Enfal Suresi 17. Ayet — Elfaz
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1فَلَمْfe lemİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nefi
2تَقْتُلُوهُمْteḳtulūhumonları siz öldürmedinizMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabق ت لöldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül, bir şeyi tamamen/iyi bilmek, bir şeyle tanışık olmak
3وَلٰكِنَّve lākinnefakatİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
4اللّٰهَ(a)llaheAllahLafza-i Celal
5قَتَلَهُمْḳatelehumonları öldürdüMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق ت لöldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül, bir şeyi tamamen/iyi bilmek, bir şeyle tanışık olmak
6وَمَاve māİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nefi
7رَمَيْتَrameytesen atmadınMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabر م يatmak, fırlatmak, atarak vurmak, suçlamak, yüklemek, suç atmak
8اِذْiƶzamanZaman Zarfı
9رَمَيْتَrameyteattığınMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabر م يatmak, fırlatmak, atarak vurmak, suçlamak, yüklemek, suç atmak
10وَلٰكِنَّve lākinnefakatİsti'nafiye Edatı+Harf-i Nasb
11اللّٰهَ(a)llaheAllahLafza-i Celal
12رَمٰىramāattıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibر م يatmak, fırlatmak, atarak vurmak, suçlamak, yüklemek, suç atmak
13وَلِيُبْلِيَve li yubliyesınamak içinBağlaç+Ta'lil (Sebep) Edatı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıب ل وDenemek, test etmek, sınamak, imtihan etmek
14الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīneMü'minleriMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
15مِنْهُminhukendindenHarf-i Cer+Zamir
17حَسَنًاHasenengüzelSıfatح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.
18اِنَّinnedoğrusuHarf-i Nasb
19اللّٰهَ(a)llaheAllahLafza-i Celal
20سَمِيعٌsemīǔnişitendirİsimس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
21عَلِيمٌǎlīmunbilendirSıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname