Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.

فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْرًا

fe ƶāḳat vebāle emrihā ve kāne ǎāḳibetu emrihā ḣusran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَذَاقَتْfe ƶāḳatذ و قTadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygutaddı
2وَبَالَvebāleو ب لDökmek, büyük damlalar halinde yağmak, şevkle takip etmek.vebalini
3اَمْرِهَاemrihāا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakişinin
4وَكَانَve kāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve idi
5عَاقِبَةُǎāḳibetuع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonucu
6اَمْرِهَاemrihāا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakişinin
7خُسْرًاḣusranخ س رKayıp veya azalma yaşamak, aldatılmak/kandırılmak/baştan çıkarılmak/atlatılmak, hata yapmak/yoldan çıkmak/doğru yoldan sapmak/doğru yolu kaçırmak, yok olmak veya ölmek, bir şeyi kusurlu veya eksik yapmak, yok etmek veya yok olmasına sebep olmak, birini uzaklaştırmak/yabancılaştırmak/soğutmak, hain/alçak/aşağılık olmak, sadakatsiz olmak, cimri olmak, insanlar arasında küçük/önemsiz/zayıf olmak, başkasının davetini reddetmek.bir ziyan

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken yaptıklarının vebâlini tatmışlardır da işlerinin sonu, ziyan olup gitmiştir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken yaptıklarının vebâlini tatmışlardır da işlerinin sonu, ziyan olup gitmiştir.

Adem Uğur

Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.

Ahmed Hulusi

Böylece işlerinin vebalini tattı ve işlerinin sonu hüsran oldu.

Ahmet Tekin

Allah ve Rasulünün ortaya koyduğu düzene, şeriata karşı uyguladıkları planlarının cezasını tattılar. Hayatları dünyada da, âhirette de hüsran ile neticelendi.

Ahmet Varol

Böylece onlar yaptıklarının cezasını tattılar. İşlerinin sonu da hüsran oldu.

Ali Bulaç

Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu bir hüsran oldu.

Ali Fikri Yavuz

Öylece küfürlerinin cezasını taddılar ve işlerinin sonu bir hüsran oldu. (Ahirette de bir perişanlık içindeler.)

Ali Rıza Safa

Sonunda, yaptıklarının kötü sonucunu tattılar. Çünkü yaptıklarının sonu yıkım oldu.

Bayraktar Bayraklı

Böylece yaptıklarının cezasını çekmişler ve sonuçları hüsran olmuştur.

Bekir Sadak

Onlar, islerinin karsiligini tattilar; islerinin sonu husran oldu.

Celal Yıldırım

Böylece onlar, yaptıklarının vebalini tattılar da işlerinin sonu hüsran oldu.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Böylece yaptıklarının cezasını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.

Diyanet İşleri

Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.

Diyanet İşleri (eski)

Onlar, işlerinin karşılığını tattılar; işlerinin sonu hüsran oldu.

Diyanet Vakfi

Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

İşlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonucu tam bir hüsran olmuştur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O şekilde yaptığının cezasını tattı ve işinin sonucu bir hüsran oldu.

Elmalılı Hamdi Yazır

O suretle emrinin vebalini tattı ve işinin akıbeti bir hüsran oldu

Erhan Aktaş

Böylece işinin vebalini tattı. İşinin sonu da hüsran oldu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Böylece işinin vebalini tattı. İşinin sonu da hüsran oldu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Böylece işlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonu hüsran oldu.

Fizilal-il Kuran

Onlar yaptıklarının karşılığını tatmışlardır. İşlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.

Gültekin Onan

Artık o (ülkelerin halkı), buyruğunun karşılığını tattı ve buyruğunun sonucu bir hüsran oldu.

Hamdi Döndüren

Böylece yaptıklarının karşılığını tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

Hasan Basri Çantay

İşte o (her memleket halkı) yapdığının ağırlığını tatmış, işinin sonu bir hüsran (ve helak) olmuşdur.

Hasib Asutay

Böylece onlar, işlerinin (yaptıklarının) cezasını tattılar. Ve işlerinin sonu (tam) bir hüsran olmuştur.

Hayrat Neşriyat

Öyle ki (onlar) işlerinin vebâlini tattı ve işlerinin âkıbeti hüsrân oldu!

İbni Kesir

Onlar, yaptıklarının karşılığını tatmışlardır. İşlerinin sonu ise hüsran olmuştur

Mehmet Okuyan

Böylece onlar da işlerinin cezasını tatmış (olacak)lardır; işlerinin sonu da tam bir kayıptır.

Muhammed Esed

Ve böylece onlar kendi yaptıklarının kötü meyvelerini tattılar; (bu dünyada,) yaptıklarının sonu yıkım oldu;

Mustafa İslamoğlu

Nihayet yaptıklarının vebalini tatmışlar, işledikleri şeyler sonucunda yıkıma uğramışlardır.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık işlerinin vebalini tattı ve işlerinin sonu bir hüsrândan ibaret oldu.

Ömer Öngüt

Böylece onlar kendi yaptıklarının cezasını çektiler. İşlerinin sonucu da tam bir hüsran oldu.

Suat Yıldırım

Böylece kötü işlerinin sorumluluğunu tattılar, işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.

Süleyman Ateş

İşinin vebalini taddı. İşinin sonucu da tüm bir ziyan idi.

Süleymaniye Vakfı

Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Böylece ettiklerini bulmuş, işlerinin sonu hüsran olmuştur.

Şaban Piriş

Yaptıklarının cezasını çektiler ve yaptıklarının sonucu hüsran oldu.

Tefhim-ul Kuran

Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu da bir hüsran oldu.

Ümit Şimşek

Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

Yaşar Nuri Öztürk

Böylece onlar, yaptıklarının vebalini tattılar ve işlerinin sonu hüsran oldu.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar əməllərinin cəzasını daddılar və aqibətləri ziyana uğramaq oldu.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar əməllərinin cəzasını aldılar və axırda işləri ziyana uğramaq oldu.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So erlitten sie die Folgen ihrer schlimmen Taten, und das Ende ihres Verhaltens war Untergang..

Almanca — Der Edle Quran

Da kosteten sie die schlimmen Folgen ihres Verhaltens, und das Ende ihres Verhaltens war (nur) Verlust.

Almanca — M. A. Rassoul

So kostete sie die bösen Folgen ihres Betragens, und am Ende ihres Betragens stand ein Verlust.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann erfuhren sie die bösen Konsequenzen ihrer Angelegenheit. Und das Anschließende ihrer Angelegenheit war Verlust.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And justly did they taste the fatal consequence of the evil way they conducted themselves in life! And the logical sequence of their behavior was evil consequence and the suffering of a great loss.

Abdul Haleem

to make them taste the ill effect of their conduct- the result of their conduct was ruin.

Abdullah Yusuf Ali

Then did they taste the evil result of their conduct, and the End of their conduct was Perdition.

Abul A'la Maududi

So they tasted the evil fruit of their deeds; and the fruit of their deeds was utter loss.

Aisha Bewley

They tasted the evil consequences of what they did and the end of their affair was total loss.

Al-Hilali & Khan

So it tasted the evil result of its affair (disbelief), and the consequence of its affair (disbelief) was loss (destruction in this life and an eternal punishment in the Hereafter).

Ali Quli Qarai

So it tasted the evil consequences of its conduct, and the outcome of its conduct was ruin.

Amatul Rahman Omar

So they suffered the (evil) consequences of their deeds, and the subsequent end of their affairs was (in the form of) loss.

Arthur John Arberry

So it tasted the mischief of its action, and the end of its affair was loss.

Bijan Moeinian

They suffered in account of their ill-choice. What a loss they chose deliberately.

E. Henry Palmer

And they tasted the evil results of their conduct; and the end of their conduct was loss!

Edip-Layth

They tasted the result of their actions, and the consequence of their actions was a total loss.

George Sale

And they tasted the evil consequence of their business; and the end of their business was perdition.

Hamid S. Aziz

So it tasted the evil result of its conduct, and the end of its affair was perdition.

Mahmoud Ghali

So it tasted the pernicious result of the Command (of Allah) to it; and the end of the Command (to it) was loss.

Marmaduke Pickthall

So that it tasted the ill-effects of its conduct, and the consequence of its conduct was loss.

Mohamed Ahmed - Samira

So they tasted the pain of their actions; and the consequence of their deeds was ruin.

Muhammad Asad

and thus they had to taste the evil outcome of their own doing: for, [in this world,] the end of their doings was ruin,

Mustafa Khattab

So they tasted the evil consequences of their doings, and the outcome of their doings was ˹total˺ loss.

Progressive Muslims

They tasted the result of their actions, and the consequence of their actions was a total loss.

Sahih International

And it tasted the bad consequence of its affair, and the outcome of its affair was loss.

Sam Gerrans

So it tasted the evil consequences of its affair, and the final outcome of its affair was loss.

Shabbir Ahmed

And thus it tasted the calamitous outcome of its own doing. For, the consequence of their deeds was an utter loss.

Syed Vickar Ahamed

Then they tasted the evil result of their conduct, and the end of their action was (their) total loss.

Taqi Usmani

Thus they tasted the evil consequence of their acts, and the end of their conduct was loss.

The Monotheist Group

They tasted the result of their actions, and the consequence of their actions was a total loss.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Elles goûtèrent donc la conséquence de leur comportement. Et le résultat final de leurs actions fut (leur) perdition.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wan cezayê kar û kiryarên xwe tehm kirin û dawiya rewşa wan jî ziyan e.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij proefden toen het walgelijke van hun gedrag en hun einde was een verloren zaak.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij ondervonden het slechte gevolg hunner zaak; en het einde hunner zaak was hun ondergang.

Hollandaca — Siregar

Zij proefden toen het kwaad van hun wandaden, en het einde van hun zaak was een verlies.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И вкусили они [те неверующие] пагубность своих дел [наказание за свое неверие], и последствия их дела [неверия] оказались убытком [погибелью].

Rusça — Osmanov

И они вкусили кару за свои деяния, и их деяния обернулись ущербом [для них].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och de måste smaka de bittra frukterna av sina handlingar och resultatet var (deras) slutliga undergång och förintelse;