En'am Suresi 53. Ayet — Elfaz
Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, "Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü?" desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?
1وَكَذٰلِكَve ke ƶālikeböyleceİsti'nafiye Edatı+Harf-i Cer+İşaret Zamiri
2فَتَنَّاfetennābiz denedikMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrف ت نDenemek veya kanıtlamak, zulmetmek, yakmak, denemek, sıkıntıya ve zorluğa sokmak, katletmek, hataya sürüklemek, herhangi bir yolla imandan saptırmak, yanıltmak, görüş ayrılığı veya anlaşmazlık yaratmak, kötülük, karışıklığa sokmak, cezalandırmak, cevap veya mazeret sunmak, ayartmak, ayartmaya yönlendirmek, girişimde bulunmak, baştan çıkarmak. Fitne - zulüm, deneme, sınama, yakma, deneme, cevap, mazeret, savaş, bir kişinin iyi veya kötü açıdan durumunun ortaya çıktığı araçlar, zorluk, ceza, cevap, ayartma, ateşle yakma.
5لِيَقُولُواli yeḳūlūdemeleri içinTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
6اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِe hā'ulā'işunlara mı?Soru Eki+İşaret Zamiri
7مَنَّmennelutfu layık gördüMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.
8اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
9عَلَيْهِمْǎleyhimkendilerineHarf-i Cer+Zamir
10مِنْmin-danHarf-i Cer
11بَيْنِنَاbeynināaramız-İsim+Zamirب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
12اَلَيْسَe leysedeğil midir?Soru Eki+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibل ي سDeğil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir
13اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
14بِاَعْلَمَbi eǎ'lemedaha iyi bilenHarf-i Cer+İsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
15بِالشَّاكِرِينَbi ş-şākirīneşükredenleriHarf-i Cer+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimش ك رTeşekkür etmek, minnettar olmak, birinin iyiliğini fark etmek veya kabul etmek, övmek. Şükür - teşekkür etme, minnettarlık. Şakir - teşekkür eden veya minnettar olan, takdir edilen ve ödülde cömert olan.