En'am Suresi 109. Ayet — Elfaz
Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"
1وَاَقْسَمُواve eḳsemūve yemin ettilerİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıق س مBölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.
2بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'aHarf-i Cer+Lafza-i Celal
3جَهْدَcehdegüçlüİsimج ه دÇabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya bir şeyi incelemek, gücünün ötesinde yük bindirmek veya zayıflatmak veya yormak, bir şeyi çalkalayıp özünü çıkarmak, bir şeyi çok şiddetle istemek veya özlemek, üzerine yüklemek veya sıkıştırmak, belirgin hale gelmek, bir dava uğruna savaşmak, aşırı zorluk veya sıkıntı durumunda olmak, bir şey üzerine düşünmek, aşırı yüklemek (deve veya sığır gibi), bir şeyin peşinden koşmak, zorluklara karşı mücadele etmek.
4اَيْمَانِهِمْeymānihimyeminleriyleİsim+Zamirي م نSağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli.
5لَئِنْle ineğerLam-ı Te'kid+Şart Edatı
6جَاءَتْهُمْcā'ethumkendilerine gelirseMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
7اٰيَةٌāyetunbir mu'cizeİsimا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
8لَيُؤْمِنُنَّle yu'minunnemutlaka inanacaklarınaLam-ı Te'kid+Muzari Fiil+Nun-u Te'kidFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
9بِهَاbihāonaHarf-i Cer+Zamir
10قُلْḳulde kiEmir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatabق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
11اِنَّمَاinnemāancakHarf-i Nasb+Engel Eki
12الْاٰيَاتُl-āyātuMu'cizelerMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
13عِنْدَǐndekatındadırMekan Zarfıع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.
14اللّٰهِ(a)llahiAllahLafza-i Celal
15وَمَاve mādeğil misiniz?Bağlaç+Soru Eki
16يُشْعِرُكُمْyuş'ǐrukumşuurundaMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıش ع رbilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi söz
17اَنَّهَٓاennehāo (mu'cize)Harf-i Nasb+Zamir
18اِذَاiƶāne zamanZaman Zarfı
19جَاءَتْcā'etgelmiş olsaMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak
20لَاlāHarf-i Nefi
21يُؤْمِنُونَyu'minūneonlar inanmazlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman