Sebe Suresi 33. Ayet — Elfaz
Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.
1وَقَالَve ḳāleve dedi(ler)Bağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3اسْتُضْعِفُواstuD'ǐfūzayıf düşürülen(ler)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İstif'âl Bâbıض ع فZayıf/güçsüz/hasta olmak. Bir kişiyi zayıf düşünmek, saymak, davranmak veya görmek. Aşmak, iki kat, çok katlı, ikiye katlamak, üçe katlamak, çoklu kelimeler. Benzer, eşit miktar veya bir o kadar daha.
4لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselereHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5اسْتَكْبَرُواstekberūbüyüklük taslayan(lara)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İstif'âl Bâbıك ب رSert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak, kendini mükemmel görmek, başkalarının eylemlerini aşmak, övünmek, büyük olmaya çabalamak/çalışmak, bir şeyi küçümsemek, bir şeyden küçümseyerek uzaklaşmak, kendini bir şeyden üstün tutmak.
6بَلْbelhayırİdrab (Vazgeçme) Edatı
8الَّيْلِl-leyligeceMarife (Belirlilik Takısı)+İsimل ي لGece, karanlık, akşam karanlığı, ışıksız zaman dilimi, gece karanlığı, geceleyin
9وَالنَّهَارِve n-nehārive gündüzBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimن ه رakıtmak, akan su oluşturmak, geri püskürtmek, kınamak, bol miktarda akmak, geri sürmek, gözdağı vermek, azarlamak, gündüz vakti yapmak, gün, gündüz, gün ışığı saatleri (şafaktan alacakaranlığa kadar)
10اِذْiƶZaman Zarfı
11تَأْمُرُونَنَاte'murūnenābize emrediyordunuzMuzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatabا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
12اَنْenMasdar Harfi
13نَكْفُرَnekfurainkar etmemiziMuzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
14بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ıHarf-i Cer+Lafza-i Celal
15وَنَجْعَلَve nec'ǎleve koşmamızıBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
16لَهُlehuO'naHarf-i Cer+Zamir
18وَاَسَرُّواve eserrūve içlerinde gizledilerBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıس ر رSevinmek, mutlu olmak, gizlemek, saklamak, sır tutmak, iç, öz, merkez, göbek, yatak, taht, divan, koltuk
19النَّدَامَةَn-nedāmetepişmanlıklarınıMarife (Belirlilik Takısı)+İsimن د مGünahkar bir davranışın sonucu olarak tövbe ve pişmanlık duymak
20لَمَّاlemmāZaman Zarfı
21رَاَوُاraevugördüklerindeMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.
22الْعَذَابَl-ǎƶābeazabıMarife (Belirlilik Takısı)+İsimع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12
23وَجَعَلْنَاve ceǎlnābiz de geçirdikBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak
24الْاَغْلَالَl-eğlāledemir halkalarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimغ ل لGizlemek, bir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek, dolandırıcılık, aldatmak, giydirmek, üzerine koymak, susuzluktan yanmak, sadakatsiz olmak, yaka, kelepçe, zincirlemek/bağlamak, kişinin kendini gizlediği şey, dürüst olmama, samimiyetsizlik, gizli nefret, araziden elde edilen gelir
25فِيfīHarf-i Cer
27الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerinİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
28كَفَرُواkeferūinkar eden(ler)Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
29هَلْhelmı?Soru Eki
30يُجْزَوْنَyuczevnecezalandırılacaklarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibج ز يTatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek
31اِلَّاillābaşkasıylaHasr Edatı
32مَاmāşeylerdenİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
33كَانُواkānūolduklarıMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
34يَعْمَلُونَyeǎ'melūneyapıyor(lar)Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalat