(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِرِينَ
ve ğadev ǎlā Hardin ḳādirīne
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (81 / 81 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Ve kendilerini, yoksulları men etmeye güçleri yeter sanarak erkenden gittiler.
Abdulkadir Gölpınarlı
Ve kendilerini, yoksulları men etmeye güçleri yeter sanarak erkenden gittiler.
Adem Uğur
(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Ahmed Hulusi
Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.
Ahmet Tekin
Yoksullara yardıma güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve kararı ile erkenden yola düştüler.
Ahmet Varol
(Yoksulları) engellemeye güç yetirecekleri zannıyla erkenden gittiler.
Ali Bulaç
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Ali Fikri Yavuz
Hem zanlarınca, miskinleri mahrum etmeğe güçleri yeterek erkenden gittiler...
Ali Rıza Safa
Ve kararlı olarak, sabah erkenden vardılar.
Bayraktar Bayraklı
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
Bekir Sadak
Yoksullara yardim etmeye gucleri yeterken boyle konusarak erkenden gittiler.
Celal Yıldırım
(Yoksulu) engellemeye güçleri yeter halde sabah erkenden gittiler.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
Amaçlarını, planladıkları gibi gerçekleştirmek üzere erkenden yola düşüp gittiler.
Diyanet İşleri
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Diyanet İşleri (eski)
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
Diyanet Vakfi
(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
(Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.
Erhan Aktaş
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
Fizilal-il Kuran
Ürünleri toplayacaklarından emin olarak erkenden gittiler.
Gültekin Onan
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Hamdi Döndüren
(Yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyetiyle erkenden bahçeye gittiler.
Hasan Basri Çantay
(Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.
Hasib Asutay
(Yoksulları) engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Hayrat Neşriyat
Hâlbuki (fakirlere yardıma) güçleri yeten kişiler oldukları hâlde, (onları yardımdan)mahrûm etmek üzere erkenden gittiler.
İbni Kesir
Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.
Mehmet Okuyan
Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).
Muhammed Esed
ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.
Mustafa İslamoğlu
Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.
Ömer Nasuhi Bilmen
(24-25) «Sakın bugün aranızda bir yoksul o bostana girivermesin,» diyorlardı. Ve yoksulları men'e kâdir oldukları halde erkenden gidiverdiler.
Ömer Öngüt
(Yoksullara yardım etmeye) güçleri yettiği halde, böyle konuşarak erkenden gittiler.
Suat Yıldırım
Yoksulları engelleme azmi içinde ilerlediler.
Süleyman Ateş
Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
Süleymaniye Vakfı
(Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Karar verdikleri gibi erkenden hırsla oraya vardılar.
Şaban Piriş
Varlıklı oldukları halde (muhtaçları) engellemek için erken yola çıktılar.
Tefhim-ul Kuran
(Yoksulları) Engellemeğe güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
Ümit Şimşek
Erkenden vardılar, yoksula engel olmak ellerindeymiş gibi.
Yaşar Nuri Öztürk
Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Onlar bu məqsədlə kasıbları bağa buraxmamağa qadir olacaqlarını zənn edib erkən getdilər.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Onlar (yoxsulları) bağa buraxmağa qadir olacaqlarını güman edərək erkən getdilər. Və ya: Onlar gücləri yetdiyi halda (yoxsulları) yardımdan məhrum etməkdən ötrü sübh tezdən yola düzəldilər
Almanca (3)
Almanca — Der Edle Quran
Und sie gingen hin in der Morgenfrühe, zum Verwehren bereit.
Almanca — M. A. Rassoul
Und sie gingen in der Frühe hin mit dem festen Vorsatz, geizig zu sein.
Almanca — Muhammad Zaidan
Und sie gingen in der Frühe zum Fernhalten fähig.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
And thus they finally and firmly resolved not to be moved from their purpose and course of action.
Abdul Haleem
they left early, bent on their purpose-
Abdullah Yusuf Ali
And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.
Abul A'la Maududi
They went forth early, believing that they had the power (to gather the fruit).
Aisha Bewley
They left early, intent on carrying out their scheme.
Al-Hilali & Khan
And they went in the morning with strong intention, thinking that they have power (to prevent the poor taking anything of the fruits therefrom).
Ali Quli Qarai
They set out early morning, [considering themselves] able to grudge.
Amatul Rahman Omar
And they repaired to the garden early with the dawn (thinking about themselves as) having the power to shut out (the poor from entry).
Arthur John Arberry
And they went forth early, determined upon their purpose.
Bijan Moeinian
They were sure of their harvest.
E. Henry Palmer
And they went early deciding to be stingy.
Edip-Layth
They went, ready to harvest.
George Sale
And they went forth early, with a determined purpose.
Hamid S. Aziz
And in the morning they went, strong in this (evil) resolve.
Mahmoud Ghali
And they went forth early, determined on interdiction.
Marmaduke Pickthall
They went betimes, strong in (this) purpose.
Mohamed Ahmed - Samira
They left early in the morning bent on this purpose.
Muhammad Asad
– and early they went, strongly bent upon their purpose.
Mustafa Khattab
And they proceeded early, totally fixated on their purpose.
Progressive Muslims
And they went, ready to harvest.
Sahih International
And they went early in determination, [assuming themselves] able.
Sam Gerrans
And they went early, determined upon their purpose.
Shabbir Ahmed
And early they went strong in their resolve (to keep the poor away).
Syed Vickar Ahamed
And they opened the morning, strong in an (unjust) claim.
Taqi Usmani
And in early hours they rushed quickly, while they were (assuming themselves) powerful (to pluck the fruits and prevent the poor.)
The Monotheist Group
And they went, ready to harvest.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Ils partirent de bonne heure décidés à user dʹavarice (envers les pauvres), convaincus que cela était en leur pouvoir.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Ew sibehê zû bi rê ketin û ji wan we ye ku ew dê bigihîjin armanca xwe.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
En zij waren vroeg weggegaan met de bedoeling daartoe in staat te zijn.
Hollandaca — Salomo Keyzer
En zij vertrokken vroeg, met het voorgestelde doel, niets te geven.
Hollandaca — Siregar
En zij vertrokken die ochtend, vastbesloten om (de armen) te weren.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
И пошли они утром (в свой сад), с намерением и полагали, что они смогут (сделать то, что решили).
Rusça — Osmanov
И они шли с твердым намерением не впускать [чужих].
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
Och de begav sig tidigt i väg, beslutna att genomföra vad de hade föresatt sig.