Maide Suresi 26. Ayet — Elfaz
Allah, şöyle dedi: "O halde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme."
1قَالَḳāle(Allah) buyurdu kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2فَاِنَّهَاfe innehāşüphesiz orasıZaid Harf+Harf-i Nasb+Zamir
3مُحَرَّمَةٌmuHarrametunyasaklandıİsimح ر مYasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan mahrum bırakmak, talihsiz kılmak, inatla ısrar etmek, tartışma veya davada veya çekişmede ısrar etmek, asi veya inatçı olmak, bir şeyi sıkıca bağlamak, bir şeyden uzak durmak, kumar oyununda bahis veya iddia için yarışmada birini yenmek, yasaklama durumunda olmak, kendini korumak veya savunmak.
4عَلَيْهِمْǎleyhimonlaraHarf-i Cer+Zamir
7يَتِيهُونَyetīhūneşaşkın şaşkın dolaşacaklarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibت ي هDikkat dağıtıcı şekilde dolaşmak, şaşkın şaşkın dolaşmak, sapmak, yolunu kaybetmek, kafası karışmak, doğru yolu kaçırmak, kaybolmak, ihmal etmek, aklı karışmak/düzensiz ve karmaşık hale gelmek, kendini yüceltmek, gururlu veya küstah davranmak.
8فِيfīHarf-i Cer
9الْاَرْضِl-erDio yerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
10فَلَاfe lāZaid Harf+Harf-i Nefi
11تَأْسَte'sesen üzülmeMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabا س وHerhangi birini taklit etmek. Örnek, taklit, rahatlama, teselli, kalıp, örnek alınmaya değer model.
12عَلَىǎlāüzerineHarf-i Cer
13الْقَوْمِl-ḳavmitoplumMarife (Belirlilik Takısı)+İsimق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
14الْفَاسِقِينَl-fāsiḳīneyoldan çıkmışMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatف س قİtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak.