, and their (very) souls seemed straitened to them,- and they perceived that there is no fleeing from Allah (and no refuge) but to Himself. Then He turned to them, that they might repent: for Allah is Oft-Returning, Most Merciful.

Abul A'la Maududi

[9:118] And He also relented towards the three whose cases had been deferred. When the earth, for all its spaciousness, became constrained to them, and their own beings became a burden to them, and they realized that there was no refuge for them from Allah except in Him; He relented towards them that they may turn back to Him. Surely, it is Allah Who is Much Forgiving, Ever Merciful.

Aisha Bewley

and also towards the three who were left behind, * so that when the earth became narrow for them, for all its great breadth, and their own selves became constricted for them and they realised that there was no refuge from Allah except in Him, He turned to them so that they might turn to Him. Allah is the Ever-Returning, the Most Merciful.

Al-Hilali & Khan

And (He did forgive also) the three [who did not join the Tabûk expedition whose case was deferred (by the Prophet صلى الله عليه وسلم)] (for Allâh’s Decision) till for them the earth, vast as it is, was straitened and their ownselves were straitened to them, and they perceived that there is no fleeing from Allâh, and no refuge but with Him. Then, He forgave them (accepted their repentance), that they might beg for His pardon [repent (unto Him)] Verily, Allâh is the One Who forgives and accepts repentance, Most Merciful.

Ali Quli Qarai

and to the three who were left behind. When the earth became narrow for them with [all] its expanse, and their own souls weighed heavily on them, and they knew that there was no refuge from Allah except in Him, then He turned clemently toward them so that they might be penitent. Indeed Allah is the All-clement, the All-merciful.

Amatul Rahman Omar

And (He also turned with mercy) to the three (Companions of the Prophet, Ka`b son of Mâlik, Hilâl son of 'Umayyah and Murârah son of Rabî`ah);whose case was deferred (for decree of Allâh), until the earth, for (all) its spaciousness became narrow for them, and their lives (also) became unbearable for them, and they were convinced that there was no refuge (to escape the punishment) from Allâh save in Him. Then He turned to them with mercy that they might also turn (with repentance to Him). Surely, it is Allâh Who is the Oft-Returning with compassion, the Ever Merciful.

Arthur John Arberry

And to the three who were left behind, until, when the earth became strait for them, for all its breadth, and their souls became strait for them, and they thought that there was no shelter from God except in Him, then He turned towards them, that they might also turn; surely God turns, and is All-compassionate.

Bijan Moeinian

God also showed mercy to those three who stayed behind (Ka’ab Ibn Malik, Hilal Ibn Ummaya and Murarah Ibn Ruba’i) after having made the earth (with all its vastness) to seem too narrow for them and after they completely gave up (they were boycotted even with their wives while waiting for the Lord’s decision. ) Finally they learned (through this experience) that their only refuge is the Lord. The Lord then turned mercifully to them so that they may repent and then accepted their repentance as He is the Most Forgiving, the Most Merciful.

E. Henry Palmer

unto the three who were left behind, so that the earth with all its ample space was too strait for them, and their souls were straitened for them, and they thought that there was no refuge for them from God save unto Him. Then He turned again towards them that they might also turn; verily, God, He is easily turned and merciful!

Edip-Layth

Also upon the three who were left behind until the land, as vast as it is, became strained to them, and their very selves became strained; they thought there is no shelter from God except to Him. Then He pardoned them that they might repent. God is the Redeemer, the Compassionate.

George Sale

And He is also reconciled unto the three who were left behind, so that the earth became too strait for them, notwithstanding its spaciousness, and their souls became straitened within them, and they considered that there was no refuge from God, otherwise than by having recourse unto Him. Then was He turned unto them, that they might repent; for God is easy to be reconciled and merciful.

Hamid S. Aziz

And also unto the three who were left behind. When the earth, vast as it is, seemed too small for them, and their souls were constricted for them until they perceived that there was no refuge for them from Allah save towards Him (they felt imprisoned in their guilt and remorse). Then He turned again towards them that they might also repent. Verily, Allah, He is the Relenting, the Merciful.

Mahmoud Ghali

And to the three who were left staying behind, until, when the earth, spacious as it is, became strait for them, and their selves became strait for them, and they expected that there was no shelter from Allah except in Him; thereafter He relented towards them that they might repent; surely Allah, He, Ever He, is The Superbly Relenting, The Ever-Merciful.

Marmaduke Pickthall

And to the three also (did He turn in mercy) who were left behind, when the earth, vast as it is, was straitened for them, and their own souls were straitened for them till they bethought them that there is no refuge from Allah save toward Him. Then turned He unto them in mercy that they (too) might turn (repentant unto Him). Lo! Allah! He is the Relenting, the Merciful.

Mohamed Ahmed - Samira

He has relented towards the three also (who had refused to go to the battle of the Ditch) whose case was left undecided, and even the earth with all its expanse had become narrow for them, and their lives were confined, and they came to realise there was no refuge for them except in God. So He softened towards them that they may repent; for God surely accepts repentance and is merciful.

Muhammad Asad

And [He turned in His mercy, too,] towards the three [groups of believers] who had fallen prey to corruption, until in the end-after the earth, despite all its vastness, had become [too] narrow for them and their souls had become [utterly] constricted they came to know with certainty that there is no refuge from God other than [a return] unto Him; and thereupon He turned again unto them in His mercy, so that they might repent: for, verily, God alone is an acceptor of repentance, a dispenser of grace.

Mustafa Khattab

And ˹Allah has also turned in mercy to˺ the three who had remained behind, ˹whose guilt distressed them˺ until the earth, despite its vastness, seemed to close in on them, and their souls were torn in anguish. They knew there was no refuge from Allah except in Him. Then He turned to them in mercy so that they might repent. Surely Allah ˹alone˺ is the Accepter of Repentance, Most Merciful.

Progressive Muslims

And upon the three who were left behind until the land, as vast as it is, became strained to them, and their very souls became strained, and they thought there is no shelter from God except to Him. Then He pardoned them that they might repent. God is the Redeemer, the Merciful.

Sahih International

And [He also forgave] the three who were left behind [and regretted their error] to the point that the earth closed in on them in spite of its vastness and their souls confined them and they were certain that there is no refuge from Allah except in Him. Then He turned to them so they could repent. Indeed, Allah is the Accepting of repentance, the Merciful.

Sam Gerrans

And towards the three who were left behind when the earth had become straitened for them, vast as it was, and their souls had become straitened for them, and they thought that there was no refuge from God save to Him; then turned He towards them, that they might turn. God, He is the Accepting of Repentance, the Merciful.

Shabbir Ahmed

Allah showed compassion to the three men who had stayed behind. They felt hopeless and the vast earth seemed shrunk to them, and their lives became narrow for them. They realized that there is no refuge but within the Divine Laws. Then He turned to them in Mercy that they too might turn in hopeful repentance (9:106). Allah is Acceptor of repentance, Merciful.

Syed Vickar Ahamed

And (Allah also turned with forgiveness to) the three (Ka’b bin Malik, Hilal bin Umayyah and Murarah bin Ar-Rabi; All from the Ansar people) who stayed behind (from the Tabuk expedition); (They felt guilty) so much that the earth seemed small to them, in spite of all its space, and their (very) souls seemed narrow to them— And they felt that there was no running from Allah (and no home or shelter) except to Himself. Then He forgave them, that they might repent: Verily, Allah is He Who accepts repentance (Tawwab), Most Merciful (Raheem).

Taqi Usmani

And (He relented) towards the three whose matter was deferred until when the earth was straitened for them despite all its vastness, and even their own souls were straitened for them, and they realized that there is no refuge from Allah, except in Him, then He turned towards them, so that they may repent. Surely, Allah is the Most-Relenting, the Very Merciful.

The Monotheist Group

And also the three who were left behind, until the land, as vast as it is, became strained to them, and their very souls became strained, and they thought there was no shelter from God except to Him. Then He pardoned them that they may repent. God is the Redeemer, the Merciful.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et (Il accueillit le repentir) des trois qui étaient restés à lʹarrière si bien que, toute vaste quʹelle fût, la terre leur paraissait exiguë; ils se sentaient à lʹétroit, dans leur propre personne et ils pensaient quʹil nʹy avait dʹautre refuge dʹAllah quʹauprès de Lui. Puis Il agréa leur repentir pour quʹils reviennent (à Lui), car Allah est lʹaccueillant au repentir, le Miséricordieux.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Her wisa tobeya wan her sê kesên ku (ji sefera Tebukê) li paş mabûn jî qebûl kir. Bi rewşeke wisa ku erd digel firehiya xwe li wan teng bû û bêhn li wan çikiya. Wan yeqîn kir ku ji ber (ezabê) Xwedê çi penah û parêzer tun e, ji bilî ku xwe biavêjine ber penaha Xwedê. Paşê, Xwedê ew li ser tobê muweffeq kirin da ku li ser tobeya xwe rawestin. Bêguman Xwedê, her ew e yê tobepejrên ê dilovîn.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en ook tot de drie die achtergelaten waren totdat zij het op de aarde benauwd kregen ondanks haar ruimte en zij echt persoonlijk benauwd werden en meenden dat er geen toevluchtsoord veilig voor God was dan bij Hem. Toen wendde Hij zich genadig tot hen zodat zij berouw zouden tonen. God is de genadegever, de barmhartige.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Ook is hij verzoend met de drie die achter bleven, zoodat de aarde, hoe ruim zij ook is, te beperkt voor hen werd, en hunne lichamen te klein werden voor hunne zielen, en zij kwamen tot de overtuiging, dat er tegen God geen schuilplaats was, tenzij men zijne toevlucht tot hem nam. Hij wendde zich daarop tot hen, opdat zij berouw mochten gevoelen; want God is vergevingsgezind en genadig.

Hollandaca — Siregar

En (ook) tegenover de drie die waren achtergebleven totdat de aardc mct (al) haar wijdsheid, voor hen te nauw werd en zij benauwdheid voelden en zij ervan overtuigd waren dat er geen toevluchtsoord was tegen de (bestraffing van) Allah, behalve bij Hem. Daarna aanvaardde Hij hun berouw opdat zij berouwvol zouden blijven. Voorwaar, Allah, Hij is Vergevensgezind, Meest Barmhartig.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И (Аллах принял покаяние и даровал Свое прощение) тем троим [[Это – Ка’б бин Малик, Марара бин ар-Раби’ и Хиляль бин Умайя.]], которые были оставлены [решение Аллаха об их прощении было задержано]. А когда (от печали и сожаления) стала тесной земля для них (троих) несмотря на свою широту, и стали тесными для них их души [им стало не по себе] (от заботы, которая постигла их), и думали они, что нет убежища от Аллаха [от Его наказания] иначе, как (только) (вернувшись) к Нему (с покаянием). Потом Он принял и их покаяние [даровал им прощение], чтобы они (могли) раскаяться: ведь поистине, Аллах – Принимающий покаяние (и) Милосердный!

Rusça — Osmanov

[Он простил] также тех трех [мужей], которые отстали [в пути во время похода на Табук], так что земля при всей ее протяженности стала тесной для них, а сердца их сжались [от страха], и они подумали, что нет им убежища от [наказания] Аллаха, кроме как у Него. Потом Он простил их, дабы они раскаялись, ибо Аллах - прощающий, милосердный.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och (Han har visat) de tre Sin nåd, de tre som inte gick med (i fälttåget) men som (till sist), när jorden och dess vidder tycktes dem trång och de greps av djup beklämning, förstod att de inte kunde fly bort från Gud utan måste (finna en väg) tillbaka till Honom. Då inneslöt Han dem i Sin nåd, så att de i ånger kunde vända sig ifrån synden; Gud, den Barmhärtige, går den ångerfulle till mötes.