Saf Suresi 5. Ayet — Elfaz
Hani Musa kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
1وَاِذْve iƶbir zamanİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
2قَالَḳāledemiştiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3مُوسٰىmūsāMusaÖzel İsim
4لِقَوْمِهِli ḳavmihikavmineHarf-i Cer+İsim+Zamirق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
5يَاقَوْمِyā ḳavmiEY/HEY/AH kavmimNida Edatı+İsim+Zamirق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
6لِمَli meniçin?Harf-i Cer+Soru Eki
7تُؤْذُونَنِيtu'ƶūnenībeni incitiyorsunuzMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıا ذ يO rahatsız edildi/sıkıldı/acı çekti, hoş olmayan şeyler yaşadı/deneyimledi, rahatsızlık durumu.
8وَقَدْve ḳadhaldeHaliye Edatı+Kesinlik Edatı
9تَعْلَمُونَteǎ'lemūnebiliyorsunuzMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
10اَنِّيennīgerçekten benimHarf-i Nasb+Zamir
11رَسُولُrasūluelçisi (olduğumu)İsimر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risale
12اللّٰهِ(a)llahiAllah'ınLafza-i Celal
13اِلَيْكُمْileykumsizeHarf-i Cer+Zamir
14فَلَمَّاfe lemmāzamanİsti'nafiye Edatı+Zaman Zarfı
15زَاغُواzāğūonlar eğrildiğiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibز ي غGeri çekilmek/sapmak/yoldan çıkmak, kenara çekilmiş, şüphe duyan.
16اَزَاغَezāğaeğrilttiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıز ي غGeri çekilmek/sapmak/yoldan çıkmak, kenara çekilmiş, şüphe duyan.
17اللّٰهُ(a)llahuAllah daLafza-i Celal
18قُلُوبَهُمْḳulūbehumkalbleriniİsim+Zamirق ل بkalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp
19وَاللّٰهُve(a)llahuve Allahİsti'nafiye Edatı+Lafza-i Celal
20لَاlāHarf-i Nefi
21يَهْدِيyehdīdoğru yola iletmezMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
22الْقَوْمَl-ḳavmekavmiMarife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
23الْفَاسِقِينَl-fāsiḳīneyoldan çıkanMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatف س قİtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak.