Nisa Suresi 133. Ayet — Elfaz
Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir.
1اِنْineğerŞart Edatı
2يَشَأْyeşe'(Allah) dilerseMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
3يُذْهِبْكُمْyuƶhibkumsizi götürürMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıذ ه بgitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermek
4اَيُّهَاeyyuhāeyİsim
5النَّاسُn-nāsuinsanlarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.
6وَيَأْتِve ye'tive getirirBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek
7بِاٰخَرِينَbi āḣarīnebaşkalarınıHarf-i Cer+İsimا خ رgeri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım
8وَكَانَve kāneveİsti'nafiye Edatı+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
9اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
10عَلٰىǎlāHarf-i Cer
11ذٰلِكَƶālikebunaİşaret Zamiri