Mücadele Suresi 11. Ayet — Elfaz
Ey iman edenler! Size, "Meclislerde yer açın" denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, "Kalkın", denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
1يَاأَيُّهَاyā eyyuhāEY/HEY/AH SİZ!Nida Edatı+İsim
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3اٰمَنُٓواāmenūinanan(lar)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
4اِذَاiƶāzamanZaman Zarfı
5قِيلَḳīledendiğiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
6لَكُمْlekumsizeHarf-i Cer+Zamir
7تَفَسَّحُواtefesseHūyer açınEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · Tefa''ul Bâbıف س حGeniş olmak, yer açmak, uzun adımlar atmak. Geniş/enli olmak, genişletmek, bir yerde rahatına bakmak.
8فِيfīHarf-i Cer
9الْمَجَالِسِl-mecālisimeclislerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimج ل سOturmak, bağdaş kurmak, birisi veya başkalarıyla birlikte oturmak.
10فَافْسَحُواfe fseHūyer açın kiİsti'nafiye Edatı+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabف س حGeniş olmak, yer açmak, uzun adımlar atmak. Geniş/enli olmak, genişletmek, bir yerde rahatına bakmak.
11يَفْسَحِyefseHigenişlik versinMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibف س حGeniş olmak, yer açmak, uzun adımlar atmak. Geniş/enli olmak, genişletmek, bir yerde rahatına bakmak.
12اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
13لَكُمْlekumsizeHarf-i Cer+Zamir
14وَاِذَاve iƶāzaman daBağlaç+Zaman Zarfı
15قِيلَḳīledendiğiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
16انْشُزُواnşuzūkalkınEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabن ش زYüksek olmak, yukarı kaldırılmak, yükselmek, kötü davranmak, itaatsiz olmak, kötü muamele etmek, asi olmak, nefret etmek, tiksinmek, kayıtsız kalmak, haksız muamele etmek, nezaketsiz davranmak, terk etmek
17فَانْشُزُواfe nşuzūkalkın kiİsti'nafiye Edatı+Emir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatabن ش زYüksek olmak, yukarı kaldırılmak, yükselmek, kötü davranmak, itaatsiz olmak, kötü muamele etmek, asi olmak, nefret etmek, tiksinmek, kayıtsız kalmak, haksız muamele etmek, nezaketsiz davranmak, terk etmek
18يَرْفَعِyerfeǐyükseltsinMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibر ف عYükseltmek, yukarı kaldırmak, yüceltmek, övmek, yukarı almak, kaldırmak/vinçle çekmek, yüceltmek, Kha-Fa-Daad'ın zıttı [56:3], dikmek, yüksek/görkemli yapmak, alıp taşımak, görünür kılmak, yüceltmek, ilerletmek, bir şeyi yakına getirip sunmak veya teklif etmek, öne sürmek, uzaklaştırmak, kaybolmak, geriye doğru izlemek, onurlandırmak, saygı göstermek, tanıtmak, arıtmak, bilinir kılmak, yukarı çıkmak, yüksek rütbe/durum/hal
19اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
20الَّذِينَ(e)lleƶīnekimseleriİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
21اٰمَنُواāmenūinanan(ları)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
22مِنْكُمْminkumsizdenHarf-i Cer+Zamir
23وَالَّذِينَve(e)lleƶīneve kendilerineBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
24اُو۫تُواūtūverilenleriMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
25الْعِلْمَl-ǐlmeilimMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
27وَاللّٰهُve(a)llahuve AllahBağlaç+Lafza-i Celal
28بِمَاbimāşeyleriHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
29تَعْمَلُونَteǎ'melūneyaptıklarınızMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalat
30خَبِيرٌḣabīrunhaber almaktadırİsimخ ب رBilmek/sahip olmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, bir şeyi iç veya gerçek durumuna göre bilmek, bilgilendirilmiş/tanıdık.